İzmir Devlet Opera ve Balesi’nin 45. sanat sezonunu açan ‘IV. Murat’ı sahneye taşırken, rejinizin temel fikrini ne oluşturdu?
Benim için eserin merkezinde, iktidarını kurmaya çalışırken giderek kendi duygularından uzaklaşan bir insan var. Murat’ın otoritesi güçlendikçe çevresiyle ilişkisinin nasıl değiştiğine odaklanıyorum. Beni en çok etkileyen çatışma, güçlü görünme zorunluluğuyla insani korkuları arasında yaşanıyor. Bu gerilimi bedenin daralmasında, insanlar arasındaki mesafenin büyümesinde ve sessizliğin baskısında arıyorum. Seyircinin, kararlarının arkasındaki insanı da görebilmesini önemsiyorum.
Genç yaşta tahta çıkan IV. Murat’ın dönüşümünde neyi öne çıkardınız?
Murat’ın dönüşümünde, kendini kanıtlama ihtiyacının zamanla bütün ilişkilerine hâkim olmasını öne çıkarıyorum. Başlangıçtaki güvensizliği, giderek çevresini denetleme isteğine dönüşüyor. Oyunculukta bu değişimi bakışın süresi, bedenin duruşu ve karşısındakini dinleme biçimi üzerinden göstermek mümkün. İktidar arttıkça insanın rahatlayacağı varsayılır; oysa Murat’ın gerilimi de artıyor. Gücü korumak için sürekli tetikte oluşunu görünür kılmak istiyorum.
Tarihsel bir kişiliği sahneye taşırken seyircinin yerleşik yargılarıyla da karşılaşıyorsunuz. IV. Murat’ın hangi yönünü görünür kılmak istediniz?
Murat’a yaklaşırken kararlarının sonuçlarıyla birlikte, o kararları veren insanı anlamaya çalışıyorum. Genç yaşta büyük bir sorumluluk üstlenmesi, çevresine duyduğu güvensizlik ve yakınlık kurmakta yaşadığı güçlük karakteri derinleştiriyor. Seyircinin onunla aynı fikirde olması gerekmiyor. Ama korkusunu, incinebilirliğini ve yalnızlığını hissederse tarih kitaplarından tanıdığı kişiye daha yakından bakabilir. Benim ilgimi çeken, hükümdarın kamusal yüzüyle iç çatışmaları arasındaki mesafe.
- Murat ile Kösem Sultan’ın ilişkisinde annelik ve iktidar mücadelesi iç içe geçiyor. Duygusal bağlarıyla siyasal hesapları arasındaki dengeyi nasıl ele aldınız?
Bu ilişkide annelikle iktidarı birbirinden ayırmak kolay değil. Kösem’in oğlunu koruma isteği, onun üzerinde söz sahibi olma arzusuyla iç içe geçiyor. Murat ise bağımsızlığını kazanmaya çalışırken annesiyle bağını yeniden tanımlıyor. Karşılaşmalarındaki gerilim tam burada doğuyor: Birbirlerini çok iyi tanıyorlar ve en derinden yaralayabilecek kişiler de onlar. Bir annenin sözüyle bir iktidar sahibinin buyruğu bazen aynı cümlede duyulabiliyor.
Okan Demiriş’in müziğiyle A. Turan Oflazoğlu’nun metni arasında sizi özellikle etkileyen bir buluşma anı var mı?
Beni özellikle etkileyen, karakter sözleriyle kendini güçlü göstermeye çalışırken müziğin onun içindeki gerilimi duyurabilmesi. Böyle anlarda sahne hareketini çoğaltmak yerine müziğin açtığı duygusal alanı dinlemek gerekiyor. Bir bakışın uzaması ya da bir yaklaşmanın yarım kalması, bazen uzun bir eylemden daha fazla şey anlatabilir. Metinle müziğin ilişkisi, karakterin söylediklerinin ötesini görmemizi sağlıyor. Rejide aradığım da bu duygunun sahnedeki insan ilişkilerinde hissedilmesi.

Saraydaki güç ilişkilerini mekân, ışık ve oyuncuların konumları üzerinden nasıl anlatıyorsunuz?
Güç ilişkileri, insanların birbirine ne kadar yaklaşabildiğinde, kimin beklediğinde ve kimin başkasını beklettiğinde görünür oluyor. Sahne düzenini bu ilişkileri anlaşılır kılacak biçimde kuruyorum. Murat’ın artan otoritesi, çevresindekilerin davranışlarına ve aralarındaki mesafeye yansımalı. Işığın da bu mesafeleri hissettirmesini önemsiyorum. Gücün görsel karşılığını yalnızca merkezde durmakta aramıyorum. İnsanın çevresindeki alan genişlerken duygusal olarak yalnızlaşması, daha güçlü bir anlatım imkânı veriyor.
Orkestra şefi Tolga Taviş’le çalışırken müziğin temposuyla sahne hareketinin ritmini nasıl buluşturdunuz?
Opera rejisinde müziğin nefesini duymak temel bir ihtiyaç. Şefle sahne arasındaki ilişkiye de bu ortak dikkat üzerinden bakıyorum. Hareketin müzikle ilişkisi, her vuruşta bir eylem yapmak anlamına gelmiyor; bazen beklemek gerilimi daha güçlü taşıyor. Üç perdelik yapıda ilişkilerin değiştiği eşiklere odaklanıyorum: Bir kararın alındığı, güvenin kırıldığı ya da bir karakterin geri dönüşü zor bir adım attığı anlara. Seyircinin bu değişimleri izleyebilmesi, dramatik süreklilik açısından hareketin yoğunluğundan daha belirleyici.
İktidarın yalnızlığını ve saraydaki baskıyı anlatırken kalabalık sahnelerle bireysel anlar arasında nasıl bir denge kurdunuz?
Kalabalığın varlığı, bir insanın yalnızlığını daha görünür hâle getirebilir. Murat’ın çevresinde çok sayıda insan bulunması, yakınlık kurabildiği anlamına gelmiyor. Koroyu, sarayın toplu davranışını ve baskısını taşıyan bir dramatik unsur olarak düşünüyorum. Topluluğun neye tepki verdiği, nerede sustuğu ve nasıl beklediği bireysel karakterleri de etkiliyor. Kalabalık sahnelerle mahrem anlar arasındaki geçişte seyircinin hem düzenin ağırlığını hem de o düzen içinde yaşayan kişinin duygusunu hissetmesini istiyorum.
‘IV. Murat’ın bugünün seyircisine yönelttiği en güçlü soru sizce ne?
Bence eserin bugüne yönelttiği en güçlü soru şu: İnsan, gücünü korumaya çalışırken kendinden ve yakınlarından ne kadar uzaklaşabilir? Bu sorunun yalnızca hükümdarlarla ilgili olduğunu düşünmüyorum. Ailede, işte ve gündelik ilişkilerimizde de söz sahibi olmakla karşımızdakini dinlemek arasında bir denge arıyoruz. Seyircinin Murat’ın kararlarını düşünürken kendi ilişkilerine de bakmasını isterim. Salondan çıkarken aklında, bir insanın başkaları üzerinde kurduğu denetimin kendi hayatını nasıl daraltabildiği kalsın.