Cumhuriyet tarihinin en köklü spor organizasyonlarından biri olan Gazi Koşusu’nun 100. yılında Brown-Forman Türkiye, gelenek ve zarafeti bir araya getiren özel bir iş birliğine imza attı. Kentucky Derbisi’nden Gazi Koşusu'na uzanan ilham dolu yolculuğunda marka, bu yıl tasarımcı Melisa Erkol ile ‘We Reserve x Melisa Erkol’ koleksiyonunu hayata geçirdi. 100. Gazi Koşusu’ndan ilham alan bu koleksiyonun tanıtımı için düzenlenen özel etkinlikte bir araya geldiğimiz Melisa Erkol, Hafta’nın sorularını yanıtladı.
Koleksiyonun hikayesini duymak istiyorum aslında sizden. Gazi Koşusu 100. yılı denilince zihninizde beliren o ilk imge neydi, tasarımınıza nasıl yansıdı bu?
Aslında ben yaklaşık 8 yıldır Gazi Koşusu’nda yer alıyorum. Fakat bu sene benim için de çok heyecan verici. Daha farklı ne yapabilirim dediğim bir noktadayken zaten We Reverse ile yollarımız kesişti. Tasarım alanında da beni çok özgür bıraktılar. Kendimce çok daha yaratıcı olduğumu hissettiğim, ‘en iyisi’ni yaptığım bir koleksiyon hazırladım diyebilirim. Kendimi en özgür ve yaratıcı hissettiğim tasarımları yaptım.
Kaç parça var koleksiyonda; hazırlık ne kadar sürdü?
15 parçalık bir koleksiyon. Aşağı yukarı 7 ayda hazırladım bu koleksiyonu.
Gazi Koşusu’nun 100. yılı olmasaydı, bu koleksiyon yine aynı hikâyeyi anlatır mıydı? Yine belki benzer olabilirdi ama belki bu kadar şevkle yapmayabilirdim. Bu sene benim için çok daha kıymetli. Hem Gazi Koşusu’nun 100. yılı olması, hem Brown-Forman ile iş birliği yapmam çok daha ufkunu açtı diyebilirim.
Zarafet, ritüeller, at yarışı… Tüm bunlar arasında denklemi nasıl kurdunuz ya da böyle bir denklem kurmaya çalıştınız mı?
Aslında bir denklem kurmaya çalışmadım, benim yaptığım tasarımlar zaten o denklemin içine dahil oldu. Tasarım yerini buldu diyebilirim. Daha öncesinde de zaten at yarışı dışında da birçok organizasyon özelinde çalıştım bu anlamda mevzuya çok hakimdim. Yaptığım tasarımlar da aslında Gazi Koşusu’na çok uygundu. Birbirine entegre oldu diyebilirim. Biraz yarış, biraz ritüeller, zarafet hepsi var bu tasarımlarda.

- yılı koşulacak olan geleneksel bir yarıştan bahsediyoruz. Bir yanda da çağdaş tasarım var. Peki, geleneksel ve çağdaşlık arasında bir denge kurdunuz mu bu koleksiyonda, bu dengeyi nasıl gözettiniz?
Geleneksel olana biraz daha modern dokunuşlar kattım diyebilirim. Hep kullanılan şapkaların tasarım olarak biraz daha dışına çıkmak istedim bu sene. Yani normalde şöyle bir durum var:
Genellikle İngiltere’de yapılan şapkaların bir türlü devamı gibi oluyor şapkalar. Ben o yoldan sapmak istedim. Her zaman şu ilke ile hareket ettim: “Ben bu şapkayı takabilir miyim” diye tasarımımı yaparım. Ben takabileceğimi düşünüyorsam sonrasında da nasıl daha uygun forma getiririm diye bakıyorum. Yani standart olmak yerine kendi tarzımı yansıtan bir noktaya getirdim şapkalarımı diyebilirim.
Peki, bu noktada şunu sorayım: Bu koleksiyonda günlük hayatta da çok rahat kullanılabilecek parçalar var mı?
Her zaman söylediğim gibi şapka bir kültür ve karakter meselesi. Ben şapkayı günlük hayatımda kullanabilirim ama başkası kullanamayabilir. Bu tamamen kişinin kendi vizyonuyla alakalı bence. Yani şu an tabii ki günlük hayatta kullanabileceğimiz çok fazla şapka yok belki ama ben düz bir kalem elbiseyle şapka takabilirim. Girdiğim yerde de kendimi gösterebilirim. Yani dediğim gibi bu karakter ve tarz meselesi bence.
Tasarım sürecinde arşivlerden veya eski Gazi Koşusu fotoğraflarından yararlandınız mı?
Tasarımlarım özgün fakat geçenlerde bir belgesel için benimle görüşmeye geldiler. Çekim yaptık. Orada bana eski koşulara katılan kadınları gösterdiler. Yani o tarihte kadınların duruşları, o çok karakteristik tarzları çok hoşuma gitti. İnanılmazdı.
Ruhu renklerde yakaladım
Peki, koleksiyonunuzda “Bu kesinlikle Gazi Koşusu ruhunu taşıyor” dedirten detaylar neler? Siz o ruhu nerede yakaladınız?
Ben renkte yakaladım o ruhu. Ağırlıklı olarak krem, kırmızı ve gold kullandım.
100. yıl Gazi Koşusu için hazırladığın koleksiyona yıllar sonra dönüp baktığınızda dönemi temsil edecek ikonik parçanız hangisi?
Aslında herkesin bir tarzı var. Yani benim şapkamı gören biri bir kıvrımından, yaratıcı bir detayından benim şapkam olduğu kesin belir. “Bu Melisa’nın şapkası” der. Ama bu koleksiyon özelinde; büyük bir şapkanın üstüne ve altına yerleştirdiğim gold çiçeklerin olduğu tasarımım olabilir.
Gazi Koşusu etrafında oluşan aksesuar kültürünün yeterince görünür olduğunu düşünüyor musunuz?
Bence şapka bir aksesuar olarak çok görünür değildi zaten. Son iki ya da üç yıldır daha fazla görünür oldu diyebilirim. Sanırım sosyal medyanın da etkisi var bu noktada ve Türk kadınları çok çabuk adapte oldu bu kültüre. Şimdi şapkalar daha fazla özenilen, kıyafetle kombinlenen bir noktaya geldi. Birkaç yıl öncesine göre inanılmaz bir fark var.