Müzikle tanışma hikayeniz nedir?
Kendimi bildim bileli hayatımın merkezinde müzik var. Henüz iki buçuk, üç yaşlarındayken piyano çalarak başladım bu serüvene. Sonrasında piyanoyu bırakmam ise bugün en büyük pişmanlıklarımdan biri -umarım ileride barışıp, öğrenmeye geri döneceğim-. Ama müzikten hiç kopmadım. Anaokulundan lise son sınıfa kadar okulda hep çok sesli korolarda yer aldım. Ortaokulda gitarla tanışmam ise dönüm noktası oldu; bir daha elimden hiç bırakamadım. Biraz yalnız bir çocukluk geçirdim aslında. O yalnızlık içinde müzik, kendimi tanımama ve anlamama yardımcı olan en büyük sığınağımdı. Büyürken hissettiklerimi ifade etmekte pek başarılı değildim. O dönem dinlediğim parçalar, zamanla kendi iç dünyamın sözlüğü oldu. Müzik kendimi ifade etme biçimim haline geldi. Kendimi bildim bileli de tek bir hayalim var, o da müzik. Bugün bu hayalin peşinden koşmayı kendim için yapmıyorum; zamanında o müzik odalarına kapanan, hayaller kuran içimdeki o küçücük kıza verilmiş bir sözüm var. Bunu ona borçluyum.
Tüm bu süreçten sonra on iki parçalık ilk albümle dinleyici karşısındasınız. İlk albümün sizdeki ilk hissi ne oldu?
Yıllardır içimde biriktirdiğim, kimselere okutmadığım gizli bir günlüğü aniden tüm dünyaya açmak gibi bir his. Çok büyük bir heyecan, biraz savunmasız hissetme hali ama en çok da muazzam bir hafifleme ve özgürlük duygusu... Stüdyoda saatler harcadığınız, her bir notasıyla haftalarca uğraştığınız o parçaların kendi kanatlarıyla uçup gitmesini izliyorsunuz. Şarkılar artık sadece bana ait olmaktan çıkıp, dinleyenlerin kendi hikayelerine, kendi anılarına dönüştü. İnsanların o şarkılarda kendinden bir parça bulduğunu bilmek ruhumu hem iyileştiriyor hem de tarifsiz bir teslimiyet hissi veriyor.
Albüme ‘Düğüm’ ismini vermenizin arkasındaki temel motivasyon ne?
Aslında bu ismin iki farklı yönü, iki ayrı katmanı var. İlk katmanı tamamen hislerle ilgili; hayat bazen söylenmemiş sözlerle, ifade edilememiş kırgınlıklarla tam boğazımızda kördüğümler yaratıyor. Bu albümdeki şarkılar, o düğümleri çözme ve kendi içimle yüzleşme yöntemimdi. İkinci yönü ise albümün bizzat kendi müzikal kimliğiyle ilgili. Albüm tek bir türe sıkışmıyor; içerisinde farklı müzik türlerini, alternatif rock’tan melankolik tınılara kadar pek çok rengi barındırıp onları birbirine düğümlüyor. Dinleyiciler için de bu albümün bir davet olmasını diliyorum; dilerim o harmanlanan melodiler, dinleyenlerin kendi boğazlarında düğümlenen hisleri de çözmelerine yardımcı olur.
Albümde yıllar önce kaleme aldığınız şarkılarla, stüdyo sürecinde ortaya çıkan yepyeni besteler yan yana duruyor. Eski bir şarkınızı stüdyoda yeniden elinize aldığınızda, geçmişteki Yağmur ile bugünkü Yağmur arasında nasıl bir diyalog gelişti?
Yıllar önce yazılmış bir şarkıyı bugün stüdyoda tekrar açıp üzerinde çalışmak, eski bir fotoğrafa ya da yıllar öncesinden kalan bir günlüğe bakmak gibi aslında. İster istemez o güne, o duyguyu ilk hissettiğiniz ana gidiyorsunuz. İlk başta biraz tuhaf, hatta biraz da hüzünlü hissettirdi ama o zamanki Yağmur’un o haline, o yalnızlığına sarılmak istedim. Şarkıları stüdyoda yeniden kaydederken o ilk günkü ruhu, odamda kendi kendime mırıldandığım andaki o ilk samimiyeti hiç bozmayalım istedik. Büyük prodüksiyonlarla o saf hissi boğmaktan çok korktuk. Sadece aradan geçen yılların bende bıraktığı hisleri ve bugünün seslerini, şarkıyı çok yormayacak şekilde arkaya yerleştirdik. Geçmişteki o küçük kıza uzaktan bakıp “Bak, o gün hissettiğin o çaresizlik, o kırgınlıklar boşa gitmedi; bak, hepsi bugün birer hikayeye dönüştü” demek gibiydi. Benim için çok içsel, çok duygusal bir kavuşma oldu aslında.
Kendi bestelerinizin yanında Türk pop müziğinin iki dev eseri var: Sezen Aksu’dan ‘Seni Kimler Aldı’ ve Nilüfer’den ‘Erkekler Ağlamaz’. Bu kadar ikonik ve hafızalara kazınmış iki şarkıyı kendi tarzınızla yorumlarken çekinceleriniz oldu mu?
Bu şarkılar hepimizin genlerine işlemiş, bir dönemin ruhunu belirlemiş devasa eserler. Ama benim kalbimdeki yerleri çok daha kişisel. Ben büyüme sancıları çekerken, kendimi yalnız hissettiğim o dönemlerde beni hiç yalnız bırakmayan, bana hep yoldaş olan şarkılar bunlar. O yüzden böylesine köklü eserleri söylemek kelimenin tam anlamıyla büyük bir onur ve omuzlarımda hissettiğim ciddi bir sorumluluktu. İnanılmaz büyük bir saygıyla yaklaştım iki şarkıya da. Yorumlarken tek yapmaya çalıştığım şey şuydu aslında; bu şarkılar bana yıllar boyu ne hissettirdiyse, o içimdeki hüznü tamamen kendi müzik tarzımla, kendi penceremden yansıtmak... Bunu bir vefa borcu gibi hissediyorum. Beni büyüten bu şarkılara ve bu büyük ustalara, parçaları kendi hissettiğim şekliyle çalıp söyleyerek aslında içten bir teşekkür etmek istedim.
Albüm sürecinde Nilüfer’den manevi destek aldığınızı biliyoruz. Şarkıyı ondan dinlemek ya da onunla bu süreci paylaşmak, bir genç müzisyen olarak yolculuğunuza nasıl bir yön verdi?
Bu benim için kelimelere dökmesi çok zor, inanılmaz kıymetli ve onur verici bir durum. Hayatım boyunca hayranlıkla dinlediğim, müziğin kendisi olmuş bir efsanenin, daha yolun başındayken bana inanması ve bu süreci benimle paylaşması tarif edilemez bir duygu. Şarkıyı onunla konuşmak, onun o eşsiz tecrübesinden, hayata ve sanata bakışından beslenmek bir genç müzisyen olarak ufkumu bambaşka bir yere taşıdı. Nilüfer’e karşı içimde çok büyük bir sevgi, hayranlık ve sonsuz bir saygı var. İnsanın bazen kendi sesinden, müziğinden şüphe duyduğu, durakladığı anlar oluyor; işte tam o anlarda onun müziğime duyduğu inancı hissetmek bana inanılmaz bir güç verdi. Ama bu güç sadece bir motivasyon değil, aynı zamanda omuzlarımda taşıdığım çok kıymetli bir sorumluluk. Onun o güzel desteğine, o güvenine layık olabilmek için şimdi müziğe çok daha büyük bir aşkla, çok daha sıkı sarılıyorum.
Peki, sırada neler var?
Aslında epey hareketli ve kalbimi güm güm attıran bir dönem var önümüzde. Şu sıralar konsept bir EP üzerine çalışıyoruz, hatta çok yakında ilk şarkısını da duyacaksınız. 2027 için de şimdiden yeni albümün tohumlarını atmaya başladık.
