Bu haftanın Paris sanat şenliğine Seine Nehri’nin sol yakasında yer alan Orsay Müzesi ve Tuileries Sarayı’nın portakal bahçesinden dönüştürülen L’Orangerie Müzesi ile devam...
Paris’in 1900 yılında ağırladığı Dünya Fuarı için tren garı olarak inşa edilen Orsay Müzesi, 1986 yılında Fransız Cumhurbaşkanı Valéry Giscard d’Estaing döneminde bugünkü müze statüsüne kavuşuyor. 150 binden fazla eser barındıran ve Louvre’dan sonra en çok ziyaret edilen ikinci müze olan Orsay, Empresyonist ve Post-Empresyonist akımların en zengin koleksiyonlarından birine sahip. Yazının konusu Renoir olsa da Monet, Manet, Degas, Pissarro, Cézanne, Gauguin ve Van Gogh’un en ünlü tablolarına da burada kavuşabilirsiniz.
Empresyonist ressamların en popüleri Renoir’ın sanatının ilk 20 yılını (1865-1885) kapsayan ‘Renoir ve Aşk’ sergisini, ‘Renoir’ın Çizimleri’ sergisi izliyor. Renoir’ın renkli ve yaşam sevinci taşan tabloları dönemin ağır topları tarafından eleştirilince sanatçı, "Neşeli bir resmin büyük bir sanat eseri sayılabileceğini kabul ettirmenin güç olduğunu iyi biliyorum." cevabını vermiş. 150. yılını kutlayan ünlü tablolarından ‘Bal du Moulin de la Galette (Galette Değirmeni Dansı-1876)’ serginin odağında. Tablo, Paris'in Montmartre bölgesindeki tarihi değirmende pazar öğleden sonra bir araya gelip yiyen, içen, dans eden neşeli bir kalabalığı konu alıyor. Renoir, ağaçların yaprakları arasından süzülen güneş ışığını, canlı renkleri ve neşeli atmosferi yakalamak için hızlı ve akıcı fırça darbeleri kullanmış. Kadınlarla erkekler, büyüklerle küçükler, burjuvalarla işçiler arasındaki rahat ve mutlu ilişkiyi sergilemeyi seven Renoir'ın bu tablosu da bu özellikleri iyi yansıtıyor. Sanatçı bu tabloda da yakın arkadaşlarına ve aile fertlerine modellik yaptırmış. Asla profesyonel model kullanmayan ressamın tablolarındaki kişiler çoğunlukla çevresindeki dostlarının yanı sıra sokaktaki çiçekçi, mahallesindeki terzi, lokantacı ve çamaşırcı gibi insanlar.

Londra'daki National Gallery ile Boston'daki Museum of Fine Arts iş birliğiyle düzenlenen sergi için dünyanın çeşitli sanat kurumlarından eserler bir araya getirilmiş. Örneğin dakikalarca önünden ayrılamadığım 'Kayıkçıların Öğle Yemeği (Le Déjeuner des Canotier)' Washington'daki Phillips Collection'dan ödünç alınmış. Renoir, bu tabloda olduğu gibi insanları bakışlarıyla ve beden hareketleriyle birbirlerine ilişkilendirmeyi seven; sıcak ilişkilerin, aşkın ve sevginin ressamı.
ÇÖLDE BİR DANSÖZ: SALMA HAYEK
- yüzyıl ressamı Renoir'ın aksine yaşamı kutlamak yerine melankolinin kollarına savrulan, çocukluğunun Mısır'ını anılarında yaşatan, ölüme fazlasıyla takık 21. yüzyılın güncel sanatçısı Youssef Nabil'e geçmeden önce Orsay Müzesi'nin müthiş koleksiyonuna ilişkin birkaç detay. Müzenin önemli Empresyonist koleksiyonu beşinci katta. Van Gogh'un ‘Yıldızlı Gecesi’, çok sevdiğim Paul Gauguin'in 'Tahitili Kızlar' ve 'Beyaz At' tabloları bu katta.
Ayrıca İstanbul'da son dönemlerin gözde gelin-damat fotoğraflarının mekânı olan Kamondo Merdivenleri'ni yaptırmış Kamondo ailesinin Paris'teki sanat koleksiyonundan bazı eserler de burada sergileniyor.
Şimdi gelelim beni çok şaşırtan ve ilk kez Orsay Müzesi'nde tanıştığım Mısırlı-Fransız fotoğraf ve video sanatçısı Youssef Nabil'in 'Yine Düşlemek' sergisine.
Kahire doğumlu sanatçıyı ilk keşfeden, geçenlerde Tate Modern'deki sergisini yazdığım İngiliz sanatçı Tracy Emin. 2001 yılında Kahire'yi ziyaret eden Emin, Nabil'in eserlerini keşfettikten sonra bir makalesinde ondan "geleceğin en iyi sanatçılarından biri" diye söz edince Nabil önce Paris'in, ardından New York'un yolunu tutuyor. Jelatin gümüş baskı tekniğiyle bastığı fotoğrafları elle boyayan Nabil, bu tekniği Marina Abramović, Shirin Neshat ve Louise Bourgeois gibi sanatçılara da uyguluyor. Orsay Müzesi'ndeki sergide, 2010 ile 2025 yılları arasında bu teknikle mavi fon üzerine üretilmiş, başları siyah örtülerle hafifçe kapatılmış Susan Sarandon, Charlotte Rampling, Isabelle Huppert, Isabelle Adjani ve Catherine Deneuve'nün nostaljik portreleri gösteriliyor.
Nabil'in 2015 yılında çektiği ‘Dansözümü Kurtardım (I Saved My Belly Dancer)’ adlı kısa filmi, çölde yatan ve hayal gören biriyle (Nabil'in kendisi) başlıyor. Mısır sinemasının altın döneminde büyüyen Nabil'in yok olmakta olan göbek dansına ilgisini hem sergide yer alan dansöz fotoğraflarından hem de dansı odağına alan filmden anlamak mümkün. Dansöz rolünde oyuncu Salma Hayek'in göbek dansı hiç de fena sayılmaz. Onu atının üzerinde kaçıran kovboy Ahmed Rahim ise César ödüllü bir oyuncu.
HİÇ SEYAHAT ETMEDEN CANGIL ÇİZMEK
1927 yılında kapılarını Monet'nin ünlü ‘Nilüferler’ serisiyle açan L'Orangerie Müzesi, bugünlerde Paris'te gümrükçülük yaptığı için Gümrükçü lakabıyla tanınan Henri Rousseau sergisine ev sahipliği yapıyor. Sergi, zengin bir Rousseau koleksiyonuna sahip Philadelphia'daki Barnes Vakfı'nın iş birliğiyle düzenlenmiş. 'Henri Rousseau: Resmin Tutkusu' sergisinde MoMA'dan ödünç gelen 'Uyuyan Çingene' (1897), Orsay Müzesi'nden ödünç gelen 'Yılan Oynatıcısı', 'Rüya', 'Maymunlu Tropikal Orman', 'Kaplan ile Bufalo Arasındaki Savaş' ve 'Antilobu Yutan Aç Aslan' gibi ressamın en özgün ve en ünlü tabloları yer alıyor. Ressamın (1844-1910), egzotik orman serüvenine başlamadan önce yaptığı portreler, şehir ve kır manzaraları dâhil 50'ye yakın eseri sergide bulunuyor. Kariyeri boyunca sanat kurumları tarafından kabul edilme isteğiyle yanıp tutuşan, resimlerini hiç bıkmadan sergilere ve fuarlara gönderen Rousseau, sanat çevrelerinde ‘naif’ olarak tanımlanmasına rağmen kendisini hep büyük bir sanatçı olarak görüyor.
Resmini satın alan yakın arkadaşı Picasso'ya, "Sen ve ben en büyük iki ressamız." dediği biliniyor. 49 yaşında gümrük memurluğundan emekli olup kendisini tamamen sanatına veren Rousseau, aslında kendi kendini yetiştirmiş bir sanatçı. Gümrükçülük yaptığı yıllarda boş vakitlerini Louvre Müzesi'nde eserleri kopyalayarak ya da onlardan ilham alarak çizim yaparak geçiriyor. Zamanla kendine özgü, hayli ilginç bir stil geliştiriyor. Sıklıkla ziyaret ettiği Paris Botanik Bahçesi'ndeki egzotik bitkilerden ilham alarak cangılları çizmeye başlıyor.
Egzotik orman temalarının gördüğü ilgi üzerine, ticari kaygılarla bu konuyu farklı kompozisyonlarla üretmeye devam ediyor. Bu tema nedeniyle askerliği sırasında Meksika'ya gittiği ve bu ülkenin vahşi ormanlarından etkilendiği sanılıyor. Rousseau bu söylentileri hiçbir zaman yalanlamıyor; ancak öldüğü 1910 yılında Fransa dışına hiç adım atmadığını itiraf ediyor. Bacağındaki kangren nedeniyle 66 yaşında hayatını kaybeden Rousseau'nun resimleri ancak 1920'li yıllarda sanat piyasasının dikkatini çekiyor. Yaşarken tablolarından pek para kazanamayan, ancak kızına "Göreceksin, günün birinde tablolarım büyük paralara satılacak." diyen Gümrükçü Rousseau'nun 1907 yılında yaptığı 'Flamingolar' adlı eseri, 2023 yılında New York'ta Christie's'te 43 milyon 535 bin dolara satılmıştı.