İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından, N Kolay sponsorluğunda düzenlenen 45’inci İstanbul Film Festivali, 9-19 Nisan tarihleri arasında izleyiciyle buluşmaya hazırlanıyor. Bu yıl izleyiciyi daha özgür bir keşif alanı bekliyor. Tematik bölümlerin kaldırıldığı, prömiyerlerin ve genç yönetmenlerin öne çıktığı programın merkezinde ise İstanbul var. Festival tarafından sinemaya gönül ve emek veren kişilere sunulan Sinema Onur Ödülü bu yıl oyuncu Nilüfer Aydan ve yönetmen Gianfranco Rosi’ye sunulacak. Festival Direktörü Kerem Ayan, #filmgibişehir sloganının ardındaki fikri ve seçkinin öne çıkan yönlerini anlattı.
Bu yılın programına baktığımızda edisyonun ana ruhunu nasıl özetlersiniz?
Programımızın temelinde bu yılki sloganımız #filmgibişehir fikri var. Bu şehir ne kadar çok filme ilham ve fon olduysa adını aldığımız şehre biraz vefa borcumuz diyelim. Programımızdaki bölümleri Berlin ve Cannes bölümlemelerine benzer şekilde, daha kompakt hâle getirdik. Seçkideki filmler tematik bölümlerde sınıflandırılmıyor, içerik ve ele aldıkları konulardan bağımsız başlıklar altında toplanıyor. İzleyicinin kendi seçimini konudan bağımsız yapması için daha az yönlendiriyoruz. Bu yıl festivalde, yarışmalı ‘Kısa Film’, ‘Yeni Bakışlar’ ve ‘Altın Lale’ bölümleri dışında, merakla beklenen filmlerin Türkiye prömiyerlerinin olduğu gala gösterimleri, dünya festivallerinden filmler, yurtdışından ilk veya 2’nci filmler, yerli-yabancı belgeseller, sinemanın sınırlarını zorlayan örnekler ve dünden bugüne klasikleri bir araya getiren altı bölüm var.

#filmgibişehir sloganı bu yılın festivaline nasıl yansıyor?
Kampanyayla bütünleşik bir slogan. Orhan Veli bile “İstanbul’un orta yeri sinema” demiş; hepimiz gibi bu şehrin ne kadar sinematik ve fotojenik olduğunu hissetmiş, görmüş. Seçki tematik bölümlerle programlanmadığı için buna dair özel bir durum yok ama ‘Tenten İstanbul’da’, ‘Rusya’dan Sevgilerle’ ve ‘Acı Hayat’ hem kampanya görsellerimize ilham oldu hem de bu filmler seçkide yer alıyor, birçok yerli film de İstanbul’da geçiyor.
Öne çıkan sinema eğilimleri neler?
Dünyanın ve ülkemizin bulunduğu bölgenin hâli ortada. Savaşlar, kıyımlar, felaketlerle dünya yaralıyken gelecek kaygısı öyle baskın ki gözümüzü çevirmek kendini kandırmak olur. Konuları bir yana, politik filmlerin bu yıl sayıca çokluğu şaşırtıcı değil, zaten sinema politiktir. Geçen yıl Cannes’da ve Venedik’te, bu yıl da Berlin’de kişisel hikâyelerle iç içe geçen birçok politik film izledik, biz de festival seçkisine iyi bulduklarımızı dâhil ettik. Onların dışında da dünyanın dört köşesinden seyircimizin beğeneceğini düşündüğümüz en yeni filmlerle programımızı oluşturduk. Deneysel ve sinemanın sınırlarını zorlayan işlere de özellikle yer veriyoruz. ‘Heyula’ bölümü biraz keşif biraz da kendini zorlamayı seven sinemaseverler için bu filmlere alan açıyor.
Dünya prömiyerleri ve Türkiye prömiyerleri açısından bu yılki seçkiyi nasıl değerlendirirsiniz?
Birkaç dünya prömiyerimiz var, özellikle ülkemiz yönetmenlerinin filmlerinden. Bu yıl seçkide birçok yeni yönetmenin bulunması bizi özellikle sevindiriyor. Yalnızca ilk veya 2’nci filmlerin yer aldığı ulusal nitelikteki ‘Yeni Bakışlar’ bölümümüz bu sayede bu yıl çok güçlü. Seçkideki yabancı filmlerimizin tümü zaten Türkiye prömiyeri, bazıları da Balkan prömiyerlerini festivalde yapacak.
Türkiye sinemasının uluslararası durumunu bugün nasıl görüyorsunuz?
Elbette Emin Alper’in Berlin’de kazandığı ödülden söz etmek lazım. Bu yıl birçok filmimiz dünya prömiyerlerini Tallinn, Goa, Rotterdam, Selanik, Locarno gibi saygın yurt dışı festivallerde yaptı ama bu yıl Cannes bu ağın dışında kaldı. Festivalin ortak yapımlar platformu ‘Köprüde Buluşmalar’ın da bu çerçevede katkısını belirtmek gerek.
Festivalin klasik filmleri restore ederek yeniden izleyiciyle buluşturması da çok değerli. Bu yılki Acı Hayat restorasyonu sizin için ne ifade ediyor?
Klasik filmler uzun zamandır Zurich Sigorta Grubu Türkiye desteğiyle Atlas Post Production tarafından restore ediliyor. Bu yıl restore edilen, usta yönetmen Metin Erksan’ın Türkan Şoray-Nebahat Çehre-Ayhan Işık’lı filmi ‘Acı Hayat’ trajik bir aşk öyküsü anlatıyor ama bunu toplumsal sorunlara ve ekonomik sıkıntılara sınıfsal bakış açısıyla eğilerek anlatıyor. Filmin restore edildiği 35mm kopyası gerçekten çok kötü durumdaydı, dijitale aktarılmasıyla yeniden kazanmış olduk. 1960’ların bozulmamış, insanları gibi nahif İstanbul’unu yine 60’larda çekilmiş ‘Rusya’dan Sevgilerle’ ve ‘Tenten İstanbul’da’ ile birlikte buruk bir nostaljiyle birleştirmek de mümkün.
