Serkan Ocak
Hayatımda sadece üç meslek örgütüne üyeyim. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Türkiye Gazeteciler Sendikası ve sıkı durun ‘Uluslararası Gazeteciler Kayak Kulübü’. Bu sonuncusunun hikayesi inanılmaz. Kuruluşu 1955. İkinci Dünya Savaşı sona erip soğuk savaş başladığı yıllarda gazeteciler ülkeler arası bilgi alışverişinin ‘sınırlı’ olduğu bir dönemde ‘zihnisinir’ bir fikirle kayak yarışları düzenlemeye karar veriyor. Gazetecilerin amacı, elbette neler olup bittiğini ‘kayak’ bahanesiyle birbirlerine aktarmak.
Bu buluşmaların bu sene 71.’si düzenlendi. Ben son 8 tanesine katıldım. Her yıl üye olan farklı bir ülkede gerçekleşiyor. Bir hafta boyunca hem kayak yarışları düzenleniyor hem de gazeteciler gelenek gereği workshoplar düzenleyerek dönemin önemli konuları hakkında fikir alışverişi yapıyor. Bu yıl 13 ülkeden 100 gazeteci katıldı.
UNUTULMAZ BOÍ TAULL
Türkiye’den 5 gazeteci gittik. Kayak pistlerinin tozunu yuttuğumuz için bu yazıda o kısma pek girmeyeceğim. Dünyanın gündemi savaş; haliyle gazetecilerin ana konusu da bu oldu. Ancak yeterince içimiz daraldığı için ben Pireneler’in eşsiz güzelliğini, yediklerimizi, içtiklerimi anlatayım.
Gittiğimiz yer İspanya’nın Barcelona şehrine 5 saat uzaktaki, Pireneler’deki Boí Taüll bölgesi.
Bir kere gideceğimiz ülke çok öncesinden belli olduğu için yaklaşık bir ay önce Barcelona biletlerimizi neredeyse yurtiçi fiyatına satın aldık (gidiş dönüş 9 bin TL).
Pireneler, İber Yarımadasını’nı Avrupa’dan ayıran doğal bir sınır. En büyük komşu ülke Fransa. Ancak biz Avrupa’nın en küçük ülkesi Andora sınırına yakın Boí Taüll’e gittik. Adını bile iki günde telaffuz edebildiğim bu yeri daha önce hiç duymamıştım. Türkiye’den de ne kayakseverin ne de doğaseverlerin bildiğini sanmıyorum. Ancak bundan sonra hayatım boyunca unutmayacağıma eminim.
KİLİSELERE GAUDİ ELİ DEĞMİŞ GİBİ
Bu bölge Unesco Dünya Mirası Listesi’nde yer olan doğal ve kültürel bir yeryüzü cenneti. 7 farklı milli parkı barındırıyor. Birkaç kilometre arayla sıralanmış küçük köylerin hepsi birer müze gibi. Köylerdeki evleri sanki bölgedeki taş ustaları değil de Salvador Dali gelip inşaa etmiş, kiliseler yapılırken Gaudi de bir el atmış gibi. Bir köy ancak bu kadar özenli korunabilir.
Kayak merkezi, Avrupa’nın en iddialısı değil. Ancak küçük bir alanda son derece akıllı ve eğlenceli sistemler kurmuşlar. 2750 metre yükseklikte iki ana dağın yamacında toplam 45 kilometreyi bulan pistlerde 11 mekanik tesis bulunuyor. Skipass ücretleri günlük ortalama 40 Euro. Konakladığımız otel SNÖ Vall de Boi’nin gecelik fiyatı yaklaşık 70 Euro idi. Yani Türkiye’deki pek çok kış otelinden daha ucuz.
İspanya dünyanın en çok turist alan bölgelerinden biri ancak Barcelona’ya 5 saat mesafedeki bu bölge ve köyler henüz kent merkezi kadar şanslı değil ya da şanslı! Daha çok yerlilerin uğrak yeri. Ancak yabancı turistler için keşfedilmeyi bekliyor. Öyle ki köylerde gezerken kapısında doğru düzgün bir reklamı olmayan restoranın Michelin yıldızı olması görenleri şaşırtıyor. 40 Euro’ya önce gözünüzü sonra karnınızı doyurması ise bir başka mucize.
DAĞ KAYAKÇILARININ UĞRAK YERİ
Biz kayak için gittik. Ancak bölge 12 ay faal. Hiking’ten tutun, yeni olimpik branş olan skimo’ya (dağ kayağı), ultra maraton yarışlarından buzul yürüyüşlerine kadar pek çok doğa sporlarının yapıldığı bir yer. Barcelona’ya gitmişken 144 yıldır inşaatı devam eden ancak yaklaşık bir ay önce ‘neredeyse’ yapımı tamamlanan La Sagrada Familia’yı ziyaret etmeden de dönmedik. Ama küçük bir not: Günler öncesinden online bilet almayı unutmayın, yoksa sadece dışarıdan seyredebilirsiniz Gaudi’nin bu eşsiz eserini…