Dünyanın en büyük uluslararası müteahhitlik şirketleri arasında yer alan Esta Construction çatısı altında faaliyet gösteren Benesta, global mühendislik deneyimini Türkiye’ye taşıyor. Benesta Genel Müdürü Roksana Diker ile sürdürülebilirlikten zamansız mimariye, şehir yaşamından kadın liderliğine uzanan yeni gayrimenkul anlayışını konuştuk.
Diker’e göre yeni dönemin en büyük lüksü; doğayla uyumlu, insanı merkeze alan ve şehirle birlikte yaşayan projeler üretmek. Benleo Acıbadem ise bu vizyonun en güçlü örneklerinden biri olarak, parkı ve yeni nesil kent meydanıyla Anadolu Yakası’nın yeni yaşam merkezi olmaya hazırlanıyor.
Milyar dolarlık projelere uzanan bir kariyer hikayeniz var. Bugün geriye baktığınızda, Roksana Diker’i bu yolculukta en çok hangi dönemeç değiştirdi?
Aslında bu yolculuk boyunca beni dönüştüren tek bir an değil; ancak dönüp baktığımda en büyük kırılmanın, yapı üretimine bakış açımın değiştiği dönem olduğunu söyleyebilirim. Bir noktadan sonra mesele yalnızca bina yapmak olmaktan çıktı. İnsan hayatına, şehir kültürüne ve geleceğe nasıl bir iz bıraktığınız çok daha önemli hale geldi. Bugün Benesta’da odağımıza ‘zamansız yapılar’ fikrini koymamızın temelinde de bu yaklaşım yatıyor. Benesta olarak biz, dünyadan öğrendiklerimizi Türkiye’nin geleceğine dönüştürme vizyonuyla hareket ediyoruz. Bizim için gayrimenkul, yalnızca bina yapmak değil; insanın hayatına değer katmak, kent yaşamını dönüştürmek ve geleceğe kalıcı bir miras bırakmaktır. Bu yüzden Benesta, hayata geçirdiği her projede bir yaşam tarzını, bir ideali ve daha iyi bir gelecek hayalini temsil ediyor. İnsanların yalnızca içinde yaşadığı değil, bağ kurduğu projeler geliştirmek istiyoruz ve yapıyoruz.
Benesta projelerinde söylediğiniz gibi yalnızca bina değil, sosyal yaşam, peyzaj, kentle ilişki ve gündelik hayat kurgusu da öne çıkıyor. Sizce bugün iyi bir konut projesini değerli yapan en önemli unsurlar neler?
Bugün iyi bir konut projesini değerli yapan en önemli unsurun ‘iyi hissettirmesi’ olduğunu düşünüyorum. Elbette güvenlik, mühendislik, mimari kalite ya da lokasyon çok önemli. Ancak artık insanlar yalnızca lüks metrekare satın almıyor; yaşam kalitesi satın alıyor.
Doğayla ilişki kurabilen, şehirle bağını koparmayan, insanın günlük hayatını kolaylaştıran, sosyal yaşamı destekleyen projeler öne çıkıyor. Bizim ‘zamansız yapı’ yaklaşımımızın temelinde de bu var. Amacımız eskimeyen, aksine zamanla değerlenen; bulunduğu yere kimlik kazandıran projeler üretmek.
Benleo Acıbadem’ı tasarlarken önce yapıları değil, ortak alandaki parkı tasarlamışsınız. Süreci ve dikkate aldığınız noktaları anlatır mısınız?
Biz Benleo Park’ı aslında Benleo Acıbadem’in kalbi olarak nitelendiriyoruz. Benleo Park’ı kurgularken dünyadaki en iyi örnekleri inceledik ve çıtayı çok yukarı koyduk. Peyzaj düzenlemelerinde Buckingham Sarayı'nın bahçelerinden ilham aldık. Bu vizyonu bilimsel bir temele oturtmak için Floransa Üniversitesi’nden Prof. Francesco Ferrini’nin danışmanlığında çalıştık. Parkın tasarımını ise dünyaca ünlü WATG ve Dan Hinch üstlendi. Amacımız sadece yeşil bir alan yaratmak değil, farklı coğrafyalardan seçilen yetişmiş ağaçlarla yaşayan bir ekosistem kurmaktı. 30 bin metrekarelik alanın yarısını ilk etapta yeşile ayırdık ve daha sonradan blokları parkın etrafında zarifçe konumlandırdık. Burada çocuklarımız için güvenli, doğal ahşap yolların ve açık hava sinemalarının olduğu, şehrin içinde ama doğanın ritminde bir yaşam alanı yarattık. Çünkü artık insanlar yaşam deneyimi satın alıyor. Doğayla ilişki kurabilen, nefes alan, iyi hissettiren alanlar talep ediyor. Bu bakış açısı aslında dünyadaki dönüşümün de bir yansıması.
Şehir merkezinde bu kadar büyük bir yeşil alanı korumanın ve geliştirmenin mühendislik tarafında ne gibi zorlukları oldu? Özellikle ağaçların sağlığı ve ekosistemin sürdürülebilirliği için nasıl bir yol izlediniz?
Bu projede en çok gurur duyduğum detaylardan biri mühendisliğin doğaya hizmet etmesidir. Ağaçların sağlıklı bir şekilde kök salabilmesi ve gerçek bir ekosistem oluşturabilmesi için tüm otoparkları yapıların altına aldık. Böylece üst kotta tamamen doğal bir toprak dokusu korundu ve ağaçlar saksı benzeri beton yapılar yerine gerçek toprağa kök saldı. Hemen yanımızdaki GATA Ormanı sayesinde İstanbul’un en temiz havasını soluyabileceğiniz bir lokasyondayız. Biz bu doğal avantajı, ileri mühendislik çözümleriyle projenin içine entegre ettik. Sonuçta ortaya hem Tokyo’daki binalar kadar sağlam hem de doğayla bu denli iç içe bir yapı çıktı.
Projede kullanılan malzemelerde oldukça seçici davrandığınızı görüyoruz. Dünyaca ünlü isimlerin tercihlerini Acıbadem’e taşıma fikri nasıl doğdu?
Bizim için lüks, sadece pahalı olan değil, zamansız ve kaliteli olandır. Bu yüzden malzeme seçiminde dünyadaki en üst standartları referans aldık. Örneğin, projemizde Elon Musk ve Jack Ma’nın tercih ettiği parkeleri, Dolce & Gabbana’nın seçimi olan Gessi ürünlerini kullandık. İç mekanlarda Belçika’daki Maas Nehri’nden çıkarılan doğal çamurla üretilmiş el yapımı tuğlalara ve 7 metreye varan tavan yüksekliklerine yer verdik. İleri teknolojiyle üretilen nano boyalarla iç mekân hava kalitesini koruyoruz. Bu detayların her biri, 20 yılı aşkın süredir ‘yapılamaz’ denilenleri başarma inancımızın ve insanımıza en iyisini sunma tutkumuzun bir sonucudur.
Projenin merkezinde yer alan Benleo Park kadar, Benleo Meydanı da bu yaklaşımın en önemli parçalarından biri. Benleo Meydan’da neler olacak?
Anadolu Yakası’nda ilk kez bu ölçekte, şehirle entegre yaşayan bir meydan deneyimi oluşturuyoruz. Aslında bugün dünyadaki güçlü şehir projelerine baktığınızda ortak bir nokta görüyorsunuz: İnsanlar artık yalnızca ev değil, mahalle kültürü ve yaşam hissi satın alıyor. Bizim hedefimiz de Anadolu Yakası’na yeni bir yaşam merkezi kazandırmak.
''YA HEP YA HİÇ” DEDİK, HEP OLMAYI SEÇTİK!
Esta Group’un 9 ülkede 80’i aşkın projeye imza attığı, ENR’ın ‘Dünyanın En Büyük 250 Uluslararası Müteahhidi’ listesinde ilk 100’de yer aldığı belirtiliyor. Benesta’yı yalnızca bir gayrimenkul markası değil, bir yaşam vizyonu olarak konumlandırıyorsunuz. Bu vizyonun arkasında nasıl bir hikâye ve inanç var?
Biz Benesta’da yalnızca estetik ya da lüks odaklı bir yaklaşım benimsemiyoruz. Odağımızda ileri mühendislik, sürdürülebilirlik, insan deneyimi ve zamansızlık var. Bizim için gayrimenkul, yalnızca bina yapmak değil; insanın hayatına değer katmak, kent yaşamını dönüştürmek ve geleceğe kalıcı bir miras bırakmaktır. Bu yüzden Benesta, hayata geçirdiği her projede bir yaşam tarzını, bir ideali ve daha iyi bir gelecek hayalini temsil ediyor.
Bizim yolculuğumuzda en güçlü motivasyon her zaman inanç oldu. Güzel şeylere niyet ettikçe insanın yalnız olmadığını, aynı hayale inananların mutlaka bir araya geldiğini öğrendik. “Ya hep ya hiç” dedik; ‘hep’ olmayı seçtik. Rüzgârı arkamıza almayı beklemedik, rüzgâr olmayı seçtik. Biz bu ülkenin değerlerinden, emeğinden ve hayallerinden güç alan bir yolculuktan geliyoruz. Çocuklukta ahşap arabalar yaparken duyulan azimle, yıllar sonra dünyaca ünlü Mercedes-Benz için dev bir fabrika inşa ettik. İki tahtayla çatı yaparken hissedilen tutkuyla, Krasnodar’ın anıt eseri haline gelen Krasnodar Stadyumu’na imza attık. Yine aynı bölgede, bir şehrin kaderini değiştiren ve dünyaya örnek olan iki buçuk milyon metrekarelik Galitsky Park’ı hayata geçirdik. Dünyanın en önemli havalimanlarından biri olan Yuri Gagarin Havalimanı’nı inşa ettik. 20 yıldır hayaller gerçeğe kavuşsun diye inançla çalışıyoruz. Benesta da bu inancın, bu emeğin ve bu vizyonun Türkiye’deki en güçlü karşılığıdır.