Direktörlüğünü, Döne Otyam ile Hakan Irmak’ın yaptığı, Mardin Sinema Derneği’nin ev sahipliğinde düzenlenen ve küratörlüğünü Çelenk Bafra’nın üstlendiği Mardin Bienali’nin 7. edisyonu, 15 Mayıs-21 Haziran 2026 tarihleri arasında, Peugeot’nun ana sponsorluğunda sanatseverlerle buluşuyor. Başlığı ‘GÖKzemin’ olarak belirlenen Mardin Bienali’ni, aynı zamanda İstanbul Modern’in artistik direktörü olan Çelenk Bafra ile konuştuk. Birkaç ay önce Bor Sanat’ın Mardinli yerel sanatçılarla usta sanatçıları eşleştirerek hayata geçirdiği MAYA Sergisi için gittiğim şehirde karşılaştığım Çelenk Bafra, bienal nedeniyle Mardin’i sıkça ziyaret ediyor.
7.Mardin Bienali’nin kavramsal çerçevesi nedir? Neden başlığı GÖKzemin?
20 yıldır Mardin’e gidip geliyorum, orada projeler de yapıyorum, insanlarla konuşuyorum. Mardin, senin, benim gibi dışarıdan gelenler için adeta ütopik; çok dilli, çok dinli, çok kültürlü, insanların bir arada yaşadığı ve bunun mimari örneklerini gördüğümüz bir yer. Yukarı Mardin’de, kadim Mezopotamya Ovası’na denize bakıyor hissine kapıldığımız, özlediğimiz ve nostalji çektiğimiz biraradalık kültürüne sahip bir şehir. Bunlar var ama bu şehrin tarihinin ve güncel durumunun sorunlu, travmalı olduğunu aklımıza getirmiyoruz. Oysa belediye kayyuma teslim, altyapı yıllardır tamamlanmadı ve ortak kültürden söz ediyoruz ama ne Süryani ne Ermeni varlığı kalmadı gibi bir şey. Bienal için gideceğimiz Kızıltepe’de bu gerçek daha da belirginleşiyor. Çarpık kentleşme, toplumsal sorunların, tarihsel travmaların sert bir zemini var. Zemin buradan geliyor. Ama bu zemin aynı zamanda gerçeklik zemini, tartışma belki bir çatışma zemini.
Peki, buradan ortak bir payda çıkartabilir miyiz?
Mezopotamya Ovası’nın üzerindeki sonsuz gök ise güzelliği, hayali çağrıştırıyor. Zemin ise hem ortak payda bulma hem gerçeklik zemini. İkisini bir araya getirmeye çalışıyorum. Yani politik olanla poetik olanı. Gerçek olanla hayali, kurguyu; çünkü sanat zaten öyle bir şeydir.
MARDİN’İN SEMBOLÜ KUŞ
Referans aldığınız iki metin var sanırım. Bunları açıklar mısınız?
Bölgenin kültürel hafızasında özel yere sahip, Mardin’in taşlarına sinmiş hikâyeleri olan, gökyüzüyle yeryüzü arasında süzülen kuşların bienalde özel yeri var. Bienalin kavramsal pusulası, Türkiye’nin doğusundan ve batısından referans aldığım iki edebî metin: Antik Yunan’ın ünlü komedya yazarı Aristofanes’in Kuşlar adlı komedyası ve Ferîdüddîn Attâr’ın Kuşlar Meclisi olarak bilinen mesnevisi Mantıku’t-Tayr. Her iki metin de kuşları yalnızca doğanın bir parçası olarak değil; arayışın, eleştirinin, direnişin ve dönüşümün simgeleri olarak ele alıyor. Kuş, bir ütopya arayışını, kaçışı, daha iyi bir dünyaya yolculuk fikirlerini getiriyor akla. Dolayısıyla bu yolculuk ve kuşların sembolizmi benim için şu açıdan değerli: Kuşlar Mardinlilerin günlük hayatında. Her yerde karşılaşabilirsin. Mesela beyaz güvercinler. Mardin deyince bir hayvan, bir sembol düşününce öncelikle akla gelen şey kuş.

Anladığım kadarıyla kuşların peşinden Mardin Bienali’nde bir yolculuğa çıkıyoruz?
Evet, 2010’dan bu yana düzenlenen Mardin Bienali, tarihinde ilk kez bu edisyonuyla birlikte eski şehrin sınırlarının dışına çıkarak Dara Antik Kenti, Deyrulzafaran Manastırı ve Kızıltepe’ye açılıyor. Buradaki sergilerle bölgenin farklı coğrafi ve kültürel katmanlarını keşfedeceğiz. Turistik Yukarı Mardin’in dışında daha gerçeklik zeminleriyle karşılaşacağız. Deyrulzafaran Manastırı ilk kez bienale kapılarını açıyor ve avlusunda bazı işlere ev sahipliği yapıyor. Hem gök hem zemin olan Dara Antik Kenti’ne gidiyoruz. ‘Zindan’ dedikleri sarnıcı kullanmayı planlıyoruz ama açık havada da işler olacak. Dara, özellikle hafta sonlarında çeşitli buluşmalarımıza, doğa içinde etkinliklerle kamusal olarak nitelendirebileceğimiz programlara ev sahipliği yapacak. Kapanışı anlamlı bir tarih olan 21 Haziran’da Dara’da yapacağız. Uçurtmalarla final yapacağız. Uçurtma sanatçısı Zahit Mungan bunun üzerinde çalışıyor. Dara’yı gidip görmek, üzerine düşünmek de bienalin bir parçası. Oraya illa görsel sanatları işe entegre etmek değil mesele. Bir düşünce alanı olarak gösterebilmek, görebilmek.
KIZILTEPELİ SANATÇILAR
Peki ya Mardin’in hikâyesi bol Kızıltepe ilçesi?
Kızıltepe, Mardinlilerin ve bölge insanının hep görüş alanında olmuş. Bölge insanı derken sadece Mardin diye düşünmemek lazım; Diyarbakır’ı da kapsayabilir. Pek çok Mardinli sanatçı günümüzde Kızıltepe’de yaşıyor. Mesela bienale davet ettiğimiz, 2025 Venedik Mimarlık Bienali’nde işi olan Hüseyin Aksoy, Mehmet Ali Boran, festivalin eş direktörü Hakan Irmak Kızıltepeli. İlçede müthiş bir hamam bulduk. Çok tarihî değil ama Kızıltepelilerin belleğinde yeri var. 2000’lerin başlarında burası yine terk edilmişken bir grup sanatçı inisiyatifle açıyor, bölgenin ilk güncel sanat sergilerinden biri yapılıyor ve sonra tekrar kapanıyor. Biz orayı yıllar sonra yeniden açıyoruz. Bu, oradaki sanatçı toplulukları için çok kıymetli bir jest, bir tavır. Zira bienale onları dâhil etmek önemli. Bienale katılan otuz beş sanatçı arasından en az beş tanesi bölgeden.
Yabancı sanatçılara gelirsek, hangi ülke ağırlıklı?
Mardin’in göğünü, zeminini, tarihini, coğrafyasını anlayabilecek, ona yakınlık hissedebilecek bölgelerden sanatçılar olmasına özen gösterdim. Belki genel olarak “küresel Güney” de diyebilirim. Çünkü bence Brezilya, Meksika gibi coğrafyaların sanatçıları Mardin’i çok iyi hissedebilir. Arkeolojisini, ekolojisini, florasını da hissedebilir. Nitekim Brezilya’dan bir sanatçımız var. Bosna-Hersek’ten, Orta Doğu’dan ve Kuzey Afrika’dan sanatçılar var. Yeni üretim yapacak olanlar önceden gelip mekânları geziyorlar.
Uluslararası bir marka olan Peugeot’nun sponsorluğunu sormak istiyorum.
Mardin Bienali, davet ettiği sanatçıların listesinden de anlaşılacağı gibi uzun süredir uluslararası bir etkinlik olmayı hedefliyor. Peugeot’nun desteğiyle ilk kez bir uluslararası marka ve ilk kez bir ana sponsorla yola çıkıyor. Benim açımdan şunu söyleyebilirim: Bienalin ana sponsorunun olması çok kıymetli. Ama benim oluşturmaya çalıştığım rotaya, yolculuk gibi kavramsal çerçeveye de oturan bir yanı var bu sponsorluğun. Umarım rotaları kolaylaştıracak destekleri de olur. Neticede bir yerden bir yere gideceğiz. Bu arada bir duyurum olacak: 17 Ocak Cumartesi Yukarı Mardin’de herkese açık bir toplantı düzenliyoruz; Mardinlilerle bienal buluşması yapıyoruz.