Türkiye’de yarım asrı aşkın süredir özel gereksinimli bireylerin eğitim ve rehabilitasyon süreçlerine destek veren bir dernek var: Zihinsel Yetersiz Çocukları Yetiştirme ve Koruma Vakfı (ZİÇEV). Bir çocuğun hayatına dokunmanın, bazen yalnızca bugünü değil, bütün geleceği nasıl değiştirdiğini gösteren çalışmaları da oldukça anlamlı...
Bugünlerde de Kurban Bayramı için hazırladığı yeni kampanyada dayanışmanın gerçek hayattaki karşılığına odaklanıyor. Ekranların beğenilen yüzü Arzum Onan’ın yer aldığı reklam filmi ile küçük gibi görünen bir desteğin bile bir çocuğun hayatında nasıl büyük bir dönüşüm yaratabileceğini hatırlatıyor, “Doğru destekle, sevgiyle ve eğitimle imkânsız değil” mesajını veriyor. Arzum Onan da bu projede yer alma nedenini tam olarak burada buluyor: Samimiyet, sürdürülebilir destek ve gerçekten bir ihtiyaca dokunabilmek... ZİÇEV’i yakından tanıdıkça en çok çocuklarla kurulan sevgi bağından etkilendiğini söyleyen Onan’la, dayanışmayı, özel gereksinimli bireylere yönelik toplumsal farkındalığı ve zamanla değişen “anlamlı iş” tanımını konuştuk.
ZİÇEV’in bu kampanyasında yer alma teklifi aldığınızda sizi “evet” demeye götüren temel motivasyon ne oldu?
ZİÇEV’in yarım asrı aşkın süredir büyük bir özveriyle sürdürdüğü çalışmaları yakından gördüğümde, bunun sadece bir sosyal sorumluluk projesi değil, gerçekten hayatlara temas eden çok güçlü bir dayanışma hareketi olduğunu hissettim. Vakfın beni en çok etkileyen yanı ise “yardım” odaklı değil, özel gereksinimli bireylerin yaşam hakkını, eğitim hakkını ve toplumsal hayatta eşit şekilde var olabilmesini merkeze alan yaklaşımı oldu. Özel gereksinimli çocukların eğitim süreçlerinde sevginin, sabrın ve devamlılığın ne kadar önemli olduğunu gördüğümde çok etkilendim. Bir çocuğun hayatındaki küçücük bir gelişimin bile aslında ne kadar büyük bir emeğin, inancın ve adanmışlığın sonucu olduğunu fark ediyorsunuz. ZİÇEV’in çocukların potansiyeline duyduğu inanç ve bunu sürdürülebilir eğitimle desteklemesi benim için çok kıymetliydi. Bir anne ve bir sanatçı olarak, sevginin ve doğru desteğin insan hayatında neleri dönüştürebileceğine her zaman inandım. Bu nedenle böyle anlamlı bir çalışmanın parçası olmayı ve üzerime düşen sorumluluğu büyük bir gönül bağıyla üstlenmeyi istedim.
Gerçekten ihtiyaca dokunmalı
Sosyal fayda odaklı projelerde yer alırken özellikle dikkat ettiğiniz kriterler var mı? Bir projeye “evet” demenizi sağlayan şey nedir?
Benim için en önemli kriter samimiyet ve sürdürülebilirlik. Bir projenin sadece görünür olmak için değil, gerçekten bir ihtiyaca dokunmak için yapılması çok önemli. İnsanların hayatında gerçek bir karşılık yaratabiliyor mu, uzun vadeli bir etki bırakabiliyor mu, buna bakıyorum. Ayrıca kullanılan dil de benim için belirleyici. İnsanları ayrıştıran ya da dramatize eden değil; güçlendiren, umut veren ve dayanışmaya çağıran bir yaklaşım olması gerektiğine inanıyorum. Böyle projeler bana çok daha gerçek ve kıymetli geliyor.

Kampanyanın ana mesajı “Doğru destekle, sevgiyle ve eğitimle imkânsız değil.” Siz bu cümlenin en güçlü tarafını ne olarak görüyorsunuz?
Bu cümlenin en güçlü tarafı bence umut duygusunu çok gerçek bir yerden kuruyor olması. Genellikle özel gereksinimli bireyler söz konusu olduğunda bazen toplumda bazı şeyler baştan “imkânsız” olarak görülebiliyor. Oysa doğru destek sağlandığında, sevgiyle yaklaşıldığında ve eğitim sürdürülebilir hâle geldiğinde çok büyük gelişimlerin mümkün olduğunu görebiliyorsunuz. Bu mesaj aslında sadece özel gereksinimli çocuklara değil, ailelere ve topluma da çok önemli bir bakış açısı sunuyor. İnsanlara “birlikte mümkün” duygusunu hatırlatıyor.
Özel gereksinimli çocukların eğitim ve rehabilitasyon süreçlerinde sürdürülebilir desteğin neden özellikle vurgulanması gerektiğini düşünüyorsunuz?
Eğitim ve rehabilitasyon gibi destekler, kısa süreli değil; ciddi bir emek, sabır ve devamlılık gerektiriyor. Bazen dışarıdan küçük gibi görünen bir gelişim bile aylarca, hatta yıllarca süren emeğin sonucu olabiliyor. Eğer destek kesilirse, kazanılan o değerli yol geri alınabiliyor. Bu yüzden sürdürülebilir destek çok kıymetli. Eğitimde süreklilik sağlandığında hem çocukların gelişiminde hem de ailelerin hayatında da çok önemli değişimler yaşanabiliyor. Ailelerin kendilerini yalnız hissetmemesi, çocukların potansiyellerini ortaya koyabilmesi için bu desteğin devamlı olması gerekiyor.
Bu kampanya sürecinde sizi duygusal olarak etkileyen bir an ya da gözlem oldu mu?
Çocuklarla birebir vakit geçirmek benim için çok etkileyiciydi. Özellikle bir şeyi başardıklarında öğretmenlerine bakışlarının ardındaki heyecanı, sevgiyi ve kurdukları o saf bağı görüp unutmak mümkün değil. Küçük bir başarının bile nasıl büyük bir mutluluğa dönüştüğünü görmek insanı çok derinden etkiliyor. Bir çocuğun kendine güvenerek attığı küçücük bir adımın bile aslında ne kadar büyük bir anlam taşıdığını orada hissediyorsunuz. O anlarda desteğin, ilginin ve sevginin ne kadar dönüştürücü olduğunu bir kez daha anlıyorsunuz.
Kampanyada da geçen “İmkânsız değil” cümlesi sizin hayatınızda kişisel olarak da karşılık bulan bir ifade mi?
Kesinlikle karşılık bulan bir ifade. Hepimizin hayatında “olmaz” denilen dönemler olabiliyor ama vazgeçmediğinizde, doğru insanlarla ve doğru destekle ilerlediğinizde birçok şey dönüşebiliyor. Hayatım boyunca karşılaştığım zorluklarda hep bu inanca tutundum. Heykel sanatına başladığımda da hayatın getirdiği dönemeçlerde de "imkânsız" denilen şeylerin aslında sadece daha fazla emek ve sabır istediğini gördüm. İnsan ruhu, doğru motivasyonla birleştiğinde mucizeler yaratabiliyor. Bu yüzden “İmkânsız değil” cümlesi bana çok gerçek geliyor.
Sevgiyle imkansız değil…
Yine ‘dayanışma’ kelimesi bu kampanyanın merkezinde. Sizin için dayanışmanın gerçek hayattaki karşılığı ne peki?
Dayanışma benim için birinin hayatına gerçekten dokunabilmek demek. Bazen küçücük bir destek, bir anlayış ya da yalnız olmadığını hissettirmek bile insanlar için çok büyük bir güç yaratabiliyor. Özellikle böyle hassas konularda birlikte hareket etmenin çok kıymetli olduğuna inanıyorum. Çünkü değişim ancak ortak bir bilinçle mümkün olabiliyor. ZİÇEV çatısı altında gördüğüm aile, dayanışmanın en somut ve en güzel örneklerinden biri.
Daha önce de sosyal sorumluluk içeren projelere sıcak baktığınızı ifade etmiştiniz. Yıllar içinde sizin için “anlamlı iş” tanımı nasıl değişti?
Eskiden yapılan işin görünürlüğü belki daha çok konuşuluyordu ama bugün benim için bıraktığı etki çok daha önemli. İnsanların hayatında gerçek bir karşılığı olan, uzun vadede fayda yaratabilen işler bana artık çok daha anlamlı geliyor. Samimiyet, sürdürülebilir etki ve gerçekten bir ihtiyaca dokunabilmek benim için çok belirleyici hâle geldi. İnsan yıllar içinde neyin kalıcı olduğunu daha iyi anlıyor sanırım.
Yıllar içinde ‘şöhretle’ ilişkiniz değişti ama toplumsal meselelerle kurduğunuz bağ sanki daha görünür hâle geldi. Siz bunu nasıl yorumluyorsunuz?
Sanırım zamanla insan hayata başka bir yerden bakmaya başlıyor. Deneyimler arttıkça gerçekten neyin önemli olduğunu daha iyi anlıyorsunuz. Ben bugün görünür olmanın sadece ekranda olmakla ilgili olmadığını düşünüyorum. Eğer sahip olduğunuz görünürlüğü toplumsal fayda yaratabilecek işler için kullanabiliyorsanız, bunun çok daha anlamlı bir tarafı oluyor. Bir konuda farkındalık yaratmaya katkı sağlayabilmek benim için artık çok daha kıymetli.
Eğer bu kampanyayı tek bir cümleyle insanlara anlatmanız gerekseydi, nasıl bir çağrı yapardınız?
Bir çocuğun hayatına umut olmak bazen düşündüğümüzden çok daha küçük bir destekle başlıyor. Sevgiyle, eğitimle ve dayanışmayla gerçekten imkânsız değil.