Hayat 50’den sonra sakinliyor sanıyorsanız, ‘YOUTH’ pek de öyle olmadığını söylüyor. ‘Pulling’, ‘Catastrophe’ ve ‘Bad Sisters’ gibi dizilerde ilişkilerin en dağınık, komik ve kırılgan hallerini anlatan İrlandalı yazar, oyuncu ve yapımcı Sharon Horgan’ın yaratıp başrolünü üstlendiği sekiz bölümlük dizi, yeni boşanmış edebiyat ajanı Alex’in hayatına odaklanıyor.
Dışarıdan bakıldığında her şey sakin, güzel, neredeyse kusursuzdu. Dizinin ana karakteri Alex’in hayatıysa hiç öyle değil. Başarılı bir edebiyat ajanı olan Alex boşanmış, oğlu üniversiteli olmuş ve teoride sonunda özgürlüğünün tadını çıkarması gerekiyor. Oysa oğlu Ruairí duygusal olarak savrulup okulu bırakıyor; eski kocası genç sevgilisiyle Kanada’ya taşınmaya hazırlanıyor. Diyabetik annesiyle demans yaşayan babasının da giderek daha fazla ilgiye ihtiyacı var. Alex bütün bunların ortasında daha iddialı bir kariyerin peşinden giderken boşanma sonrası bekârlıkla, değişen bedeniyle ve menopozla yüzleşiyor.
Dizinin başında şu cümleyi duyuyoruz: “Hiçbir on yıl, 50 ile 60 yaş arasındaki dönemden daha hızlı geçmez. Zamanınızın her saniyesini değerlendirmek zorundasınız.” Alex’in telaşı biraz da buradan geliyor. Herkes ondan bir şey isterken o, kendi hayatından ne istediğini yeniden sorguluyor. Bir yandan da aralarındaki ilişki ciddi bir boyuta dönüşmeyen Patrick’e kapılıyor.
Horgan’ın deneyimlerinden de beslenen ‘YOUTH’, orta yaşı hüzünlü bir eşikten çok arzunun, utancın, özgürlüğün ve komik anların iç içe geçtiği yeni bir dönem olarak görüyor. Dizi 21 Eylül’de HBO Max’te.
SHARON HORGAN (ALEX)
Şimdi ya da hiç
Karakteriniz Alex’i anlatabilir misiniz? Onunla ilk tanıştığımızda hayatının nasıl bir döneminde?
Hayatında bir dönüm noktasında. Cinsel bir insan olarak önünde belli bir süre kaldığına ve sonra bunun biteceğine kendini inandırmış durumda. Bu yüzden biriyle şimdi, çok geç olmadan tanışması gerektiğini düşünüyor. Tam bunu kafasına koyduğu sırada oğlu üniversiteyi bırakıyor ve zor bir dönem geçirmeye başlıyor. Anne babası da yaşlılığın getirdiği sorunlarla uğraşıyor. Alex kendi mutluluğunun peşinden gitmeye çalışırken herkesin ona ihtiyacı var.
Biraz “sandviç kuşak” meselesi aslında. Çocuklarınızın evden ayrılmış, sizin de özgürlük kazanmış olmanız gerekiyor ama gitmemiş oluyorlar. Bir yandan da yaşlanan anne babanızla ilgileniyorsunuz. Alex bana da benziyor. Bir kadın olarak hayatın bu dönemine dair söyleyecek çok şeyim olduğunu hissediyordum. Bu fikri beş yıldan uzun süre önce düşünmeye başladım. Şimdi yapmak ayrıca ilginç çünkü çok daha fazla perspektifim var.
Sizin için “orta yaş” ne ifade ediyor?
İnsanlar orta yaşı genellikle bir krizle ilişkilendiriyor ve bir açıdan gerçekten de öyle. Geçen zamanın ve önünüzde ne kadar zaman kaldığının çok farkında oluyorsunuz. Saatin işlediğini hissediyorsunuz. Ama bunun özgürleştirici bir tarafı da var. “Ya şimdi ya hiç” diye düşünmeye başlıyorsunuz. Ben artık orta yaşı hayatta ikinci bir şans, bir tür ikinci bahar gibi görüyorum. Zor olabilir ama beraberinde çok fazla mutluluk ve yeni imkân da getiriyor.
Projede hem yazar hem yapımcı hem de oyuncusunuz. Hikâyenin duygusal dürüstlüğünü nasıl koruyorsunuz?
Dizide çalışan herkes tonun ne olması gerektiğini anlıyor. Her şeyin gerçek hissettirmesi gerekiyor. Bir sahne ne kadar absürt ya da komik olursa olsun, altında gerçek duygular ve insanlar olduğu sürece sınırları istediğiniz kadar zorlayabilirsiniz. Yazımdan oyunculuğa, kurgudan müziğe bütün süreçte aynı şeyi gözetiyorum: Her şey dürüst bir yerden geliyor gibi hissettirmeli.
Dizilerinizde ilişkiler, ayrılık ve insanın kendini yeniden yaratması sık sık karşımıza çıkıyor. Neden?
Çünkü bir anlamda ben de bunları yaşıyorum. Boşandığınızda kendinizi yeniden yaratıyorsunuz. Küçük bir çocuğun annesiyken başka, ergen bir çocuğun annesiyken başka birisiniz. Çocuklarınız evden ayrıldığında yine değişiyorsunuz. Bence hayat boyunca kendinizi defalarca yeniden kurmak zorunda kalıyorsunuz.
‘Pulling’i yazmaya başladığım zamanki kişiden çok farklıyım. O dönemde de İrlanda’dan Birleşik Krallık’a yeni taşınmıştım ve kendimi yeniden yaratmak zorundaydım. Bir insanı bu değişimlerle mücadele ederken izlemek, yazılabilecek en ilginç şeylerden biri. Komedi de çoğu zaman tam orada ortaya çıkıyor. Hayat sürekli yeni malzeme veriyor.
RUPERT FRIEND (PATRICK)
Merakın son kullanma tarihi yok
Sharon Horgan diziyi ilk anlattığında sizi projeye çeken ne oldu?
Sharon’ın olağanüstü bir yazar olması. Çok komik işler yaparken insan hayatındaki daha derin ve tanıdık meselelerle uğraşabilen az sayıdaki yazardan biri. Zoom’da konuştuğumuzda Alex’in karşısında duran bir tür karşı ağırlık olmamı istediğini söyledi. Alex, hayatının her şeyin çökebileceği ya da büyülü bir şeye dönüşebileceği bir döneminde. Sharon bu iki karakteri birbirlerinin etrafında dönen; yaklaşan, çarpışan, uzaklaşan ve yeniden birbirine dönen iki gezegen gibi tarif etmişti. Benim de diğer gezegen olmamı istedi.
Patrick’i nasıl tarif edersiniz?
Sharon onu “bekâr kalmış bir çocuk-adam” diye tanımlıyor. Orta yaşa gelmiş ama hâlâ 20’lerindeymiş gibi yaşayan bir adam. Sharon’ın onu yargılamaması hoşuma gidiyor. Patrick kadınları kullanan, herkesi aldatan klişe bir çapkın değil. Özünde iyi biri. Sadece aile kurmak, birine bağlanmak ya da hayatın büyük soruları üzerine hiç ciddi biçimde düşünmemiş. Sonra birine karşı gerçek duygular beslediğini fark ediyor. Üstelik bu kişi hayatının çok farklı bir noktasında, kendi ailesi ve geçmişi olan biri. Bir anda karşısına daha önce düşünmediği büyük sorular çıkıyor.
Alex’le ilişkisi dizinin neresinde duruyor?
Geçmişte bir açılıp bir kapanan, gevşek biçimde ilişki diyebileceğimiz bir şeyleri olmuş. Dizi onların yaklaşmalarını, uzaklaşmalarını, çarpışmalarını ve gerçekten birbirlerine uygun olup olmadıklarını araştırıyor. Patrick’in daha genç bir kız arkadaşı da var ve hikâyenin hoşuma giden taraflarından biri bunun kolay bir klişeye dönüştürülmemesi. Beklediğiniz klişelerin ters yüz edildiği anlar var.
Dizinin adı ‘YOUTH’. Gençlik sizin için ne ifade ediyor?
Benim için gençlik sayılardan daha büyük bir şey. Aaran Murphy’nin karakteri gerçekten genç ama kendi kuşağının çok farklı bir meselesiyle uğraşıyor. Bugün çocukluğunuz ve yaptığınız hatalar internette adeta taşa kazınıyor. Ben internetten önce büyüdüm; benim hatalarım rüzgâra karıştı, çok şükür.
Alex ise başka bir gençliği, belki ikinci bir gençliği keşfediyor. Kötü bir evlilikten çıkmış, çocuğu evden ayrılmaya başlıyor ve önünde yeniden bir dünya açılıyor. O yüzden gençlik belki de potansiyel demek. Bunun belirli bir yaş grubuyla sınırlı olduğunu düşünmüyorum. Benim için gençlik, her sabah o gün ne olabileceği konusunda hâlâ heyecan duyabilmek. İnsan heyecanını ve merakını kaybettiğinde yaşlanıyor.
İzleyicinin diziden sonra ne düşünmesini istersiniz?
Hayat yaşamak için var. Bunun bir son kullanma tarihi yok. Dizi de tam olarak bunu kutluyor.
AARAN MURPHY (RUAIRÍ)
Hayatla aynı eşikte
Karakteriniz size yakın yaşta. Bu durum role yaklaşımınızı nasıl etkiledi?
Oldukça önemli. Karakterim gibi 18 yaşındayım; neredeyse hayatımızın aynı noktasındayız. Okulu daha haziran ayında bitirdim, bu yüzden kendi deneyimlerimi kullanabilmek güzeldi. Dizide Sharon’ın oğlunu oynuyorum. O da okulu yeni bitirmiş ve hayata atılmaya hevesli ama işler beklediği gibi başlamıyor. Bir anda kendisiyle, duygularıyla ve çevresindeki insanlarla uğraşmak zorunda kalıyor. Benim açımdan da şimdi biraz ne olacağını görme dönemi.
Babanız Cillian Murphy’den oyunculukla ilgili tavsiye alıyor musunuz?
Filmler hakkında sürekli konuşuyoruz. Bana verdiği en temel tavsiye her zaman içgüdülerime güvenmem. Bu, hayatın birçok alanına uygulanabilecek bir tavsiye ama oyunculuk için de kesinlikle geçerli. Çocukken setlere giderdim fakat neler olup bittiğine dair pek fikrim yoktu. Set işini gerçekten öğrenmek için o işin içinde olmanız gerekiyor. Oyunculardan biri olarak sette bulunmak farklı bir deneyim; işin mekaniklerini o zaman çok daha iyi öğreniyorsunuz.
SHARLENE WHYTE (SAM)
Yeniden ergen olmuş gibi
Bize karakterinizden bahsedebilir misiniz?
Sam Leville, Londra’da çalışan başarılı bir edebiyat ajanı. Bu işi yapan çok az siyah kadın var; dolayısıyla sıra dışı bir konumda ve işinde çok iyi. Sürekli bir sonraki anlaşmanın peşinde. Bir yandan da kocasıyla iniş çıkışlar yaşıyor. Başarılı bir ajansı yürütürken evliliğini ayakta tutmaya çalışıyor. Pek çok çalışan kadının kendini yakın hissedebileceği bir ikilik bu. Yetişkin hayatında sürekli yolunu bulmaya, her şeyi dengelemeye çalışıyorsun.
‘YOUTH’ başlığı sizin için ne ifade ediyor?
Bana “Gençlik gençlere harcanıyor” sözünü düşündürüyor. Biz de başka bir gençlik dönemi yaşıyoruz; sanki yeniden ergen olmuşuz gibi. Çocuklar evden ayrılıyor, sorumluluklar değişiyor, bazıları yeniden bekâr oluyor. Üstelik artık biraz paramız da var. Bugün 50 yaşında olmak, ben çocukken 50 yaşında olmaktan çok farklı. Yirmi, otuz yıl önce belli bir yaştan sonra nasıl görünmeniz ya da davranmanız gerektiğine dair başka bir algı vardı. Şimdi kesinlikle farklı. Belki hâlâ genç sayılabiliriz.
‘YOUTH’u daha çok bir komedi olarak mı düşündünüz, yoksa komik tarafları olan bir karakter incelemesi olarak mı?
Kesinlikle ikincisi. Hatta belki komedi bile değil; sadece gerçek hayat. Gerçek hayat bazen çok komik. Böyle bir hikâyedeki komediyi ortaya çıkarmak için onu gerçek oynamanız gerekiyor. Bunlar gerçek insanlar, gerçek karakterler ve gerçek durumlar. Komik olan çoğu zaman durumun kendisi. Normal hayatta da bazı insanlar, yaşadıkları bütün sıkıntılara rağmen doğal olarak komiktir.