Makine mühendisliği eğitiminizin ardından fotoğraf ve çağdaş sanat alanına yöneldiniz. Bu geçiş nasıl gerçekleşti? Sizi sanata çeken kırılma noktası neydi?
Aslında matematikle olan ilgim ve düşkünlüğüm kendimi bildiğimden beri hayatımda; mühendislik okumam ise bu sevgimin biraz da bilinçsiz bir sonucu olarak gelişti. Her ne kadar hem işlerimde hem de gündelik hayatımda analitik düşünen biri olsam da mühendislik meslek olarak bana heyecan vermedi ve okul biter bitmez sanat alanında düşünmeye ve üretmeye başladım. Birçok güzel tesadüf, doğru kişiler ve doğru anlar bir araya geldi. Tek bir medyum kullanmadığım için çağdaş ve kavramsal sanat, ne yaptığımı anlatmamı sağlayan yararlı tanımlar oldular.
İlk kişisel serginizden bugüne, üretim pratiğinize baktığınızda, en büyük dönüşümün hangi noktada yaşandığını düşünüyorsunuz?
Fotoğraf makinesiyle üretmenin, zihnimdeki düşünce ve fikirleri ifade etmeye yetmediğini fark ettiğim an en büyük kırılma noktasıydı. Yanlış anlaşılmak istemem; sorun fotoğraf değil, bu üretim biçiminin bana uygun olmamasıydı. Orada bulunmanın, teknik ekipmanın ve karşınızdaki öznenin sürekli ön plana çıkması beni hep zorladı. Fiziksel dünyada kafamdakileri üretmekte güçlük çektiğimi fark edince yönümü değiştirdim. Böylece çekmek yerine seçmek benim için belirleyici hale geldi ve önümde sonsuz bir kaynak dünyası açıldı. Post-internet, rastlantı ve zorunluluk üzerine çalışmalarımda internet, veri tabanları ve sıradan görseller temel kaynaklarımı oluşturuyor; uzun zamandır üretimlerimi bu şekilde sürdürüyorum.
Yeni kişisel serginiz ‘Çatallanan Yollar’, adını Jorge Luis Borges’in aynı adlı öyküsünden alıyor. Bu metin sizi nasıl etkiledi ve serginin çıkış noktasına nasıl dönüştü?
Jorge Luis Borges uzun yıllardır beni en çok etkileyen isimlerden biri. 2020’de Sanatorium’da açtığım ‘Çakıl Taşları’ sergisi de adını Borges’in ‘The Blue Tigers/ Mavi Kaplanlar’ öyküsünden alıyordu. Yaklaşık on yıldır süren bir bağdan söz edebilirim. Bu sergide ise hem adıyla hem de labirent kurgusuyla ‘Yolları Çatallanan Bahçe’ hikayesine göndermede bulunmak istedim. Borges’in dünyayla kurduğu matematiksel ilişki ve her öyküsünde aynı düşünsel dilden bambaşka evrenler kurabilmesi beni en çok etkileyen yönü. Bu sergide sözünü ettiğim matrislerin de sanki onun zihninde bir karşılığı var; bu yaklaşım kendi üretim pratiğime çok yakın geliyor.

İlhamınızı nereden aldınız?
Etrafımız ve yaşantımız bu kadar fazla uyaranla ve informasyonla doluyken, hangi fikrimi ne tetikliyor, bunların ne kadarı özgün ne kadarı sadece bir varyasyon emin olamamakla beraber, ben genel olarak okumayı en temel ilham kaynağım olarak kullanıyorum. Sanırım her ürettiğim proje için yola çıkmamı sağlayan, fikir veren birkaç temel kitap söyleyebilirim; tüm sergiler benim için bazı kitaplarla beraber tam anlaşılır durumdalar.
Serginin merkezindeki labirent metaforu, seçimler, çıkmazlar ve sonsuz döngüler üzerine kurulu. Sizce bu yapı günümüz insanının yaşamını nasıl yansıtıyor?
Aslında bu sergideki labirent, tıpkı bir fonksiyonun cebirsel ifadesi ile geometrik ifadesinin karşılıklılığı gibi. Ben labirentin duvarlarını elimle çizerek değil, belirlediğim bazı yönergelerle (çeşitli döngüler, çıkmaz sokaklar ve bolca karar anı) her bir hücrenin komşularıyla ilişkisini matematiksel olarak çözümleyerek oluşturdum. Ve bu labirent, bir form olarak bu projenin öznesi. Her iş, bu formdan pay alan çeşitli varyasyonlar. Kimi içerden, kimi dışardan, kimi soğuk, kimi daha tanıdık varyasyonlar.
Sergide matematiksel olarak kurgulanmış kapalı bir sistem ile bireyin duygusal dünyası arasında bir karşıtlık kuruluyor. Bu iki alanın birbirini nasıl tamamladığını düşünüyorsunuz?
Bu sergide sözünü ettiğim matematiksel sistemi tek başına bırakmak istemedim; onu hem kendi hayatımla hem de izleyicinin deneyimiyle ilişkilendirmeyi amaçladım. Bu yüzden işleri kapalı bir yapı yerine diyaloğa açık bir bütün olarak kurguladım. Benim için sergiyle, yani labirentle kurduğunuz ilişki galeriye girdiğiniz anda değil, yola çıktığınız anda başlıyor. Geldiğiniz yollar, o sıradaki düşünceleriniz, verdiğiniz kararlar, geçen zaman ve değişen mekân bu labirentin parçaları. Galerinin dış dünyadan ayrışan sakin ortamına girdiğinizde ise az önce içinde bulunduğunuz labirente dışarıdan bakmaya davet ediliyorsunuz. Sergiden ayrılırken de umarım aynı dünyaya biraz daha düşünülmüş, biraz daha anlam kazanmış bir yer olarak dönersiniz.