Kariyer yolculuğunuzda bugün bulunduğunuz nokta sizin için ne anlam ifade ediyor?
Köklü bir markayı yönetmek, bana sadece bir iş değil, bir mirası taşıma sorumluluğu verdi. Vizyonumu daha uzun vadeli ve daha anlam odaklı hale getirdi. Aynı zamanda bu rol, duygusal bağ kurulan bir markayı yönetmenin ne kadar hassas bir denge gerektirdiğini de öğretti. Her adımda güveni koruma ve bu mirası ileri taşıma bilinciyle hareket ediyorum.
Peki, bu bilinç sizin liderlik yaklaşımınızı nasıl şekillendiriyor?
Singer, Türkiye’de sadece bir ürün değil, aynı zamanda nesiller boyu aktarılan bir alışkanlık. Bu da bize, güveni korumak gibi çok büyük bir sorumluluk yüklüyor. Hızlı tüketim dünyasında bile kalite, dayanıklılık ve uzun ömürlü kullanım vaadimizi sürdürmek zorundayız. Aynı zamanda bu güçlü mirası yeni nesillerle buluşturmak da en önemli önceliklerimizden biri. Geçmişten gelen bu güveni, bugünün beklentileriyle harmanlayarak geleceğe taşımayı hedefliyoruz. Bu dengeyi kurmak markanın sürdürülebilirliği açısından kritik bir rol oynuyor.
Son zamanlarda yeniden üretmenin değerini anlamışken dikiş makinelerini ellerine yeniden aldı insanlar… Bunu neye bağlıyorsunuz?
İnsanlar artık sadece tüketmek istemiyor, üretmek de istiyor. Dikiş burada çok güçlü bir alan sunuyor. Hobi sektörü ve ‘do it yourself’ yaklaşımı giderek büyüyor. Bunun yanında ekonomik sebepler de önemli; insanlar kendi ihtiyaçlarını karşılamak ve ev ekonomisine katkıda bulunmak için dikişe yöneliyor. Yani hem keyif hem ihtiyaç hem de üretme isteği bu ilgiyi yeniden artırıyor.
Kullanıcı profilinde değişim var mı peki?
Kesinlikle var. Daha genç bir kitle geliyor. Eskiden daha çok ihtiyaç odaklı bir kullanım varken, bugün hobi, yaratıcılık ve kendini ifade etme ön plana çıkıyor. Gençler kendi tarzlarını yaratmak istiyor ve bunu dikişle ifade ediyor. Aynı zamanda sürdürülebilirlik de önemli bir motivasyon haline gelmiş durumda.
Anneler Günü yaklaşıyor ve dikiş makinesi de hâlâ en çok tercih edilen hediyelerden biri sanırım.
Dikiş makinesi aslında klasik bir hediyeden çok daha fazlasını temsil ediyor. İçinde üretme duygusu, emek ve kişiselleştirme var. Günümüzde insanlar artık sadece tüketmek yerine kendi ürettikleri şeylerle bağ kurmak istiyor. Özellikle anneler için bu, hem kendilerine zaman ayırabilecekleri bir alan hem de ailelerine değer katabilecekleri bir üretim süreci anlamına geliyor. Aynı zamanda anne ve çocuk arasında birlikte üretilebilen, ortak bir paylaşım alanı da yaratıyor.
Sizin hayatınızda, dikiş makinesinin annelik veya aile bağlarıyla özdeşleştiği özel bir hatıra var mı?
Evet, benim için dikiş makinesi çok güçlü bir aile hatırasını temsil ediyor. Annem çalışan bir kadındı ama buna rağmen evde dikiş makinesini aktif şekilde kullanırdı; çocukluğumuzda yatak örtülerimizi, perdelerimizi kendi elleriyle dikerdi. Anneannem de aynı şekilde çok iyi bir dikiş makinesi kullanıcısıydı, teyzem de öyle. Yani aslında ailemizde nesilden nesle geçen bir üretim geleneği var. Bu sadece bir ihtiyaç karşılamak değildi; aynı zamanda çalışan bir kadının ev üretimine de katkı sağlamasının çok güzel bir örneğiydi. Ben de çocukken onlardan gördüğüm bu alışkanlıkla, kendi çocuklarım için küçük elbiseler dikerek o geleneği bir şekilde devam ettirdim. Bu yüzden dikiş makinesi benim için sadece bir araç değil; aileden gelen bir miras ve duygusal bir bağ…
Sizce bu eşyaların nesilleri birbirine bağlayan böylesine güçlü bir hafıza nesnesine dönüşmesinin sırrı nedir?
Çünkü yalnızca bir araç değil; içinde hikâyeler barındırıyor. Bir annenin çocuğu için diktiği ilk kıyafet, bir bayram sabahı hazırlanan elbise ya da evde yapılan küçük dokunuşlar… Hepsi o makinenin etrafında şekilleniyor.
Bu yüzden nesilden nesle geçen şey sadece bir ürün değil; aynı zamanda o anılar, emek ve duygular oluyor. Günümüzde hızlı tüketim çağında bile bu bağın devam etmesi, insanların hâlâ anlamlı, kalıcı ve kişisel olanı aradığını gösteriyor.
TEGV ile birlikte gerçekleştirdiğiniz “Bir Singer Günü” projesine de değinmek isterim.
Bu projede amacımız dikişi daha ulaşılabilir ve ilham verici bir hale getirmekti. Nilperi Şahinkaya, Esra Ruşen, Esra Bilgiç, Özge Borak, Hakan Akkaya, Melikşah Altuntaş, Melis İşiten, Yiğit Özşener, Gökhan Türkmen ve Eda Zamanpur gibi ünlü isimleri dikiş makinesi başında görmek, “ben de yapabilirim” duygusunu güçlendiriyor.
Singer Türkiye YouTube kanalımızda 15 günde bir yayınlanan “Bir Singer Günü” video serimizi yalnızca bir sohbet serisi olarak değil, aynı zamanda güçlü bir sosyal sorumluluk projesi olarak da konumlandırıyoruz. Projemize katılan her konuğumuz ve videolarımızın aldığı her etkileşim için, Türkiye’nin eğitim alanında faaliyet gösteren en yaygın sivil toplum kuruluşlarından biri olan Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı’na bağış gerçekleştiriyoruz. Her bölüm kapsamında 20 öğrencimizin 1 yıllık nitelikli eğitim bursunu karşılıyor, yayın sonrasında da her konuğumuza bu katkıyı simgeleyen bir eğitim sertifikası takdim ediyoruz. Böylece her sohbetin yalnızca izleyicide değil, çocuklarımızın geleceğinde de kalıcı bir iz bırakmasını hedefliyoruz.
Gelecek dönem için planlarınız neler?
Önümüzdeki dönemde özellikle eğitim ve kadın girişimciliği alanlarına daha fazla odaklanmayı hedefliyoruz. Dikişi sadece bir hobi değil, aynı zamanda bir gelir kapısı olarak konumlandıran projeler geliştirmek istiyoruz. Daha fazla kişiye ulaşan, sürdürülebilir ve kalıcı etki yaratan projeler önceliğimiz olacak. Amacımız, bireylerin üretim gücünü destekleyerek ekonomik ve sosyal fayda yaratmak.