Nilbar Güreş’in ‘Kadife Bakış’ sergisini önümüzdeki nisan ayına kadar ağırlayacak Arter üçüncü katında Hera Büyüktaşcıyan’ın yeni solo kişisel sergisi ‘Hayalet Kuartet’e ev sahipliği yapıyor. Arter böylelikle 2025 yılına kavramsal sanatın iki önemli kadın sanatçısıyla veda etti.
9 Ağustos 2026 tarihine kadar devam edecek olan Nilüfer Şaşmazer küratörlüğündeki ‘Hayalet Kuartet’ sanatçının ağaç ve deniz kabukları, kumaş, endüstriyel halı, taş gibi farklı malzemeyle ürettiği, bellek, döngüsellik, mimari, şehir ve doğaya odaklanan eserlerini bir araya getiriyor. Şaşmazer’in sözleriyle, Büyüktaşcıyan, üretiminde kent belleğini odağına alarak, bu bellekte yer eden çeşitli çevresel unsur ya da yapıların dönüşüm, yıkım süreçleriyle biçimlenmiş katmanlı ve kırılgan tarihlerini araştırıyor. Geçmişteki kültürel, toplumsal, siyasal, ekolojik ve mimari kopuşların izlerini doğal ya da yapılı çevrenin sunduğu manzaralardan, yapıların yüzeylerinden ve dokularından damıtarak işliyor. Böylelikle gömülü tarihsel katmanlar ve dışlanmış anlatılar, farklı malzemeler ve formlar aracılığıyla gün yüzüne çıkıyor. ‘Hayalet Kuartet’ tam böyle bir üretim.
Arter’in üçüncü katında büyük bir alana yayılan sergiye adımı atar atmaz gayri ihtiyari öncelikle salonun en dibinde, kilisenin apsisini andıran yuvarlak bir duvara yerleştirilmiş maske sandığım objelere doğru ilerliyorum. Zira o bölümden gelen bir müzik beni çekiyor.
‘Fareli Köyün Kavalcısı’ efekti yapan müzik, derinlerden gelen bir kilise korosunu çağrıştırıyor ve yaklaştığımda maskelerin aslında ağaç kabukları olduğunu fark ediyorum.
Sanatçının ‘Dendrologia’ (ağaç bilimi) adını verdiği bu işinin ilginç bir hikayesi var.
1950 yılında Fransa’nın güney batısında, bir baraj yapımı sırasında yapay göl ve yapay bir ada ortaya çıkıyor. İşte bu yapay ada günümüzde, çağdaş sanatın merkezlerinden biri haline gelen Fransa’nın Vassiviere Adası. Adadaki bir şatoyu “sanatçı rezidansı” olarak kullanan ‘Vassiviere Adası Sanat ve Peyzaj Uluslararası Merkezi’ ürettikleri eserleri çoğunlukla adada bırakan pek çok sanatçıyı davet etmiş. Hera Büyüktaşcıyan bunlardan biri.

AĞAÇ KABUKLARI KOROSUNUN EZGİSİ
Büyüktaşcıyan, adada yaptığı bir gezi sırasında, ormanda büyük olasılıkla hastalanarak devrilen ağaçların kabuklarını topluyor.
Kabuklardaki delikler, göz ve ağızları çağrıştığı için maske formundaki ağaç kabukları ‘Dendrologia’ eserinin odağında. Büyülenmiş gibi dinlediğim müzik ise Büyüktaşcıyanerel bir koro olan ‘Ensemble Madrigal’ ile birlikte ürettiği bir ses kaydı. Geç Rönesans döneminin önde gelen İtalyan bestecilerinden Giovanni Pierluigi da Palestrina’nın (1525-1594) ‘Kalbimi Yaraladın’ eserini ağaç kabukları korosundan dinlemek benzersiz bir deneyim.
Öyle ki sergiyi bitirdikten sonra bir sandalyeye çöküp müziği dinlemeye devam ediyorum.
‘Dendrologia’nın hemen önündeki eser sanatçının 2025 üretimi ‘Kirazlar, Mezarlar, Kuyular’ adında bir yerleştirme.
Ağaç kabukları korosu mezarlığa doğru söylüyor sanki. Yerleştirme, sanatçının son üretimlerinde sıklıkla karşımıza çıkan endüstriyel halılardan oluşuyor. Bordo ağırlıklı halılar yuvarlak, kare şeklinde kesilmiş, kimi zaman üst üste kimi zaman yan yana yerleştirilmiş. Bazılarında yuvarlak bir boşluk var. İstanbul Kurtuluş’ta -Osmanlı döneminde semtin adı, hala kullanılan Tatavla- doğan Hera Büyüktaşcıyan’ın bu eserinin ilham kaynağı, çocukluğunda ziyaret ettiği, büyükbabasının mezarının olduğu Aya Lefter Kurtuluş Rum Ortodoks Mezarlığı. Yerleştirmenin ilk sözcüğü, ilk yerleşimi Bizans öncesine dayanan, kiraz ağaçlarından ötürü uzun zaman Kirazlı Köy diye bilinen Tatavla’nın zamanla sökülen ağaçlarına gönderme.
Kim bilir kiraz ağaçları yüzyıllar boyunca sökülmek yerine yenilenseydi İstanbul’da Sakura Bayramı’mız olurdu. ‘Kirazlar, Mezarlar, Kuyular’, yüzyıllarca Tatavla’da yaşayan ancak bu toprakları terk eden Ermenilerin, Rumların izlerine ve artık yok olan evlerin bahçelerindeki kuyulara işaret ediyor.
Peki serginin adı neden ‘Hayalet Kuartet’?
Hayalet’i ben ruh gibi algılıyorum ancak küratör Şaşmazer, tıp alanında kullanılan ve ampüte edildiği halde hissedilen organ için kullanılan “hayalet uzuv” terimine referansla bunun fiziksel yokluğa işaret ettiğini söylüyor.
Dörtlü anlamındaki Kuartet ise serginin dört farklı zaman diliminden (geçmiş, bugün, gelecek ve araf) dört farklı elementten, dört farklı bölümden (Nekropol, Avlu, Cadde ve Bakış) oluştuğunu anlatıyor.
ENDER GÖRÜLEN HEMEN UNUTULAN
Hera Büyüktaşcıyan’ın 2018 yılında Filipinler’de katıldığı Bellas Artes Projects misafir sanatçı programında ürettiği eserin adı böyle… Hindistan’dan Filipinler’e kadar uzanan geniş bölgede bulunan, kapiz ya da Latince adıyla Placuna Placenta diye bilinen, sedefimsi, saydam kabuklu bir deniz hayvanıyla ve bölgeye has ahşap çıtalarla üretilmiş. Sedef kabukların esnek çıtalara yerleştirilme biçimi müzik notalarını andırıyor. Hem son derece estetik, hem Filipinlerin sömürge tarihine işaret eden bir eser. Zira Placuna Placenta’nın kabukları hem bölgede sık görülen tayfunlara dayanıklı, hem ışığı geçirebilir nitelikte oldukları için sömürgecilik döneminde inşa edilen yapılarda cam olarak kullanılmış.
Bu eserin arkasında ise yan yana baskılı yeşil kumaş parçalarının asıldığı duvarı görüyoruz. Yeşillerin arasında bir, iki mavi kumaşın da olduğu eserin adı ‘Kadim Bir Nehrin Mantosu.’ Tatavla’nın belleğiyle ilgili bir eser.
Büyüktaşcıyan yangınlar, sosyal dönüşümler ve yeniden adlandırmalarla silinmiş peyzajının önemli bir parçası olan su yollarını, belleğinde yer eden kent bitkileri ve diğer öğelerle bir araya getirerek frotaj tekniğiyle kumaşa işlemiş. Küratöre göre, eseri oluşturan ve birer manto gibi asılarak sergilenen parçalar, gelip geçiciliği vurgularken, asılı kalma hâlinin işaret ettiği aradalığı -metaforik bir tür arafı- da görünür kılıyor.
HUZURSUZ BALKON VE ÇALINAN ÇANLAR
Girdiğim salonun en dibinde, Arter’in 3. Kat galerisini, 4 kat galerisine bağlayan merdivenlerin karşısındaki duvara iliştirilmiş ‘Huzursuz Balkon’, ‘Ağaç Kabukları’ korosuyla iletişim halinde. Çünkü eski, yıkılmak üzere olan ahşap balkondan sarkan dökme demir yapraklar görünmez bir esintiyle birbirlerine çarparak tatlı bir melodi çıkartıyorlar.
Dökme demir yapraklar, Kurtuluş, Tarlabaşı gibi semtlerde bazı yapıların pencere korkulukların, balkon parmaklıklarını süsleyen akantus yaprakları motifi. Antik Yunan, Roma ve Bizans’tan günümüze uzanan birçok mimari üslupta ölümsüzlüğü ve yeniden dirilişi temsil ediyor. Aynı zamanda, İstanbul’da sayıları giderek azalan, bu motifle süslenmiş Neoklasik yapıları çağrıştırıyor.
‘Huzursuz Balkon’dan sarkan bu motiflerin birbirlerine çarparak çıkarttıkları melodi ise Arter’in birkaç sokak ötesindeki, 1893 yılında inşa edilen Panayia Evangelistria Rum Ortodoks Kilisesi’nin 2005 yılında çalınıp götürülen çanlarına atıfta bulunuyor.
Serginin Tatavla’ya doğru bakan bölümünde konumlanan ‘Bir Takımada Fügü’ sanatçının 2019’dan bugüne dek üretmeyi sürdürdüğü bir dizi eser.
Büyüktaşcıyan’ın yaşadığı, çalıştığı farklı şehirlerden ve çeşitli yerlerden topladığı fayans, taş, tuğla ve çini parçalarını taşıyan minyatür bronz ayaklardan oluşuyor.
Büyüktaşcıyan’nın sergisi, sizi içine çeken atmosferiyle ve birbirine tamamlayan ve her biri ayrı bir anlam yüklü eserleriyle kaçırılmaması gereken bir sergi.