Lüks dünyasında son yılların en dikkat çekici dönüşümlerinden biri, markaların yalnızca ne giydiğimizi değil, nasıl yaşadığımızı da tasarlamaya başlaması. Haute couture podyumlarından otellere, yatlardan rezidanslara uzanan bu yeni evrede lüks, bir üründen çok, bütünsel bir yaşam dili olarak yeniden tanımlanıyor.
Elie Saab bu dönüşümün en güçlü örneklerinden biri. Lübnan’dan dünyaya açılan, Paris couture sahnesinde zarafet, işçilik ve zamansız feminenlikle özdeşleşen marka, bugün Maison koleksiyonları ve markalı konut projeleriyle tasarım anlayışını mimariye, iç mekâna ve gündelik yaşama taşıyor. Ankara Residences by Elie Saab da bu küresel stratejinin Türkiye’deki yeni halkası. Doğan Group iş birliğiyle başkentte hayata geçirilen proje, Elie Saab’ın imza estetiğini Ankara’nın gelişen üst segment konut pazarına taşıyor. Elie Saab Jr. ile markanın haute couture mirasından markalı rezidanslara uzanan yolculuğunu, Ankara’yı neden seçtiklerini, yeni nesil lüks anlayışını ve Türkiye’nin bu küresel büyüme hikâyesindeki yerini konuştuk.
Elie Saab, dünyada haute couture ile özdeşleşen çok güçlü bir marka. Bu estetik anlayış yalnızca modada değil; mobilyadan markalı rezidans projelerine kadar yaşamın farklı alanlarında karşımıza çıkıyor. Bu genişleme sürecinde markanın ruhunu nasıl koruyorsunuz?
Elie Saab bizim için çok güçlü bir miras. Bu nedenle en önemli sorumluluğumuz markayı korumak. Ancak yalnızca korumak yeterli değil; markayı sahip olduğumuz vizyona uygun biçimde büyütmek de gerekiyor. Biz Elie Saab’ı bir yaşam tarzı markası olarak geliştirmek istiyoruz. Elbette bu büyüme sırasında markanın özü aynı kalmalı. Elie Saab’ın ruhu haute couture’den, sofistike lüksten, zarafetten ve çok yüksek bir işçilik anlayışından geliyor.
Elie Saab Maison ile kurduğumuz iş birliği sayesinde haute couture ve ready-to-wear alanında müşterilerimize sunduğumuz kalite, detay ve estetik seviyesini mobilya ve iç mekân dünyasına taşıyabildik. Bizim için kalite ya da tasarım konusunda taviz vermek mümkün değil. Her şey markanın estetiğiyle, değerleriyle ve zarafet anlayışıyla uyumlu olmak zorunda. Dünyada bazı markaların çok hızlı büyürken kendi özünü kaybettiğini gördük. Elie Saab bu vizyondan taviz vermeyecek. Bizim için büyüme, markanın kimliğini zayıflatmak değil; onu daha güçlü ve daha bütüncül bir deneyime dönüştürmek anlamına geliyor.
Ankara, lüks gayrimenkul denildiğinde ilk akla gelen şehirlerden biri değil. Elie Saab gibi küresel bir marka için Ankara’yı özel kılan ne oldu?
Dünyanın farklı şehirlerinde 25’ten fazla proje gerçekleştirdik. Biz her şehirde bir fırsat olduğuna inanıyoruz. Çünkü her şehirde yüksek kaliteye, güçlü tasarım anlayışına ve rafine yaşam deneyimine değer veren bir kitle var. Bizim için en önemli kriterlerden biri, o şehirde bu vizyonu doğru şekilde hayata geçirebilecek güçlü bir ortak bulabilmek. Ankara’da Doğan Group ile böyle bir ortaklık kurduk. Ankara’da büyük bir kontrast var. Eski yapılar, yeni yapılar, lüks olan ve daha az lüks olan projeler bir arada. Bu çeşitlilik içinde güçlü, küresel bir zevke sahip, benzersiz bir projeye yer olduğunu düşünüyoruz. İstanbul’da gördüğümüz kalite ve zevk seviyesinin Ankara’da da karşılık bulacağını düşünüyoruz. Bu projeyle o kaliteyi pazara sunabileceğimize inanıyoruz.
Elie Saab’ın Akdeniz ve Orta Doğu kültürü taşıyan bir marka olması küresel projelerinizi nasıl etkiliyor?
Elie Saab’ın Doğu ile Batı arasında köprü kuran bir marka olduğuna inanıyoruz. Bu bize farklı kültürleri, zevkleri ve yaşam biçimlerini anlama konusunda çok güçlü bir perspektif sağlıyor.
Markanın dünyanın farklı bölgelerinde başarılı olmasının nedenlerinden biri de bu. Biz yalnızca Orta Doğulu müşteriye ya da yalnızca Avrupalı, Asyalı veya Amerikalı müşteriye hitap eden bir marka değiliz. Dünyanın farklı bölgelerinde projeler geliştirdik ve sunduğumuz stili her bölgenin zevkine, yaşam biçimine ve beklentilerine uyarlamayı başardık. Buradaki kritik nokta şu: Kimliğinizi değiştirerek uyum sağlamak kolaydır. Zor olan, farklı bölgelere uyum sağlarken kimliğinizi korumaktır. Bizim başardığımız şey de bu oldu.
Lüksün tanımı değişiyor. Özellikle genç kuşak lüksü artık gösterişten çok deneyim, kimlik ve aidiyet üzerinden okuyor. Elie Saab bu dönüşüme nasıl yanıt veriyor?
Elie Saab’ın sunduğu lüks, pazarın evrildiği noktayla çok uyumlu. Buna ‘sessiz lüks’ diyebilirsiniz. Çünkü bizim haute couture ya da hazır giyim tasarım anlayışımızda logoya dayalı bir yaklaşım yok. Elie Saab logosunu öne çıkaran bir estetik görmezsiniz. Bizim dünyamızda asıl mesele zanaat, işçilik, gerçek lüks, detay, malzeme ve parçanın sofistikasyonudur. İç mekan ve mobilya tasarımına yönelmemiz de deneyimsel lükse doğru kurduğumuz köprünün bir parçası. Artık mesele yalnızca bir ürün satın almak değil; markayı nasıl deneyimlediğiniz. Elie Saab’ı bir yaşam tarzı markası olarak geliştirmekten söz ederken kastettiğimiz de bu. Markayı seven ve takdir eden insanlara yalnızca bir ürün değil, bütünlüklü bir deneyim sunmak istiyoruz.
Kısa vadede Türkiye’de Ankara dışında başka projeler gündeme gelebilir mi?
Bu bizim arzumuz. Türkiye çok önemli bir ülke. Türkiye’yi tanıyan herkes buranın çok zengin, çok katmanlı ve çok güçlü bir ülke olduğunu bilir. Denizlerinden şehirlerine, tarihî kentlerinden yaşam kültürüne kadar çok büyük bir potansiyel var. Dolayısıyla Türkiye’de çok sayıda fırsat görüyoruz. Ancak anlamlı olmayan hiçbir ortaklığa aceleyle girmeyiz. Yaptığımız her şeyin anlamlı olması gerekir.
DOĞAN GRUP AŞ CEO'SU ERDOĞAN YILDIRIM: EKSİK OLAN STATÜYDÜ
Bu ortaklık nasıl doğdu?
Bugün Ankara’da ciddi bir satın alma gücü var. Konut fiyatları birçok şehrin üzerinde. İstanbul’dan sonra Türkiye’nin en büyük ikinci şehri. Sanayisi güçlü, büyük şirketleri ve holdingleri var. Eksik olan şey, Ankara’nın hak ettiği statüyü kazanmasıydı.
Biz de “Ankara’ya bu statüyü nasıl kazandırabiliriz?” diye düşündük. Temel hedefimiz buydu. Dünya standartlarında oteller, markalar, villalar var Ankara’da; fakat Elie Saab gibi bir yapıya ihtiyaç vardı. Bu proje üzerine yaklaşık iki yıl düşündük. Nasıl bir anlaşma yapabiliriz diye çalıştık ve sonunda Elie Saab ile anlaştık.
Buradaki müşteri profilini nasıl tanımlıyorsunuz?
Bu soruya “zengin müşteri kitlesi” diye cevap vermek doğru olmaz. Biz sadece parası olan bir kitle aramıyoruz. Bizim hedeflediğimiz müşteri; statüsünü yükseltmek isteyen, konfor seviyesini yüksek tutan, belli bir yaşam standardı arayan bir kitle. Sadece parası olduğu için bu projeye dahil olmak isteyen bir müşteri profili istemiyoruz.
Peki, bu seçiciliği nasıl sağlayacaksınız?
Biz tüm projelerimizde bu konuda çok dikkatli davranıyoruz. Uzun yıllardır bu sistemle çalışıyoruz. Örneğin biri gelip bizden 20 daire almak istediğinde ona 20 daire satmıyoruz. En fazla iki daire veriyoruz, üçüncüsünü bile vermiyoruz. Bunu hem piyasanın bozulmaması hem de projenin kimliğinin korunması için yapıyoruz. Yönetim sisteminde de tüm hakları ve kontrolü elimizde tutuyoruz. Binanın yönetim biçimini biz belirliyoruz. İçeride nasıl bir yaşam düzeni olacağını da biz tarif ediyoruz. Böylece düzenin bozulmasını engelliyoruz.
Bu sistem her projeye uygulanabilir mi?
Hayır. Bu proje yaklaşık 200 kişilik bir yaşam alanı. Böyle bir markayı 500 ya da 1.000 dairelik projelere uygulamak mümkün değil. Ancak 200-300 dairelik daha özel projelerde bu tür bir marka çok daha güçlü bir avantaj yaratır.
ELIE SAAB MAISON CEO’SU MASSIMILIANO FERRARI: MARKA DNA’SINI MEKÂNA TAŞIYORUZ
Yaptığımız şey, güzel bir haute couture elbiseyi alıp doğrudan gayrimenkule ya da mobilya koleksiyonuna çevirmek değil. Biz markanın daha derin değerleri üzerinde çalışıyoruz. Elie Saab’ın DNA’sını, temel kodlarını ve Saab’ın vizyonunu anlamaya çalışıyoruz. Aslında kendisi olağanüstü bir moda tasarımcısı olmasaydı, çok iyi bir mimar da olabilirdi. Çünkü mekân, oran, detay ve atmosfer duygusu onun yaratıcı dünyasında çok güçlü. Elie Saab Maison koleksiyonunun sanat direktörü Carlo Colombo ile birlikte geliştirilen bu vizyon, iki güçlü tasarım dilinin uyumuyla ortaya çıktı. Sonuçta zamansız bir zarafet oluştu. Bazen 1970’lerden ilham alan, bazen hafif barok etkiler taşıyan ama her zaman çok modern yorumlanan bir estetikten söz ediyoruz. Elie Saab Maison koleksiyonundaki ürünler yalnızca İtalya’da, en iyi zanaatkârlıkla üretiliyor. Uzun süre dayanacak, estetik değerini kaybetmeyecek, kalite ve detay açısından zamana direnebilecek ürünlerden söz ediyoruz. Bizce gerçek sürdürülebilirlik de budur.