Hız, veri ve dönüşümün merkezinde yer alan teknoloji şirketlerinde liderlik artık yalnızca yönetmek değil, sürekli yeniden kurmak anlamına geliyor. GetirMarket Genel Müdürü Elif Çar da kariyer yolculuğundan anneliğe uzanan deneyimiyle bu yeni liderlik anlayışının dikkat çeken isimlerinden biri. Anneler Günü öncesi, Çar ile iş dünyasında değişen dinamikleri, kadın liderliğini ve hayatın farklı rollerini nasıl dengelediği üzerine sohbet ettik.
Kariyerinizin dönüm noktası olarak gördüğünüz an neydi? Sizi bugünkü rolünüze taşıyan kırılma nerede yaşandı?
İş hayatına, o dönemde ilaç sektörünün bir numaralı şirketi olan Pfizer’da başladım. Pfizer, çalışanların kariyer yolunu destekleyen ve liderlik gelişimine önem veren bir kurumdu ve benim için de güzel bir okul oldu. O yıllarda birlikte çalıştığım birçok arkadaşım hâlâ Pfizer’da devam ediyorlar ve zaman içerisinde önemli görevler üstlendiler. Bense farklı sektörlerde de deneyim kazanma isteğiyle dört senenin sonunda Pfizer’dan ayrıldım ve bir arkadaşımın start-up kurma yolculuğuna eşlik ettim. Bu görece sıra dışı karar, ilerleyen yıllarda bana daha farklı adımlar atma cesareti kazandırdı ve yeni kapılar açtı.
Getir gibi hızlı büyüyen bir yapıda liderlik etmek, kariyerinizin önceki dönemlerinden nasıl ayrışıyor?
Getir, hızlı büyümesinin yanı sıra hâlâ şekillenen ve dönüşen yeni bir sektörün öncü oyuncularından biri olmasıyla da farklı bir öneme sahip. Bu nedenle bir lider olarak “Mevcut olanı nasıl daha iyi yaparım?” sorusundan ziyade, “İşi nasıl farklı yaparım ve daha sürdürülebilir hâle getiririm?” sorularına odaklanmam gerekiyor. Bu da yalnızca doğru bildiklerinizi sorgulamayı değil, kendi kurduğunuz yapıyı yıkıp yeniden inşa edebilmenizi gerektiriyor.
Hız, veri ve operasyonun bu kadar kritik olduğu bir sektörde karar alma refleksiniz nasıl şekilleniyor?
Aslında karar alma açısından oldukça avantajlı bir sektörde çalışıyorum. Çünkü aldığım kararların sonuçlarını birçok alanda çok hızlı ölçümleyebiliyor ve buna göre aksiyon alabiliyorum. Aynı zamanda altyapının tamamen dijital olması, eş zamanlı birçok testi yapabilmeyi mümkün kılıyor. Örneğin uygulamaya eklediğimiz yeni bir özelliği belirli bir müşteri grubuna açıp, sonuçlarına göre yaygınlaştırma kararı alabiliyoruz. Ancak bazen de uzun dönemde sonucunu göreceğimiz kararlar almak gerekiyor. Özellikle müşteri davranışını dönüştürmeye yönelik yatırım kararlarında, sektörü, müşteriyi ve makro dinamikleri doğru okuyabilmek, aynı zamanda da sonuç alana kadar kararın arkasında durabilmek oldukça önem kazanıyor.
Türkiye’de teknoloji şirketlerinde liderlik anlayışının son yıllarda nasıl değiştiğini düşünüyorsunuz?
Türkiye’de teknoloji şirketlerinde liderlik anlayışı son yıllarda hiyerarşik yapılardan çevik ve veri odaklı modellere doğru evrildi. Eskiden liderlik daha çok yön veren ve kontrol eden bir rolken, bugün ekipleri güçlendiren, hızlı karar almayı mümkün kılan ve öğrenme kültürünü besleyen bir yapıya dönüştü. Özellikle hızlı büyüyen yapılarda liderlerden “her şeyi bilen” olmaları değil, doğru soruları sorabilmeleri ve ekiplerinin önünü açmaları bekleniyor. Bunun yanında empati, şeffaflık ve kapsayıcılık da en az teknik yetkinlikler kadar kritik hâle geldi.
Ekip yönetiminde en çok önem verdiğiniz üç ilke nedir?
Ekibimdeki herkesin hem benimle hem de birbirleriyle güçlü bir güven ilişkisi kurmasını çok önemsiyorum. Güvenin olmadığı bir ortamda doğru kararları almak da verimli çalışmak da çok mümkün değil. İkinci olarak çeşitliliğe çok önem veriyorum. Ekip üyelerinin benzer geçmişlerden gelmemesi, farklı deneyim, yetkinlik ve bakış açılarını masaya getirmesi daha doğru kararlar alınmasını sağlıyor. Üçüncü olarak ortak hedeflere birlikte koşmanın başarının anahtarı olduğuna inanıyorum. Bu nedenle hedeflerin netliği, ortak bir dil oluşturulması ve belirlenen hedeflerin ödüllendirme sistemine entegre edilmesi büyük önem taşıyor.
Kriz anlarında liderlik tarzınız nasıl dönüşüyor?
Bulunduğum sektörün dinamik yapısı sayesinde çok sayıda kriz yönetme deneyimim oldu. Kriz anlarında iletişim en kritik unsur. Krizi çözebilmek için tüm paydaşları aynı hedef etrafında bir araya getirmek ve herkesin süreci sahiplenerek katkı vermesini sağlamak gerekiyor. Bunun yanında normalden daha görünür olmak, gelişmeleri anlık takip etmek ve hızlı aksiyon almak ekiplerdeki sahiplenmeyi ciddi şekilde artırıyor.
Kadın lider olarak iş dünyasında hâlâ aşılması gereken görünmez bariyerler var mı? “Cam tavan” tartışmalarının bugün geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
İş dünyasında bu konudaki farkındalık her geçen yıl artsa da cam tavanın hâlâ var olduğunu düşünüyorum. Üstelik çoğu zaman bunun bilinçli bir tercih olmadığını gözlemliyorum. Çocukluktan itibaren kadınlara ve erkeklere atfedilen rollerin ve sıfatların bilinçaltımıza işlenmiş olması, istemsizce yargılarımızı etkiliyor. Ancak farkındalık arttıkça ve bu konuya erkekler de daha aktif şekilde dahil oldukça, bu kalıpları kırmanın mümkün olduğuna inanıyorum.
İş dünyasında kadınların yükselişi konusunda sizi umutlandıran gelişmeler neler?
Her geçen gün daha fazla kadın liderin üst düzey roller üstlendiğini ve karar alma mekanizmalarında temsilinin arttığını görüyorum. Bunun güzel bir örneği de Getir; icra kurulunun %57’sini kadınlar oluşturuyor. Ayrıca aktif çalışan birçok dernek, vakıf ve kurum da bu konuda önemli rol oynuyor. Bu yıl parçası olduğum Yönetim Kurulunda Kadın Derneği gibi yapılar, farkındalığı artırma ve dönüşümü hızlandırma açısından çok değerli örnekler.
Genç kadın profesyonellere en kritik tavsiyeniz ne olur?
Kendi potansiyellerine inanmaları en önemli tavsiyem. Risk almaktan çekinmemelerini, konfor alanlarının dışına çıkmalarını ve kariyerlerini bilinçli şekilde yönlendirmelerini öneririm. Fırsatlar çoğu zaman hazır hissettiğinizde değil, cesaret gösterdiğinizde geliyor.
Annelik ve yoğun iş hayatınız arasında denge kurmak çok da kolay olmamalı… Bu denge sizin için ne ifade ediyor?
Zaman içerisinde iş ve özel hayatı iki ayrı öncelik listesi olarak yönetmenin sürdürülebilir olmadığının farkına vardım. İkisi de tam zamanlı sorumluluklar ve ayrı ayrı mükemmel yönetilmeye çalışıldığında yıpratıcı oluyor. Bu nedenle zamanla hepsini tek bir öncelik setinde ele almayı öğrendim. Bunun yanı sıra etrafınıza kurduğunuz güçlü bir destek sistemi oldukça önemli. Hem işte hem evde güvenebileceğiniz insanlardan destek almak dengeli bir hayat yaşamayı mümkün kılıyor.
Annelik, liderlik yaklaşımınızı nasıl etkiledi?
Annelik çok dönüştürücü ve geliştirici bir süreç. Hem kendi çocukluğunuza dönüp kendinizi daha çok tanımanıza hem de daha önce karşılaşmadığınız yeni durumlarla başa çıkmanıza olanak tanıyor. Anne olduktan sonra kendimi daha da iyi tanıdım ve anneliğin daha otantik bir lider olmama katkı sağladığını düşünüyorum.
Günümüzde kariyer sahibi kadınların yaşadığı “suçluluk duygusu” ile baş etmek, çalışan anneler için önemli bir başlık. Siz bu konuda nasıl bir yaklaşım benimsiyorsunuz?
Bu duyguyu ben de yaşadım ve zamanla daha dengeli bir bakış açısı geliştirdim. Çocuklarımın gerçekten ihtiyaçları olduğunda ve onlar için önemli zamanlarda muhakkak yanlarında olmaya öncelik veriyorum. Diğer zamanlarda ise daha uzun vadeli düşünmeye çalışıyorum. Çocuklarımın bundan 15-20 yıl sonra benim bulunduğum noktadan gurur duyacaklarını, çalışmanın ve sorumluluk sahibi olmanın değerini benden görerek öğreneceklerini düşünmek kendimi iyi hissetmeme yardımcı oluyor.
İş dışında sizi besleyen alanlar neler?
Öncelikle arkadaşlarım. Uzun yıllara dayanan dostluklarım var ve onların bana kattığı enerji, huzur ve neşe çok kıymetli. Bunun yanında ailemle geçirdiğim, özellikle spor odaklı tatiller ve okumak beni en çok besleyen aktiviteler.