“Klasik mi dediniz?” üç farklı dönem ve anlayışa gönderme yapıyor. Sizin için ‘klasik’ kelimesi bugün müzikte ne ifade ediyor?
Aslında ‘klasik müzik’ benim pek sevmediğim bir terim. Müzik tarihinde belli bir dönem, 18. yüzyılın ikinci yarısı gibi kullanılıyor, ayrıca biraz da dışlayıcı. Daha iyi bir tanımda da kimse anlaşamadı. Bu konserde, klasik dönemin kendi çerçevesi içinde ve dışında besteciler tarafından nasıl yorumlandığını görüyoruz. ‘Klasik’ terimi farklı disiplinlerde de benzer bir dönem için kullanılıyor.
Sezon açılışında Meriç Artaç’ın çağdaş bir eseri, Mozart’ın 21. Piyano Konçertosu ve Prokofiev’in Klasik Senfonisi aynı programda buluşuyor. Bu üç eseri bir araya getiren temel düşünce neydi?
‘Klasik müzik’ çoksesli, evrensel bir dile işaret ediyor genelde, tabii bu devam eden bir şey. Dolayısıyla yeni yazılan bir eseri de klasik müzik genel tanımında görebiliyoruz. Meriç Artaç, en yüksek uluslararası düzeyde eserleri çalınan bir besteci. Türkiye’de ilk defa duyulacak. Benim de çok sevdiğim Kazuo Ishiguro’nın ‘Klara and the Sun’ kitabından esinlenen renkli bir müzik; tam bir klasik dönem orkestrası için bestelenmiş. Mozart tabii klasik dönemi tek başına bile tanımlayan besteci. Prokofiev, genç bir besteciyken ilk senfonisini klasik dönem senfoni modelini izleyerek yazmış. 17 dakikalık kısa bir sürede biçimsel olarak klasik iken tamamen kendi karakterini yansıtması gerçekten dâhiyane...
Çağdaş bir eseri sezonun açılışına taşımak sizin için neden önemliydi?
Gedik Sanat’ı tanımlayan en önemli unsur, yeni eserlerin bütün programlarında oluşu. Konserleri, sadece geçmiş dönemleri yansıtan birer ‘yarı-müze’ olarak değil, yaşadığımız çağı da yansıtan birer mecra olarak görüyoruz.
Mozart’ın 21. Piyano Konçertosu, özellikle ikinci bölümüyle dinleyicilerin çok yakından tanıdığı bir eser. Bu kadar bilinen bir eseri yeniden yorumlarken orkestra ve solist açısından nasıl bir yaklaşım benimsiyorsunuz?
Mozart’ın piyano konçertoları, üretiminin en harika eserlerinden. Besteci ve yorumcu olarak kanlı canlı önümüzde görüyoruz bu büyük dehayı. 21. konçerto, birbirinden müthiş olan son dönem eserlerinden sadece biri. Çok bilinen eserleri çalarken, kulağımıza yerleşik yorumlardan sıyrılıp, ilk defa okuyormuş gibi yaklaşmamızın müziğin aslına varmak için önemli olduğunu düşünüyorum.
Bugün klasik müziğin yeni dinleyicilere ulaşması ve özellikle genç kuşaklarla bağ kurması sıkça konuşuluyor. Sizce genç bir dinleyiciyi klasik müziğe yaklaştıran en önemli şey nedir?
Bizim kuşağımızda bile olmayan bir ulaşılabilirlik var kayıtlar ve internet sayesinde. Bunu, zengin dünyaların kapısını aralamak için kullanabiliriz. Ancak asıl etkileşimin canlı konserlerde olduğunu hatırlamamız gerekiyor. İyi çalınmış bir şaheseri canlı olarak yaşayanların, var olduğu sanılan engelleri aştığını düşünüyorum. Klasik başyapıtlar, kayıt olmayan bir dünyada üretildi. Neden hâlâ bizi heyecanlandırdıklarını düşünmemiz önemli.
Yeni sezondan biraz bahseder misiniz?
Meriç Artaç’ın müziği haricinde bizim için yeni eserler yazan Ahmet Altınel, Özkan Manav ve Mesruh Savaş’tan gelecekleri heyecanla beklerken, klasikleri de en üst düzeyde çalan müzisyenlerimiz her konserde tekrarı imkânsız bir deneyim yaşatacak.