Bozcaada’da ödüllü zeytinyağı üreten arkadaşım Alper Akdeniz, “Bu yıl 25. yılını dolduran ‘Homeros Okumaları’ sonrası bizim evde davet var, katılır mısın?” deyince soluğu çok uzun yıllar önce gittiğim Bozcaada’da aldım. ‘Homeros Okumaları’nın fikir babası Prof. Dr. Haluk Şahin’in yönettiği panel, hem konusu ‘Odyssey Filmi Bağlamında Bozcaada: Mitoloji Bizim Neyimiz Olur? Ya Odysseus?’, hem panelistler açısından (Troya Kazı Başkanı ve Doğan Yayınları’ndan yeni çıkan ‘Odysseus’ kitabının yazarı Prof. Dr. Rüstem Aslan, ‘Odyssey’ çevirmeni Prof. Dr. Sema Çağlayan ve arkeolog, araştırmacı Nezih Başgelen) kaçmazdı.
Ne yazık ki lojistik nedenlerle paneli kaçırdım. İyi ki davette, Hürriyet’te uzun yıllar birlikte çalıştığımız Haluk Şahin ile bol sohbet imkânımız oldu. Şahin, dünyanın en kapsamlı Homeros koleksiyonlarından birine sahip. “Dünyanın her yerinden topladığım 28 ‘Odysseia’ kitabım var. Sadece İngilizce 10 farklı çeviri var. Ünlü İngiliz şair T. S. Eliot, her kuşağın büyük klasikleri çevirmesi gerektiğini söylemiş” diyor. “Neden Bozcaada’da ‘Homeros Okumaları’?” diye sorduğumda, “Biz coğrafi olarak Anadolu kültürünün mirasçılarıyız. Tüm mitolojik kahramanların yoğunlaştığı bir bölge burası. Homeros, Anadolu’da oluşan, oluşmakta olan büyük kültürel sentezin fişekçisi ve bence o kültürel sentez hâlâ devam ediyor” cevabını alıyorum.
Şahin, izlenme rekorları kıran Christopher Nolan’ın ‘Odyssey’ filmi konusunda ise şunları söylüyor: “Filmi izledim. Üstelik sinema, televizyon sektöründen gelen bir insan olarak sıradan bir izleyici gibi izlemedim. ABD ve dünyada gişe rekorları kırdı ama bazı yönlerden beni hayal kırıklığına uğrattı. Bana kalırsa bu film Hollywood’un son çığlığı çünkü stüdyo sistemi çöktü. Kimse artık kapalı salonlara filan gitmiyor. Dünyaya eğlence ve sinema açısından yön veren sistem çöküyor, çöktü. Ama Nolan iddialı bir adam. ‘Öyle bir film yapacağım ki kitleler oluk oluk sinemalara gidecek’ dedi. Dediği oldu. İki hafta zarfında müthiş gelir elde edildi. Belki de insanların en fazla seyrettiği film olacak. Adam sinema adına ne biliyorsa hepsini yapmış. Fakat bu ecele çare değil. Çünkü teknolojik olarak geçilmiş, aşılmış bir şeyi değiştirebilmek mümkün değil.”
Çeşitli vesilelerle bir araya geldiğim Troya Kazı Başkanı Rüstem Aslan, ‘Homeros Okumaları’ndan hemen sonra Bozcaada’dan ayrıldığı için onunla konuşma fırsatım olmadı, dolayısıyla sorularımı e-posta üzerinden ilettim.

Bozcaada’da Prof. Haluk Şahin’in öncülüğünde başlayan ‘Homeros Okumaları’ 25. yılını doldurdu. Bu etkinliğin Bozcaada’da başlamış olmasına nasıl bir anlam yükleyebiliriz?
‘Homeros Okumaları’nın 25. yılını doldurmuş olması, Türkiye’de Anadolu’ya ait binlerce yıllık kültürel mirasın korunması, yorumlanması ve içselleştirilmesi açısından son derece anlamlı bir başarıdır. Çeyrek asır boyunca kesintisiz sürdürülen bu etkinlik, Homeros’u yalnızca edebiyat tarihi içinde değerlendiren bir yaklaşımın ötesine geçerek onu destanlarının doğduğu coğrafya ile yeniden buluşturan önemli bir kültürel platform oluşturmuştur. ‘Homeros Okumaları’nın en önemli özelliklerinden biri de akademiyi toplumla buluşturmasıdır. Farklı disiplinlerden bilim insanları, yazarlar, sanatçılar, öğrenciler ve Homeros’a ilgi duyan her yaştan insan aynı ortamda bir araya gelerek ortak bir kültürel paylaşım gerçekleştiriyor. Bu durum, Homeros’un yalnızca uzmanların çalışma alanı olmadığını; insanlığın ortak kültürel mirası olarak herkes tarafından yeniden okunabileceğini ve tartışılabileceğini gösteriyor. Dünyada klasik metinlerin yaşatılması için benzer etkinlikler bulunsa da Homeros’un doğrudan destanlarının geçtiği coğrafyada bu kadar uzun soluklu biçimde sürdürülen bir geleneğin oluşması son derece değerlidir ve bu etkinlik kesintisiz bir şekilde devam etmelidir.
‘Homeros Okumaları’nın 25. yılında hem Nolan’ın hayli konuşulan filmi ‘Odysseus’a hem sizin yeni çıkan ‘Odysseus’ kitabınıza denk gelmesi nasıl bir fark yarattı? Acaba bu yıl etkinliğe ilgi daha mı fazlaydı diye merak etmiyor değilim!
‘Homeros Okumaları’nın 25. yılının, bir yandan Christopher Nolan’ın büyük merak uyandıran ‘Odysseus’ filmiyle, diğer yandan da benim ‘Odysseus: Hoş Geldin Yabancı’ kitabımın yayımlanmasıyla aynı döneme denk gelmesi, bence oldukça anlamlı bir rastlantı oldu. Çünkü son yıllarda Homeros’un yalnızca akademik çevrelerde değil, dünya kamuoyunda da yeniden güçlü bir ilgi odağı hâline geldiğini görüyoruz. Bu ilginin farklı alanlardan beslenmesi, Homeros’un iki bin sekiz yüz yıl önce yazılmış destanlarının hâlâ ne kadar evrensel ve güncel olduğunu bir kez daha gösteriyor. ‘Odysseia’ destanının sinemaya uyarlaması yeni değil, sinema tarihinde 40’a yakın ‘Odysseia’ konulu sinema filmi söz konusu. Sinemanın ulaştığı geniş kitleler sayesinde, daha önce Homeros’la hiç tanışmamış birçok insanın da bu destanları merak etmeye başladığını düşünüyorum. Bu durum doğal olarak Bozcaada’daki Homeros etkinliklerine yansıdı. Bu sene ilgi zirveye ulaştı.
Üzerinde yaşadığımız toprakların antik çağlardaki zenginliğini düşünürsek ‘Homeros Okumaları’ gibi bir etkinliğin benzeri nerede düzenlenebilir? Sinop’ta örneğin Diyojen etkinliği?
Kesinlikle düzenlenebilir; hatta Anadolu’nun kültürel mirası düşünüldüğünde bunun çok daha yaygın hâle gelmesi gerektiğini düşünüyorum. Anadolu, yalnızca büyük uygarlıkların değil, aynı zamanda insanlık tarihine yön vermiş düşünürlerin, şairlerin, filozofların ve bilim insanlarının da yaşadığı bir coğrafyadır. Bu zenginlik, kültürel etkinliklerle yeniden görünür kılınabilir. Sinop’ta Diyojen bunun en güzel örneklerinden biridir. Ancak bununla sınırlı değil. Milet’te Thales ve Anaksimandros, Efes’te Herakleitos, Klazomenai’de Anaksagoras, Halikarnassos’ta Herodotos, Knidos’ta Eudoksos ve Soranos, Bergama’da Galenos, Amasya’da Strabon gibi dünya düşünce ve bilim tarihine yön vermiş isimler Anadolu’nun yetiştirdiği evrensel değerlerdir. Onların yaşadığı kentlerde düzenlenecek okuma günleri, sempozyumlar, kültür rotaları ve halka açık etkinlikler, geçmiş ile bugün arasında güçlü bir bağ kurabilir.
Anladığım kadarıyla Nolan’ın filmini izlediniz… Filmle ilgili yorumlarınız nedir?
Filmi çok beğendim. Hikâyeyi tüm ayrıntılarıyla bilmeme rağmen çok etkilendim. Bir arkeolog ve Troya Kazı Başkanı olarak filmi en çok Homeros destanlarına büyük oranda bağlı kalmış olması nedeniyle değerli buluyorum. Çünkü ‘Odysseia’, yalnızca bir kahramanın eve dönüş hikâyesi değildir; Akdeniz dünyasının denizcilik kültürünü, insanın bilinmeyene duyduğu merakı, farklı toplumlarla karşılaşmasını ve uzun yolculukların dönüştürücü etkisini anlatan evrensel bir metindir. Filmin bu büyük anlatıyı günümüz izleyicisiyle buluşturması son derece önemlidir. Ayrıca filmdeki çağımızın sorunlarına ait yorumlar da çok önemli.

Prof. Dr. Rüstem Aslan
Kitabınızla film arasında bir yakınlık kurdunuz mu? Bir ‘kardeşlik’ buldunuz mu? Ya da Nolan keşke kitabımı okuyup filmi çekseymiş diye düşündünüz mü?
Aslında aramızdaki en güçlü bağ, ikimizin de aynı kaynağa yönelmiş olması: Homeros’un ölümsüz ‘Odysseia’ destanı. Ben ‘Odysseus: Hoş Geldin Yabancı’ kitabında Homeros’un dizeleri arasında saklı insanı, coğrafyayı ve kültürel belleği anlamaya çalıştım. Sinema ise aynı destanı kendi diliyle yeniden yorumluyor. Bu anlamda birbirimizin rakibi değil, aynı büyük anlatının farklı yolcularıyız. Odysseus’un en önemli özelliği, yolculuğunun hiç bitmemesidir. Aslında her çağ kendi Odysseus’unu yeniden yaratır. Homeros onu şiirle anlattı; ressamlar tuvale taşıdı, heykeltıraşlar mermerde yaşattı, yazarlar yeniden yorumladı, şimdi de sinema onu yeni bir dille anlatıyor. Benim kitabım da bu uzun yolculuğun küçük bir durağı.
Sizce Odysseus nasıl bir kahraman? Modern insanla nasıl bir paralellik kurulabilir?
Odysseus’u yalnızca güçlü bir savaşçı olarak tanımlamak eksik olur. Onu diğer destan kahramanlarından ayıran en önemli özelliği, aklıyla, sabrıyla ve değişen koşullara uyum sağlayabilme becerisiyle öne çıkmasıdır. Homeros’un dünyasında cesaret kadar zekâ, güç kadar sağduyu da bir erdemdir ve Odysseus bu erdemlerin simgesidir.
Bence Odysseus’u bugün hâlâ modern kılan da budur. O, mükemmel bir kahraman değildir; hata yapar, yanılır, bedel öder ama her defasında yeniden ayağa kalkmayı başarır. Yolculuğu boyunca karşılaştığı her engel onu dönüştürür. Eve döndüğünde artık Troya’dan ayrılan kişi değildir. Asıl yolculuk denizlerde değil, insanın kendi içinde gerçekleşir.