İlk günkü asi ruhunu bugün daha dingin bir kabullenişle buluşturan Aydilge, 20 Şubat’ta yayımlanacak yeni şarkısı ‘Zombi’nin heyecanını yaşıyor. Dijital zorbalığa, duyguların körelmesine ve insanın kendinden uzaklaşmasına karşı atılmış net bir çığlık olan yeni şarkısını konuştuğumuz Aydilge ile popüler kültürün konfor alanının tamamen dışında; müzikten vicdana, aşktan toplumsal meselelere uzanan keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.
Biraz başa sararak başlamak isterim. Müzik yolculuğunuza adım attığınız ilk günkü Aydilge ile bugünkü Aydilge’yi karşılaştırsanız en büyük fark ne olurdu?
Sanırım en büyük fark ‘kabulleniş’ ve ‘özgürleşme’ arasında. İlk başladığımda dünyayı değiştirebileceğime dair daha hırçın bir inancım vardı; şimdi ise dünyayı değiştiremesem de dünyanın beni değiştirmesine izin vermemeyi öğrendim. Müziğimdeki o asi ruh hala orada ama artık daha dingin, ne istediğini bilen ve en önemlisi, başkalarının ne beklediğine değil, kendi iç sesime odaklanan bir Aydilge var.
Şarkılarınızda hayatın içinden çok tanıdık duygular var. Bu samimiyeti kurmak zor mu, yoksa artık bir refleks mi oldu?
Kesinlikle bir refleks. Zaten ‘mış’ gibi yapmak, sahte duygular üzerine beste inşa etmek benim doğama aykırı. Zygmunt Bauman’ın dediği gibi ‘akışkan’ bir dünyada yaşıyoruz, her şey çok çabuk tüketiliyor. Ben bu hızın içinde insanların hala gerçek bir kalbe dokunmaya ihtiyaç duyduğunu biliyorum. Ben sadece kendi yaramı açıyorum, bakıyorum ki o yara meğer herkesin ortak yarasıymış.
Müzik sektöründe bir kadın sanatçı olarak hala aşmanız gerektiğini düşündüğünüz görünmez duvarlar var mı?
Görünmez değil aslında, bazen çok da görünür duvarlar var. Kadın sanatçılardan sadece "güzel", "uyumlu" veya "estetik" olmaları bekleniyor. Entelektüel bir duruş sergilediğinizde veya sistem eleştirisi yaptığınızda "zor" veya "aykırı" etiketi hemen yapıştırılıyor. Ama ben o duvarlara çarpmayı değil, onların üzerine notalarla resim yapmayı tercih ediyorum.

Sosyal medyada da oldukça aktifsiniz. Özellikle toplumsal konularda ses çıkarmaktan çekinmiyorsunuz. Çoğu sanatçının yapmayı pek tercih etmediği bir şey bu… Siz ne düşünüyorsunuz?
Sanatçının sadece ‘eğlendiren’ bir figür olması gerektiği algısı çok yanıltıcı. Ben bir bireyim ve bu toplumun bir parçasıyım. Çocukların katledilmesi, kadın cinayetleri veya dijital zorbalık canımı yakarken sessiz kalıp “yeni şarkım yayında” diyemem. Susmak, onaylamaktır. Ben onaylamadığım şeylere karşı sesimi yükseltmeyi bir sorumluluk değil, vicdani bir ihtiyaç olarak görüyorum.
Peki, bu noktada direksiyonu aşka doğru kırıyorum. Sizin için aşkın tanımı nedir?
Aşk, iki kişinin birbirine bakması değil, ikisinin de aynı yöne, yani “gerçeğe” bakabilmesidir. Benim için aşk, eşime duyduğum o sonsuz güven ve mülkiyet duygusundan arınmış bir yoldaşlık hali. Birini hapsetmek değil, onun kanatlarını daha çok çırpmasına yardımcı olmaktır.
Dinleyicilerinizin kendi aşk hikayelerini sizin şarkılarınızda bulması sizde nasıl hisler uyandırıyor?
Bu, bir müzisyen için en büyük ödül. O an anlıyorum ki yalnız değilim. Bir şarkı benden çıktıktan sonra artık benim değil, o şarkıda ağlayan veya dans eden herkesindir. Aramızda görünmez bir kalp bağı kuruluyor; bu çok kutsal bir his.
Aşkın hangi hali sizi müziğe daha çok itiyor? Umutlu, kırılgan veya vazgeçmiş…
Kırılganlık sanırım. Çünkü en çok kırıldığımız yerden ışık girer içeri. Umut da o kırıklardan sızar. Ama son dönemde, 20 Şubat’ta çıkacak olan şarkım Zombi’de olduğu gibi, duyguların nasırlaştığı, insanın kendinden uzaklaştığı o haller de beni çok besliyor.
Aşk geçiyor ama şarkılar kalıyor mu, yoksa şarkılarda aşk gibi değişiyor mu?
Aşkın formu değişiyor, bazen bitiyor ama o aşkın bizde bıraktığı tortu şarkıya dönüşünce ölümsüzleşiyor. Şarkılar, biten aşkların mezar taşları değil, onların sonsuza kadar nefes aldığı birer yaşam alanı.
Yeni çalışmanız Zombi’yi de konuşmamak olmaz tabii. Hikayesi nedir?
‘Zombi’, aslında hepimizin modern dünyada dönüştüğü o ruhsuz hali anlatıyor. Özellikle sosyal medyada, dijital dünyada birbirini acımasızca eleştiren, “hayatımı çalmış birileri” dedirten o zorbalık diline bir tepki. Duygularımızdan arındırılıp, sadece tüketen ve başkalarının acısıyla beslenen zombiler haline gelmemize karşı bir çığlık bu şarkı.
Önümüzdeki günler için sizi heyecanlandıran yeni projeleriniz var mı?
YouTube kanalım “Aydilge ile Hadi Bakalım” için çok özel içerikler hazırlıyorum. Müziği sadece sahneyle değil, felsefeyle, psikolojiyle ve toplumsal meselelerle iç içe anlatmaya devam edeceğim. Yani sadece müzisyen Aydilge olarak değil, bir iletişim uzmanı olarak, akademik bakış açımı da sıklıkla paylaşıyorum artık.