ŞERİF YENEN
Demir Çağı, Anadolu’da büyük bir dönüşüm dönemidir. Demirin yaygınlaşmasıyla birlikte üretim, savaş ve günlük hayat değişir. Yeni güçler ortaya çıkar. Frigler de bu yeni dünyanın en dikkat çekici topluluklarından biridir.
Friglerin hikâyesi Ankara yakınlarında başlar. Başkentleri Gordion’dur. Bugünkü Polatlı yakınında yer alan bu yerleşim, Frig dünyasının merkezi kabul edilir. Aynı zamanda Friglerin yaşadığı alan, Ankara’dan başlayıp Eskişehir, Afyonkarahisar ve Kütahya’ya kadar uzanan geniş bir bölgeyi kapsar. İşte bugün ‘Frig Vadisi’ dediğimiz rota bu coğrafyanın içinde yer alır.
Bu geziye çıkmadan önce Frigler hakkında kısa bir hazırlık yapmak faydalı olur. Çünkü bu coğrafyada gördüğünüz taşlar, anıtlar ve mezarlar, ancak arkasındaki hikâyeyi bildiğinizde anlam kazanır.
FRİGLER’İ TANIYALIM
Friglerin kökeni konusunda kesin bir yargıya varmak kolay değil. Antik kaynaklar, Frigleri Trakya ve Makedonya bölgeleriyle ilişkilendirir; Hitit kaynaklarında adı geçen Maşalarla bağlantılı olabilecekleri de düşünülür. Anadolu’ya Balkanlar’dan geldikleri düşünülür; ancak Frig kültürünün asıl kimliğini Anadolu topraklarında kazandığı giderek daha fazla kabul görmektedir.
Metal işçiliğinde, dokumada, ahşap işçiliğinde ve müzikte çok yetkin olan bu toplulukta, çengelli iğnenin erken örneklerinden sayılan fibula, tunç kapları, tokaları ve ahşap mobilyaları dikkat çeker.
Hititlerin “bin tanrılı” dünyasından sonra Friglerde daha merkezî bir inanç dili görürüz. Friglerin en önemli tanrısı Ana Tanrıça’dır. Onlar için Ana Tanrıça doğayla, dağlarla ve kayalarla ilişkilidir. Bu yüzden Frig Vadisi’ndeki kaya anıtları taş işçiliğinden fazlasını anlatır; bunlar bir inanç dünyasının kapılarıdır.
BİRBİRİNİ TAMAMLIYOR
Frig yolculuğunu Ankara ve Gordion’u birlikte düşünerek başlatmak gerekir. Polatlı yakınındaki Gordion, Friglerin başkentidir; Ankara’daki Anadolu Medeniyetleri Müzesi ise bu başkentte ve Frig coğrafyasında bulunan eserleri anlamak için en güçlü tamamlayıcı duraktır. Aralarındaki yakınlık sayesinde bu iki yer aynı gün içinde rahatlıkla değerlendirilebilir. Gordion’da toprağın, tümülüslerin ve höyüğün içinde gördüğünüz dünya, müzede eserler aracılığıyla tamamlanır; müzede gördüğünüz objeler ise Gordion’a gittiğinizde kendi bağlamına kavuşur.
Gordion ilk bakışta sade bir yer gibi görünür. Ama burada bakmakla görmek arasındaki fark ortaya çıkar. Frigler bu küçük yerleşimi zamanla güçlü bir başkente dönüştürmüştür.
En dikkat çekici yapı tümülüslerdir. Tümülüs, içinde önemli kişilerin mezarının bulunduğu, insan eliyle yapılmış toprak tepedir. Gordion çevresinde yaklaşık yüz tane tümülüs vardır. Bunların en büyüğü Midas Tümülüsü’dür. Yüksekliği 50 metreyi aşar. İçinde bulunan mezar odası ve ahşap yapılar, Friglerin zenginliğini ve teknik becerisini gösterir.
Gordion aynı zamanda efsanelerin de merkezidir. Gordion Düğümü hikâyesi buradan çıkar. “Çözülmesi zor problem” anlamında hâlâ kullanılan bir deyimdir.
Bu ilk günün sonunda rota Eskişehir’e bağlanabilir. Eskişehir, Frig Vadisi’ne geçiş için pratik ve keyifli bir konaklama noktasıdır. Odunpazarı evleri, müzeleri ve canlı şehir dokusuyla geziye çağdaş bir soluk katar. Ertesi gün Yazılıkaya/Midas Kenti ve Frig Vadisi’ne buradan devam etmek rotayı hem rahatlatır hem de yolculuğu daha dengeli hale getirir.
ACELE ETMEYİN!
İkinci gün rota Frig Vadisi’ne doğru ilerler. Eskişehir ile Afyon arasında kalan bu bölgenin en etkileyici duraklarından biri Midas Kenti’dir. Volkanik tüf kayaların şekillendirdiği bu coğrafyada yer alan Midas Anıtı, kayaya oyulmuş görkemli bir cephe şeklindedir. Yüksekliği 16 metreyi aşar. Üzerindeki geometrik desenler ve ortadaki niş, buranın kutsal bir alan olduğunu gösterir. Bu nişte Ana Tanrıça’nın heykelinin bulunduğu düşünülür.
Vadide yalnızca bu anıt yoktur. Aslankaya, Maltaş ve çevredeki diğer kaya yapıları da Frigler’in kayayla kurduğu ilişkiyi gösterir. Bu bölgeyi gezerken acele etmemek gerekir. Kısa yürüyüşler yapmak, kayalara yaklaşmak ve detaylara bakmak önemlidir. Frig Vadisi kendini hemen açmaz; dikkat edenlere konuşur.
AYAZİNİ’NE DE UĞRAYIN
Üçüncü gün Ayazini ile devam edilebilir. Kaya içine oyulmuş yerleşimler, mezarlar ve kilise kalıntıları burada bir aradadır. Frig döneminden başlayıp Roma ve Bizans’a uzanan bir süreklilik görülür.
Gezinin sonunda Afyonkarahisar’a geçmek iyi bir kapanış olur. Hem dinlenmek hem de bölgenin mutfağını deneyimlemek için uygun bir duraktır.
NEDEN ŞİMDİ GİTMELİ?
Frig Vadisi, Anadolu’yu kronolojik bir bütün olarak okumak isteyenler için çok değerli bir halka. Göbeklitepe’de ritüelin, Çatalhöyük’te yerleşik hayatın, Hattuşa’da devletin, Van’da Urartu mühendisliğinin izini sürdük. Şimdi Friglerle birlikte Anadolu’nun Demir Çağı’nda Orta Anadolu’nun nasıl bir kültür yarattığını görüyoruz.
Bu rota bize şunu hatırlatır: Anadolu tarihi tek merkezli değildir. Aynı çağda farklı coğrafyalarda farklı çözümler üretilmiştir. Urartular dağlarda suyu yönetirken, Frigler bozkırda kayaya inanç kapıları açmış, Gordion’da güçlü bir başkent kurmuş, müzikten ahşap işçiliğine kadar kendilerine özgü bir dünya yaratmıştır.
Frig Vadisi’ne gitmek, bozkırın sessizliğinde Anadolu’nun başka bir sesini duymaktır.
BU ROTADA…
- Ankara – Anadolu Medeniyetleri Müzesi
• Gordion, Midas Tümülüsü ve Gordion Müzesi
• Yazılıkaya / Midas Kenti
• Aslankaya
• Ayazini
• Afyonkarahisar
PRATİK BİLGİ
Nasıl gidilir?
Ankara, hem Anadolu Medeniyetleri Müzesi hem de Gordion’a yakınlığı nedeniyle en uygun başlangıç noktasıdır.
Rota
- gün: Ankara – Gordion – Eskişehir
- gün: Frig Vadisi – Yazılıkaya
- gün: Ayazini – Afyon
Ne zaman gitmeli?
İlkbahar ve sonbahar en uygun dönemler
LEZZETLER
- Afyon sucuğu ve kaymağı, kaymaklı lokum
• Haşhaşlı çörek ve bükme
• Vadide köy kahvaltıları ve haşhaşlı ev hamur işleri
• Eskişehir’de çibörek, balaban köfte, met helvası ve boza