Sizi hem müzik hem edebiyat dünyasında aktif olarak görüyoruz. Son dönemde çok yoğun bir üretim sürecindesiniz, kendinizi nasıl hissediyorsunuz?
Hiç olmadığım kadar iyi. Üretmek bana her zaman iyi geliyor. Dünyanın ve memleketin gündemlerine üreterek direniyorum…
Müzik ve kitap projeleriniz arasında geçiş yapmak size ne hissettiriyor? Hangisi sizi daha çok besliyor?
Döneme göre değişiyor. Geçen yıl daha edebiyat odaklı geçmişti örneğin. Bu yılsa müziğe odaklandığım bir evredeyim. Zihnimde, iki sanat sürekli etkileşim halinde. Uçmamı sağlayan iki kanat gibi.
Son zamanlarda yaptığınız işler arasında size en çok keyif veren hangisi oldu?
Son polisiye romanım ‘Kumarbaz’ çok içime sinen bir kitap oldu. Başkomiser Perihan evrenini farklı yönlere doğru genişletebildim. Ayrıca toplumcu gerçekçi polisiyeye de iyi bir örnek verdiğimi düşünüyorum. Aynı dönemde yaptığım ve bir kısmı henüz yayımlanmamış şarkılardan da memnunum.
Çalışmalarınız peş peşe geldi aslında. Şubat ayında çıkan ‘Bitmiş Bir Rüya’nın ardından Pelin Çelik ile düet yaptığınız ‘Je Peux Encore Aimer’ dinleyicilerinizle yeni buluştu. Her iki çalışma için neler söylemek istersiniz?
‘Bitmiş Bir Rüya’ kendi kuşağım için yazdığım bir şarkı. Artık genç olmadığını zor da olsa kabullenenler için. Hem gençliğimize ağıt hem de her şeye rağmen umut taşıyor. Fransızca şarkımız ‘Je Peux Encore Aimer’ ise Galatasaraylı kardeşim Pelin Çelik’in teklifi ve ısrarıyla ortaya çıktı. On yıl önce Yıldız Tilbe ile söylediğimiz ‘Yine Sevebilirim’ bestemin Fransızca versiyonu.
Şarkılarınızda hep çok samimi ve içten bir dil var. Bunu korumak için özel bir yönteminiz var mı?
Genellikle kendi dinlemekten hoşlandığım şarkıları yapıyorum. Samimiyet edebiyatta da müzikte de bence en iyi üslup. Zor olansa yazarken insanın kendine karşı samimi olabilmesi.
Müzikle aranızda nasıl bir ilişki var?
Müzik zor geçen çocukluk ve gençlik yıllarımda tutunduğum dal oldu. Her şeyi müzik üzerinden düşünüyorum. Roman yazarken de konuya uygun yaptığım şarkı listesini dinlerim. Matematik zekâm iyidir. Bir de güçlü bir işitsel hafızam var. En son yıllar önce dinlediğim bir şarkının bas yürüyüşlerini hatırlayabiliyorum.
Peki ya edebiyat?
Edebiyat kendimle iletişim kurmamın yolu. Yazarken kendi bilinçaltıma uzanabildiğimi hissediyorum. Orada kendimden bile gizlediğim şeyleri keşfedip bilmediğim dehlizleri dolaşabiliyorum. Bazen korkutucu olsa da genellikle heyecan verici bir serüven.
Son romanınız ‘Kumarbaz’ polisiye türündeki serinizin dördüncü romanı. Polisiye yazmaya yönelmenizin özel bir nedeni var mı?
Seriyi on kitap olarak tasarladım. Polisiye yazmak da okumak da çok zevkli. Hem zekâya hem de duygulara sesleniyor. Bugünün dünyasını ve Türkiye’sini en gerçekçi anlatanlar suç romanları. Kendimi toplumcu gerçekçi polisiye geleneğine dahil görüyorum. Henning Mankell, Petros Markaris ya da Ahmet Ümit gibi.
Kitap yazarken müzikten ilham aldığınız oluyor mu?
Yazarken dinlediğim şarkı listeleri atmosfer yaratmam için ilham veriyor. Bazen romanın konusu haline de gelebiliyor. Üçüncü polisiye romanım ‘Tehlikeli Şarkılar’ bir parçası olduğum müzik sektörü hakkındaydı örneğin.
Şarkı sözleri ve roman yazma süreci arasında bir bağ hissediyor musunuz?
İkisi de mimari çalışma. Haliyle, kendilerine göre matematikleri var. İlham dediğimiz işin sadece çıkış noktasını oluşturuyor. Şarkılarım yalın ve aydınlık. Romanlarımsa karmaşık ve alacakaranlık.
Karakterleri yaratırken hangi yöntemleri kullanıyorsunuz?
Başkomiser Perihan Uygur için gerçek bir polisten ilham aldım. Anadolu’da çalışan bir Cinayet Büro başkomiserinden. Sonra onu hayal gücüm ve kendime ait unsurlarla geliştirdim. Yardımcısı Ayla ise İzmir’de karşılaştığım Narkotik polisi bir genç kadından doğdu. Karakterler genellikle hayatta tanıdığım kişilerin bileşimleri ve iç dünyamdan onlara kattıklarımla ortaya çıkıyor.
Özellikle ‘Kumarbaz’daki karakterlerin psikolojisini nasıl bu kadar iyi yansıttınız?
Perihan, uzun zamandır benimle beraber. Her romanda ben de onu daha iyi tanıyorum. Maktul eski zengin Sadık Alpsoykan’da ise tanıdığım, bir uzak akrabamdan esintiler var. Yazarken onlara dönüştüğümü hissediyorum. Çoklu Kişilik Bozukluğu yaşamak gibi... Onun zevkli hali diyelim. Bugünün polisiyesinde psikolojik tahlilleri iyi yapmak bir zorunluluk.
Roman yazarken okurlarınıza özellikle hangi duygularla dokunmayı hedefliyorsunuz?
Meraklandırmak, heyecanlandırmak, “bakalım ne olacak?” dedirtip okurun iyi zaman geçirmesini sağlamak... Karakterlerle empati kurdurmak... Hem insan doğası hem de toplum hakkında düşündürmek... Polisiye yazarının sıkıcı olmak gibi bir lüksü yok.
Sizce bir şarkının ya da kitabın kalıcı olmasını sağlayan en önemli unsur nedir?
İtiraf edeyim, tam olarak bilmiyorum. Ama görüyorum ki farklı yaşlarda okuduğumuz zaman farklı etkiler yapan, her dönem yeniden yorumlanabilen derinlikte eserler kuşaktan kuşağa geçebiliyor. Yine de kesin bir formülü yok.
Son olarak, önümüzdeki dönemde sevenlerinizi neler bekliyor? Yeni projelerden ipucu verebilir misiniz?
Evimdeki küçük stüdyomda pek çok şarkı taslağı birikti. Bunları düzenleyip sırayla yayınlamak istiyorum. Bir taraftan da yeni Başkomiser Perihan romanını yazmaya başladım. Bir enstrümantal albüm yapma düşüncem var. Sabahları roman yazarak, geceler ise beste yaparak geçiyor.
