ŞERİF YENEN
Bazen bir arkeolojik keşif yalnızca geçmişten bir kesit vermekle kalmaz, bütün bir tarih anlatısını değiştirir. Göbeklitepe işte tam olarak böyle bir yer.
Uzun yıllar boyunca insanlık tarihinin gelişimi oldukça basit bir sırayla anlatıldı: Önce avcı-toplayıcı insanlar vardı; ardından tarım keşfedildi; insanlar yiyecek peşinde koşmak zorunda kalmadı ve yerleşik hayata geçti; böylece medeniyet doğdu. Şanlıurfa yakınlarında ortaya çıkan Göbeklitepe ise bu sıralamayı sorgulatan bir keşif oldu. Yaklaşık 12 bin yıl önce, henüz çömlek yapılmazken, metal bilinmezken ve tarım yeni yeni ortaya çıkarken insanlar burada tonlarca ağırlıktaki taşları oymuş, taşımış ve devasa anıtsal yapılar inşa etmişti. Bu yüzden Göbeklitepe, insanın ne zaman ve nasıl “insan” olduğunu yeniden düşündüren bir yer oldu.
BÜYÜK DÖNÜŞÜMÜN SAHNESİ
İnsanlık tarihindeki en büyük kırılmalardan biri, avcı-toplayıcı yaşamdan yerleşik hayata geçiştir. Bu dönüşümün en önemli sahnelerinden biri ise Yukarı Mezopotamya’dır.
Bugünkü Güneydoğu Anadolu’nun, özellikle Şanlıurfa çevresinin bu dönüşümün merkezlerinden biri olduğu anlaşıldı. Çünkü bu bölge hem coğrafi hem de ekolojik açıdan benzersizdir: Fırat ve Dicle havzalarının kesiştiği bir bölge, yabani buğday ve arpanın doğal olarak yetiştiği alanlar, göçebe toplulukların sıkça uğradığı bir geçiş coğrafyası…
Uzun süre bilim insanları “önce tarım ortaya çıktı, sonra yerleşik yaşam ve inanç yapıları gelişti” diye düşünüyordu. Biz de kitaplarımızda bunu okuduk. Göbeklitepe bu düşünceyi önemli ölçüde değiştirdi. Çünkü Göbeklitepe’nin en erken evresindeki yapıları inşa eden toplulukların hâlâ tarım öncesi avcı-toplayıcı gruplar olduğu anlaşıldı.
Bu da farklı bir ihtimali gündeme getiriyor: Belki de insanlar önce ritüeller ve semboller etrafında bir araya geldi. Tarım ise bu kalabalıkları doyurabilmek için daha sonra gelişti. Yani insanları bir arada tutan şey yalnızca açlık değil, anlam arayışı olabilir.
TAŞLARA KAZINMIŞ DÜNYA GÖRÜŞÜ
Göbeklitepe’yi benzersiz kılan yalnızca yaşı değil elbette. Burada altı metreyi bulan T biçimli dev dikilitaşlar bulunuyor. Tonlarca ağırlıktaki bu taşlar tek parça hâlinde ana kayadan çıkarılmış. Taşların üzerinde tilkiler, yılanlar, akbabalar ve çeşitli hayvanlarının kabartmaları var. Bazı dikilitaşlarda ise insanı temsil eden soyut figürler görülüyor. Bu dikilitaşlar yalnızca sembolik değil aynı zamanda mimari bir unsur. Devasa yapıların taşıyıcı elemanları olarak kullanılmışlar. Özellikle merkezde yer alan iki büyük dikilitaş, dirsekleri iki yana açılmış ve elleri önde birleşmiş insanı andıran bir form taşıyor.
Yapıların planı da dikkat çekici. Merkezde iki büyük dikilitaş, çevrede onları saran daha küçük taşlar bulunuyor. İlk evrede yapılar dairesel planlı. Daha sonraki dönemlerde köşeli mimari ortaya çıkıyor. Heykel ve kabartmalardaki stilize anlatım ve soyutlama yeteneği gerçekten şaşırtıcı. Zeminde su geçirmez döşemeler yapılmış olması da dikkat çekici. Bütün bunlar ciddi bir planlama, iş bölümü ve organizasyon gerektiriyor.
Bazı karmaşık kabartmaların bir hikâye anlattığı çok açık. Henüz anlamını çözemediğimiz bu anlatımlar, yazının ortaya çıkmasından yaklaşık altı bin yıl önce sembolik iletişimin erken biçimleri olarak değerlendirilebilir. Henüz yazının, tekerleğin ve metalin olmadığı bir çağ için oldukça etkileyici bir tablo.
TARİH YENİDEN Mİ YAZILIYOR?
Uzun süre Göbeklitepe tek başına bir mucize gibi algılandı. Sanki bütün hikâye yalnızca bu tepenin etrafında dönüyormuş gibi düşünülüyordu. Oysa son yıllarda yapılan kazılar bu bakışı tamamen değiştirdi.
Şanlıurfa çevresinde yürütülen Taş Tepeler Projesi, aynı döneme ait birçok yerleşimi ortaya çıkardı: Karahantepe, Sayburç, Sefertepe, Harbetsuvan ve diğerleri.
Eskiden elimizde yalnızca Göbeklitepe vardı ve bütün resmi onun üzerinden anlamaya çalışıyorduk. Bugün ise birbirine benzeyen, birbirinin eksiklerini tamamlayan birçok yerleşimi birlikte değerlendirme şansına sahibiz. Bu da perspektifi tamamen değiştirdi.
Bu alanlar arasında özellikle Karahantepe dikkat çekiyor. Burada günlük yaşama dair izler daha belirgin. İnsan ve hayvan heykelleri daha üç boyutlu ve etkileyici. Karahantepe’de bulunan yaklaşık 240 santimetrelik insan heykeli, bölgedeki heykel sanatının ulaştığı seviyeyi göstermesi açısından çarpıcı bir örnek.
Bu heykel, Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi’nde sergilenen ve yaklaşık 11.500 yıl öncesine tarihlenen ünlü Urfa Adamı heykelini hatırlatıyor. Bu eserler, insan figürünün bu kadar erken bir dönemde bu kadar güçlü bir şekilde temsil edilmesi açısından gerçekten etkileyici. Bütün bu buluntular yaklaşık 200 kilometrelik bir bölgede ortak semboller ve ritüeller paylaşan toplulukların varlığını düşündürüyor.
PEYGAMBERLER ŞEHRİ
Göbeklitepe’den sonra Şanlıurfa’ya dönmek, zaman içinde büyük bir sıçrama yapmak gibidir.
Balıklıgöl, Hz. İbrahim anlatıları ve Harran Ovası ile bu şehir yalnızca Neolitik çağın değil, tek tanrılı dinlerin anlatılarında da önemli bir yere sahiptir. Özellikle Harran, tarih boyunca önemli bir kavşak noktasıydı. Kervan yollarının geçtiği bu şehir aynı zamanda bilim ve astronomi çalışmalarının yapıldığı bir merkezdi. Göbeklitepe’de başlayan anlam arayışı, binlerce yıl sonra Harran’da bambaşka bir entelektüel forma bürünmüş gibidir.
SOFRADA LEZZET HAFIZASI
Şanlıurfa’da tarih yalnızca taşlarda değil, sofrada da karşınıza çıkar. Urfa mutfağının ilginç özelliklerinden biri şu: Urfalılar acıyı sever ama eti acısız yer. Acı, etin içine değil yanına yakışır. İsot biberi bu mutfağın ruhudur. Urfa kebabı, lahmacun ve çiğ köfte paylaşımın ve topluluk kültürünün parçasıdır.
Akşam saatlerinde sıra geceleri biraz turistik bir kimlik kazanmış olsa da hâlâ canlı bir gelenektir. Ancak sıra gecelerine yalnızca müzikli bir eğlence olarak bakmak eksik olur. Kökeninde bir dayanışma ve paylaşma kültürü vardır.
Benzer ilgi alanlarına sahip insanlar düzenli aralıklarla bir araya gelir, sohbet eder, müzik yapar ve gündelik hayatın meselelerini paylaşırdı. Bu açıdan bakıldığında sıra geceleri toplumsal bir iletişim ve dayanışma biçimidir.
NEDEN ŞİMDİ GİTMELİ?
Son yıllarda yapılan kazılar sayesinde insanlık tarihine dair yeni bir tablo ortaya çıkıyor. Bu keşiflerin büyük kısmı bizim kuşağımızın gözleri önünde gerçekleşiyor. Göbeklitepe’yi görmek, insanlık tarihinin en önemli dönüm noktalarından birine tanıklık etmek demek. Bir defa görmek yetmeyecek, ara ara gidip ne gelişmeler var takip etmeli, hatta tanıklık etmeli. Bu fırsat her zaman doğmaz. Taşların arasında dolaşırken insanın yalnızca biyolojik değil, zihinsel ve kültürel bir varlık olduğunu daha güçlü hissediyorsunuz.
Ancak pratik bir bilgi: Sezon başladığında bölge oldukça kalabalık oluyor. Bu nedenle sezon öncesi dönemlerde gitmek daha keyifli.
Göbeklitepe’nin yanında Karahantepe ve diğer Taş Tepeler alanlarını da görmek, farklı yerleşimleri karşılaştırmak ve büyük resmi anlamaya çalışmak insana gerçekten yeni bir perspektif kazandırıyor.
Göbeklitepe
- Yaşı: yaklaşık 12.000 yıl
• Dünyanın bilinen en eski anıtsal yapı komplekslerinden biri
• UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde
• Şanlıurfa’ya uzaklığı: 15 km
PRATİK BİLGİLER
Nasıl gidilir?
İstanbul, Ankara ve İzmir’den Şanlıurfa’ya direkt uçuş var. Göbeklitepe, şehir merkezine yaklaşık 25-30 dakika uzaklıkta.
Ne kadar zaman ayırmalı?
Göbeklitepe: Yarım gün
Karahantepe veya diğer Taş Tepeler: Yarım gün
Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi: Yarım gün
Şanlıurfa merkezi ve Balıklıgöl: Yarım gün
Harran: Yarım gün
İdeal gezi süresi: En az 2-3 gün