Tiyatroyla kurduğunuz ilk bağdan bugüne sahne sizin için yalnızca bir gösteri alanı mı, yoksa hayatı yeniden inşa ettiğiniz bir yer mi?
Tiyatro sahnesi benim için bir gösteri alanı olmanın ötesinde anlamlar taşır. Hepimiz için böyledir ve böyle olmalıdır kanımca. Bir dünyadır sahne. O dünyayı doğru ve yanlışlarıyla, güzellikleri çirkinlikleriyle, çelişkileri ve çatışmalarıyla paylaşan derin bir tartışma alandır tiyatro sahnesi.
Bir oyunu izlerken veya üzerine düşünürken; Dikmen Gürün’ün ‘olmazsa olmaz’ dediği o estetik ölçüt, o ilk kıvılcım nedir?
Tabii ki izlediğiniz bir eserin sanatsal ölçüleri önemlidir. Nasıl bir sahne dili kullanılıyor ve bu dil algıları nasıl tetikliyor? Bir oyunun duygu ve düşünce dünyamızda açtığı kapılar ve de zihinlerimizde çakacak ilk kıvılcımlar o eserin sanatsal boyutlarıyla bağlantılıdır.
Klasik tiyatro eğitiminden modern performans sanatlarına uzanan o ince çizgide, bugünün disiplinlerarası yaklaşımını ve dijitalleşen sahneyi nasıl yorumluyorsunuz?
Tiyatro sürekli bir sorgulama süreci içindedir. Sistemi, toplumu, bireyi sorgular. Shakespeare’in dünyasında, onun güçlü metinlerinde örneğin, insan karakterinin kuytu köşelerinde filizlenen düşünce yoğunluğu ile yüzleşiriz. Teknoloji ve tüketim kültürünün hızlı tırmanışı paralelinde etkinlik kazanıyor dijital tiyatro. Sanki bana biraz uzak bir yaklaşım… Değerli hocam Prof. Dr. Melahat Özgü’nün yıllar önce belirttiği gibi; insanlar tiyatro adına, tiyatronun gelişebilmesi için kuşaktan kuşağa çok emek vermişler. Bugün de devam ediyor bu uğraş. Bu açıdan bakınca, sonuçta; tiyatro klasikten dijitale bir yaratıcılık, bir bilgilenme, aydınlanma, sorgulama, düşünme ve eleştiri süreci olarak hayatlarımızda yerini alıyor…
Türk tiyatrosunun yerelden evrensele uzanan yolculuğunda geçmişten bugüne gördüğünüz en belirgin değişim nedir?
Elbette ki Cumhuriyet’le birlikte tiyatronun her alanında, sanatçısından yazarına önemli aşamalar kaydedilmiştir. Muhsin Ertuğrul’un ‘Benden Sonra Tufan Olmasın’ kitabı, Vasfi Rıza Zobu’nun anıları, Refik Ahmet Sevengil’in Tanzimat Tiyatrosu’ndan başlayarak dört cilt halinde yayımlanmış olan tiyatromuzun tarihini inceleyen çalışmaları, Prof. Dr. Sevda Şener’in, Prof. Dr. Metin And’ın ve Prof. Dr. Özdemir Nutku’nun bu alandaki araştırmaları tiyatromuzun ‘yerelden evrensele’ yolculuğunda önemli kaynaklardır.
Tiyatronun işlevi Cumhuriyet’in ilk yıllarında toplumun sanat beğenisini yüceltmek dolayısıyla onun zihnine ve ruhuna hitap etmek yükümlülüğü çevresinde yoğunlaşmıştır diyebiliriz. İzleyen yıllarda bu sanat dalının toplum gerçeklerine ve sorunlarına eğildiğini görürüz…
Geçmişe özlem hayatın her alanında olduğu gibi sahne sanatlarında da var mı sizce?
Büyük bir özlemle anarım, zaman zaman geçmişte izlediğim oyunları, sanatçıları ve de şimdi yok olup gitmiş sahneleri. Eskiye saygı ve sevginin ötesinde buruk bir duygudur yaşadığım... Bir tiyatro arşivimiz yok maalesef. Bu, bir ülkenin sanat kültürü bağlamında ne kadar büyük bir eksiktir. Genç kuşakların bu kültürü özümsemesi bağlamında… Yazar ve dramaturg Esen Çamurdan tarafından birkaç yıl önce tamamen kişisel çabalarıyla kurulan Türkiye Tiyatro Vakfı (TTV) bu alanda önemli bir açığı kapatacaktır diye umuyorum. Çünkü vakfın amacı bir Tiyatro Müzesi kurmak ve bir arşiv oluşturmak.
Türkiye’de tiyatro eleştirmenliğinin duayen isimlerinden biri olarak; sizce eleştirinin “yapıcı ve dönüştürücü” rolünün bugünün dünyasında hala karşılığı var mı?
Eleştirinin dün olduğu gibi bugün de yapıcı ve dönüştürücü bir gücü olduğuna inanıyorum. Daha doğrusu, öyle olması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü tiyatro ve eleştiri kültürel altyapıyı besleyen, dolayısıyla toplumu oluşturan bireylerin algılama düzeylerini belli bir çizginin ötesine çeken bilimsel bir bütündür.
İçinde bulunduğumuz bu karmaşık çağda, sahne sanatlarının toplumsal yaraları sarma veya farkındalık yaratma konusundaki misyonu sizce hala korunuyor mu?
Evet, bence özellikle de içinde bulunduğumuz bu kaotik çağda sahne sanatlarının farkındalık yaratma konusunda böyle bir gücü var. Ya da asırlardır var olan bu gücünü koruyor… Dün, Aristophanes, “Söz insan düşüncesinin kanadıdır” demiş. Seneca, “Kaypak kanaatleri değişince insanlar kendi seçtikleri liderlerin seçilmiş olmalarına şaşırır” derken sanki bugünlere seslenmiş. Ephraim Lessing, “idrak yeteneği” kavramının özgür düşünce ile bağlarını irdelemiş. Günümüzde ise, Edward Bond, vefat ettiği 2024 yılına kadar yazdığı yazılarında ve oyunlarında, tiyatronun insan aklını uyandırdığından ve ona sorgulama yetisi kazandırdığından söz etmiş. Evet, tiyatro insanla, yaşamla birebir hesaplaşan ve de dünden bugüne sorgulayarak gelmiş, bugünden yarınlara sorgulayarak giden ve gidecek olan bir sanat.
Akademik birikimin sürekliliğinden bahsederken; bugünün genç akademisyenlerine ve tiyatro kuramcılarına bırakmak istediğiniz en temel öğreti nedir?
Alanlarında parlak genç akademisyenler ve öğrencilerle her zaman düşünce alışverişinde bulunur, tartışır, konuşurum. Bir zevktir bu benim için. Çünkü onlar benden olduğu kadar, ben de onlardan öğrenirim bu süreçte…
Kadir Has Üniversitesi tarafından da ‘Emeritus Profesör’ unvanı aldınız…
Kadir Has Üniversitesi’nin bana tevdi ettiği “Emeritus Profesör” unvanı büyük bir onur. Çok mutlu oldum.
Bu nedenle de, bir kez daha üniversitemiz Mütevelli Heyeti’ne, Rektörümüz Prof. Dr. Ayşe Başar, Dekanımız Prof. Dr. Banu Manav ve Tiyatro Bölüm Başkanı Doç. Dr. Zeynep Günsur Yüceil, Dr. Öğretim Üyesi Özlem Hemiş’e teşekkür ederim…

Bu taçlandırmanın ardından; masanızda bizi bekleyen yeni yazılar, kitaplar veya projeler var mı? Okurlarınızı ve öğrencilerinizi yakın zamanda neler heyecanlandıracak?
Bu değerli unvanı almadan çok kısa bir süre önce, 4 yılı aşkın bir süre ve de zevkle üzerinde uğraştığım ‘Bir Dönem Üstünden Türk Tiyatrosunu Eleştirilerle Okumak’ adlı kitabım çıktı. Kitap 1950-1980 yıllarına odaklanıyor. Çünkü ülkenin siyasal tarihinde önemli kırılmaların yaşandığı bir dönem bu. 1950’ler çok partili seçim sistemine geçtiğimiz yıllar. Ama 1960 darbesi, 1971 muhtırası, 1980 darbesi her anlamda bir şiddet sarmalı içine itiyor ülkeyi… Tabii ki 1961 Anayasası ile özel tiyatrolar pıtrak gibi açıyorlar ve tiyatro dünyamıza farklı bir boyut katıyorlar… Öte yandan, her zaman var olan ama 1970’lerle tavan yapan baskı ve sansür özel ve ödenekli tiyatroları etkiliyor… Evet, hak, hukuk, adalet kavramlarının tiyatro sahnelerinde, eleştirilerde sorgulandığı bir süreç söz konusu... Kitapta bu yaşananları eleştirileriler üzerinden paylaşmaya çalıştım okurla. Aynı zamanda sert kırılmaların, şiddetin kısa ve uzun vadeli etkilerini irdeleme yoluna gittim. Yoğun bir emek gerektirdi birincil kaynaklardan yol almak ama sanıyorum ki geleceğe önemli bir belge olarak nitelendirdiğim ‘Bir Dönem Üstünden Türk Tiyatrosunu Eleştirilerle Okumak’ adlı kitabımda yapmak istediğimi yapabildim.