Genellikle bu mevsimde geldiğim Londra’da bu yıl gezecek o kadar çok sergi var ki.
Çoğunun ortak özelliği kadın sanatçılar. Tate Modern’de İngiltere’nin en ünlü kadın sanatçılarından Tracey Emin’in 40 yıllık kariyerini kapsayan ‘İkinci Hayat’, Southbank Center’da İstanbul Modern’deki sergisinden tanıdığımız Japon sanatçı Chiharu Shiota’nın ‘Hayatın Bağları’ ve Çinli heykeltıraş Xin Xiuzhen’in ‘Kalp Kalbe’si, Royal Academy’de 92 yaşındaki İngiliz ressam Rose Wylie, Serpentine Gallery’de dinamik resimleriyle tanınan Cecily Brown’un sergileri, Victoria & Albert Müzesi’nde ise ünlü İtalyan moda tasarımcısı Elsa Schiaparelli’nin sergileri var. Bu saydıklarım arasında en çarpıcı ve İngiliz basınında en çok konuşulanı kuşkusuz Tracey Emin’in Tate Modern’deki sergisi.
1963 doğumlu sanatçının 40 yıllık kariyeri boyunca ürettiği resim, video, nakış, neon işleri, yerleştirme ve heykellerini bir araya getiren ‘İkinci Hayat’ sergisini Londra’ya adım atar atmaz ayağımın tozuyla ziyaret ettim; zira müthiş merak ediyordum. Emin’in Jessica Baxter küratörlüğündeki en kapsamlı sergisine ‘İkinci Hayat’ adını vermesinin nedeni, 2020 yılında geçirdiği ağır kanser ve ameliyatlardan sonra hayata yeniden dönüşünü kutlamak. Sanatçı bununla ilgili “İkinci Hayat bazı şeyleri değiştirmek ve bazı şeyleri yapmak becerisini göstermekle ilgili. İkinci hayatımda, birincisinden çok daha fazla bunu yapacak gücü kendimde buluyorum. İkinci hayat, şimdi hayatta olmam anlamında ve pek fazla insanın böyle bir şansı yok” diyor. Tracey Emin’in hem birinci hem ikinci hayatının güçlü eserlerini kapsayan sergi; gençliğin uçarılığını, boş vermişliğini, yaşanan aşk acılarını, hüznü, kanseri, ameliyatları ve yeni arayışları, yeni beklentileri bir film şeridi gibi gözlerinizin önüne seriyor. The Guardian gazetesine göre “Tracey Emin yaşıyor, hissediyor, seviyor, acı çekiyor ve bunu sanata dönüştürüyor.”
SANAT DÜNYASINDAKİ EN ÜNLÜ YATAK
Serginin odak noktası elbet Tracey Emin’in 1998 yılında yaptığı, bir yıl sonra Tate Modern’de sergilenen ve o dönemde sanat çevrelerinde “sanat mı değil mi” diye çokça tartışılan ‘Yatağım’ eseri.
Waterloo’da bir belediye evinde otururken yaşadığı bir ayrılık depresyonu yüzünden dört gün sadece alkol tüketerek yatağından çıkmayan sanatçının dağınık yatağı ilk günkü gibi korunmuş. Tate ziyaretçilerinin merakla resmini çektiği yatağın çarşafları kirli ve lekeli; yanındaki ucuz peluş mavi halıya külot, terlikler, boş votka şişeleri, boş sigara kutuları, sigara izmaritleri ve gazeteler saçılmış.
İşte bu dağınık yatak, Tracey Emin’in kaderini değiştiren eser. Zira 1999 yılında Tate Modern’de gösterildikten sonra Turner Ödülü için kısa listeye girmiş ve 2000 yılında Tracey Emin’in de aralarında olduğu Genç İngiliz Sanatçıları (YBA) koleksiyoncusu Charles Saatchi tarafından 150 bin dolara satın alınmış. Tracey Emin, almak istediği eve böylelikle depozitoyu yatırabilmiş. 2014 yılında Christie’s’deki açık artırmada yatağı 4.35 milyon dolara satın alan Alman iş insanı ve koleksiyoner Kont Christian Duerckheim, ‘İkinci Hayat’ sergisi için Tate Modern’e yatağı ödünç veren kişi. Tracey Emin bugün ‘Yatağım’ eseri için “Ben değiştikçe yatak odam, yatağım da değişti. Yaşlandıkça yatak ve etrafındaki objeler giderek benden uzaklaşıyor. Artık içki içmiyorum, sevişmiyorum ve çarşaflarım sıkça değişiyor. Bu eseri bugün yapmış olsaydım yatak tertemiz ve aşırı sıkıcı olacaktı” diyor.
NEDEN ASLA DANSÇI OLAMADIM?
Kıbrıslı Türk bir baba ile Warwickshire’lı İngiliz Roman bir anneden sahil kasabası Margate’te dünyaya gelen Tracey Emin’in çocukluğu, gençliği hayli sancılı geçmiş. Başka bir ailesi olan baba Enver Emin genellikle evde değil ve sahil kasabasında sahibi olduğu, ikinci ailesini yerleştirdiği otel iflas edince ortadan kayboluyor. “Babamla birlikte bir aile yemeğimiz hemen hemen olmadı. Bunca çocukluk fotoğrafı arasında babamın da dahil olduğu fotoğraflar dört beşi geçmez” diyen sanatçının sergisinde bunlardan biri var.
Baba Enver Emin ve anne Pamela Cashin, Tracey ve ikizi Paul’un olduğu bebek arabasıyla poz verirken görülüyor. Babasının aileyi terk etmesi ve bu yüzden çocukluğunun yoksulluk içinde geçmesi sanatçının travmalarından biri. Tracey Emin, Margate’te bir yılbaşı gecesi eve dönerken kendinden hayli büyük bir adamın tecavüzüne uğradığında 13 yaşında. Tecavüzden altı ay sonra bugün “çok pişmanım” dediği, kendinden hayli yaşlı erkeklerle baş döndürücü cinsel hayatı başlıyor. 15 yaşında Margate’teki evden kaçıyor ve okulu terk ediyor. Sanata ilgisi nedeniyle tasarım, baskı ve sanatla ilgili çeşitli okullarda eğitim almayı başarıyor ve 20’li yaşlarda Kraliyet Sanat Koleji’nde okumak üzere Londra’ya taşınıyor.
Tecavüz dahil Margate’teki travmatik çocukluğunu anlattığı ‘Neden Asla Dansçı Olmadım?’ videosu serginin en can alıcı noktalarından biri. İyi bir hikâye anlatıcısı olan Tracey Emin’in bir diğer çarpıcı video işlerinden biri, 1990’lı yılların başında yaşadığı trajik kürtaj olayını altı yıl sonra anlattığı ‘How It Feels.’ Deneyimini kürtaj olduğu kliniğin önünde anlatan sanatçı, 2002 yılında ise yine sergide yer alan ‘The Last of The Gold’ işinde örtüye işlediği harflerle kürtaj sorununu yaşayan genç kadınlara aydınlatıcı bilgiler veriyor. “O dönemde ne yapacağımı bilmiyordum, doktor kürtajımı geciktirince ölümden döndüm. Gençler bilsin istedim” diyor bu işiyle ilgili. ‘Feeling Pregnant’ (Hamile Hissetmek) ise küçük çocuk ayakkabılarının olduğu bir yerleştirme.
AŞK, KAYIP, ARZU, ÖLÜM
Tate Modern’de eski ve 2020 sonrası çizimlerinin olduğu odayı Tracey Emin, “Bu oda resim ve yeniden hayatı hissetmenin odası. Aşk, kayıp, arzu, seks, ölüm gibi evrensel temaları içeriyor” diye tarif ediyor. Siyah ve kırmızı renklerin hâkim olduğu büyük boy çizimler, ‘Kendimi Ölürken ve Dirilirken Seyrettim’, ‘Sonuna Kadar Arkandan Geleceğim’ gibi şiirsel isimler taşıyor.
Dev heykellerinin yanı sıra, 2002 yılında 39 yaşındayken yaptığı ve ‘Ölüm Maskesi’ adını verdiği bronz maske, sanatçının hastalığından çok önce ölüme takıntılı olduğunun kanıtı. Kırmızı kadife bir kumaş üzerinde ve camlı bir kutuda duran ‘Ölüm Maskesi’, National Portrait Gallery tarafından satın alınmış. 2024 yılında İngiliz sanatına katkıları nedeniyle Kral Charles tarafından Dame unvanıyla onurlandırılan Tracey Emin, birkaç yıldan beri yaşamında ve sanatında önemli bir yeri olan doğum yeri Margate’te yaşıyor. 2023 yılında kurduğu Tracey Emin Vakfı, sanat eğitimi gören gençlere kira ödemeden stüdyo, sergileme ve çalışma alanları sağlıyor, misafir sanatçılar ağırlıyor. Yine The Guardian’dan bir alıntıyla sergiden belli belirsiz bir hüzünle çıktığım sanatçıyla vedalaşayım:
“İngiltere’nin ikonu Tracey Emin bir nesli şekillendirdi, bir milleti şoke etti ve sanatın anlamını değiştirdi. 1990’ların başından beri en saf hâliyle üretirken o kadar dürüst, o kadar içgüdüsel ki sizi, kendi hissettiklerini hissetmeye zorluyor.” Hüznümün nedeni bu olsa gerek.