‘Bağışla Beni N’olur’ hem çok tanıdık hem de bir o kadar sarsıcı bir isim. Serginin ismi nasıl ortaya çıktı ve bu isim organ bağışı temasıyla nasıl bütünleşiyor?
Serginin ismi aslında hem ‘ver’ hem de ‘affet’ anlamlarını aynı anda barındırıyor. Bir yandan organını bağışlama çağrısında bulunurken, öte yandan henüz bekleme listesindeyken bağışçı çıkmadığı için hayatını kaybeden yüzlerce insana karşı bir özür niteliği taşıyor. "Eğer bağışçı olsaydım yaklaşık 10 insanın hayatını kurtarıp, 50 tanesinin yaşam konforuna doğrudan etkim olabilirdi. Toprağa gübre, kurda yem olmayı tercih ederek sana can olamadığım için bağışla beni..." seslenişidir bu.
Türkiye’de yaklaşık 33 bin insanın organ nakli beklediği gerçeği, bir sanat projesine nasıl dönüştü? Bu projeyi hayata geçirme kararını aldığınız ilk anı ve serginin proje sürecini paylaşabilir misiniz?
Kendi nakil sürecimden çıkalı henüz günler olmuşken serviste eşimle beraber yatıyordum. Bir gün kıymetli cerrahlarımızdan biri odaya girdi ve "Bu abiye istediğini sorabilirsin," diyerek içeriye bir çocuk davet etti. Odaya girdi ve bana tek bir soru sordu: "Acıyor mu?" O soru benim de eşimin de canını çok yaktı. Aradan haftalar geçti, eşimle birlikte nakil koordinatörümüze çocuğun durumunu sorduk. "Kaybettik," dedi. O kız dışarıda arkadaşlarıyla artık sonsuza dek oyunlarını oynayamayacaktı. Bu beni çok derinden sarstı. İşte tam o an, "Bunun için bir şeyler yapmalıyım," dedim serginin ana çıkış noktası budur.
Zaten kendisi de nakil olmuş biri olarak durumun vehametini ve bağışın kıymetini çok iyi biliyordum. Bir sanatçı olduğum için de bu fikri, kendi alanım sayılan bir karma sergi projesiyle hayata geçirebileceğimizi düşündüm. Dosyayı hazırlayıp Kütüphaneler ve Müzeler Müdürlüğüne, İBB Miras’a sundum. Sağ olsunlar, bu duruma sahip çıktılar ve büyük bir destek sağladılar; kendilerine minnettarım.

Farklı disiplinlerden 64 sanatçıyı böylesine hassas ve hayati bir ortak paydada buluşturmak nasıl bir süreçti? Sanatçı seçimlerini yaparken ve sergiyi kurgularken hangi dinamikleri göz önünde bulundurdunuz?
Proje en başta kendi yakın çevremden 15 sanatçı ile kurgulanmıştı. İBB Miras ve İBB Kültür bize mekân olarak İstanbul Sanat Müzesi’ni uygun görünce, işin ağırlığına ve prestijine yakışır bir kadro oluşturmamız için çaba göstermeliydim; sanatçı skalamızın belli bir kalibrede olması gerekiyordu. Bazı sanatçılar tek bir eserle, bazıları ise 3-4 eserle katıldı. Buradaki ana filtremiz, malum başlığın ve temanın dışına taşacak bir ifadenin olmamasıydı. Bu çerçevede, süreç boyunca icap ettikçe müdahale ettiğim tek şey –ki o da sadece birkaç kez olmuştur– "Bunun yerine başka bir eser koyalım mı" şeklinde oldu. Tabii bazen de seçkiyi sanatçılarla birlikte yaptık. Sadece birkaç haftaya sığan; oldukça dinamik, yoğun, sıkı organize olunması gereken ama aynı zamanda çok keyifli bir süreçti. Sonuç itibarıyla şahane bir armoni ortaya çıktı.
Sergi metninde vurgulanan "bir insanın ardından bırakabileceği en değerli mirasın yaşamın kendisi olduğu" fikri, sergi alanına giren bir ziyaretçide nasıl bir hisse dönüşüyor? Küratoryal kurguyu yaparken ziyaretçinin bu yüzleşmeyi nasıl deneyimlemesini amaçladınız?
Ziyaretçinin sergide neyle yüzleşeceği aslında her bireye göre değişkenlik gösterecektir ancak işin hem duygusal hem de sayısal zafiyet barındıran bir yönü var. O nedenle sergi sadece sanatçıların eserlerinden oluşmuyor; duvarlarda durumu ifade eden bazı grafik veriler paylaştık ve konuyu anlatan bir video oluşturduk. Ayrıca mekânda sergiyi destekleyici atölyeler ve etkinlikler planladık. İBB Kültür ve İBB Miras’ın her adımdaki desteği koşulsuz ve çok kıymetliydi. Yani hem kurumsal yapı hem de gönüllü sanatçılar olarak, büyük bir enerjiyle "görünmez olanı görünür kılmak" adına el ele verip çok iyi bir iş çıkardık. Bu sergi sadece 5 kişiye bile dokunsa; bu, zincirleme olarak 50 hayatın kurtulması ve 250 insanın yaşamına dokunulması demek. Bu ihtimal bile bu tek sergiye 64 sanatçının kocaman gönlüne değer.
Bu sergi sonrasında "Bağışla Beni N’olur" projesinin farklı şehirlerde veya platformlarda yaşamaya devam etmesi yönünde bir planınız var mı?
Hatta buna dair çok çarpıcı bir örnek vereyim: Sergi açılışındaki konuşmacılardan biri, akciğer nakil biriminin başındaki hocamız olacaktı. Açılışa yaklaşık yarım saat kala hocamız beni aradı: "Hekimler ve koordinatör ekip olarak 5-6 kişi arabayla yoldaydık, tam geliyorduk. Ancak az önce bir telefon geldi, uygun donör çıkmış. Nakil için acilen hastaneye geri dönmek zorundayız," dedi. Bu çok enteresan, adeta evrensel bir mesajdı; işin buruk tarafı ise bu vaka, bu yılın ilk 7 ayındaki sadece ikinci nakildi.
Daha dün, bundan başka bir organ bağışı sergisi organizasyonu için koordinatörümüzle konuşuyorduk. O da bana, "Tam biz sergi açılışına gelirken bir donör çıktı. Yılın ikinci organ nakli olması sebebiyle bu sergi bize çok uğurlu geldi," dedi. Ben de esprili bir dille, "Biz o zaman sürekli etkinlik yapıp duralım, bakarsınız bolca nakil çıkar," diye espriyle yanıt verdim. İşin ilginci, bu konuşmamızın ertesi günü akşam saatlerinde bir organ daha çıkmış! Eşimle aramızda büyük bir sevinç ve espri konusu oldu bu durum. Sonuç itibarıyla biz, sanatın o çarpıcı ve sarsıcı gücünü kullanarak kanayan bir yaraya merhem olan bir etkinlik olmak istiyoruz.
"Bağışla Beni N’olur" projesi için şu an için ikincil bir eklenti ya da paralel bir sergi planlamadık. Ama süreç içinde ezber bozan, enteresan bir geri dönüş alırsak, sonrası için neden olmasın?