Oyunculukla geçen 50 yıl… Bu yolculukta sizi hala sahnede tutan tutkunun sırrı nedir?
Aşk ve merak! Oyunculuk benim için merakla başlayıp aşkla devam eden bir yolculuk. Tadı her daim damağımda kalan, sahne öncesi kalp çarpıntılarıyla hayata tutunduğum, nefes nefese kaldığım, yaşadığımı hissettiğim en güzel taraf. Aradan yıllar geçti ama sahneye her çıktığımda kalbim hala hızlanıyorsa, demek ki bu tutku hala canlı. Sahneyle kurduğum bağ, benim hayatla kurduğum en güzel aşk ilişkisi...
Oyunculuğa adım attığınız ilk yıllardaki Melek Baykal ile bugünkü Melek Baykal arasında nasıl bir fark var?
İlk başladığım yıllardaki Melek; merakı hiç bitmeyen, biraz hoyrat, sınır tanımayan, her karakteri canlandırmak için kendini parçalayan, “ben yaparım” cesaretiyle sahneye çıkan bir kız çocuğuydu. Yorulmayı bilmezdi, durmayı bilmezdi… Karşısına çıkan her hayatı, her hayattaki karakteri anlamaya, yaşamaya, içinden geçmeye çalışırdı. Bugünkü Melek ise daha sakin, daha sabırlı ve daha derin. Oynadığı karakterlerle sadece rol kurmuyor, hayatı bütünleştiriyor. Artık bir karakteri canlandırmak değil, onunla birlikte nefes almak, onun yarasını da sevincini de hissetmek istiyor. Zamanla öğrendim ki oyunculuk sadece güçlü olmak değil; kırılganlığa da izin vermekmiş.
Bugüne kadar yer aldığınız projelerde canlandırdığınız karakterlerin pek çoğu izleyicinin hafızasında unutulmaz bir yer edindi. Bu güçlü bağı kurmanızdaki en güçlü etken neydi sizce?
Ben o hayatı ve o karakteri yaşıyorum. Hiçbir role yukarıdan bakmadım; iyi ya da kötü diye ayırmadan, yargılamadan yaklaşmaya çalıştım. Bir karakteri “oynamak” değil, onunla empati kurmak, onun kalbine yaklaşmak benim için her zaman daha önemli oldu. Seyirci sahiciliği hemen hissediyor. Rol yaptığınızda değil, bir insanın hikâyesini yaşadığınız fark edildiği anda bağ kuruluyor. Sanırım izleyiciyle aramızda kurulan bu güçlü bağın sırrı da tam olarak burada: Samimiyet, emek ve karaktere duyulan saygı.

HEP, AKLIMIN KÖŞESİNDEYDİ
Gelelim ‘Konken Partisi’ne… Seyirci sizi izleyeceği için oldukça heyecanlı olmalı. Siz neler hissediyorsunuz?
Çok heyecanlıyım. Hatta o kadar ki geceleri sabaha kadar uyuyamıyorum. Her sahneyi, her cümleyi daha güzel nasıl ifade edebiliriz, oyunu nasıl daha iyi şekillendirebiliriz diye sürekli kafa yoruyoruz. Bu heyecan benim için çok kıymetli; çünkü hâlâ sahneye bu kadar özenle, bu kadar sorumlulukla yaklaştığımı gösteriyor. Seyirciyle kuracağımız o ilk karşılaşmayı sabırsızlıkla bekliyorum.
7 Pulitzer ödüllü bir metnin sahnede yer alması oyuncu için özel bir deneyim. ‘Konken Partisi’ metni, ilk okuduğunuzda sizi nereden yakaladı?
Aslında ‘Konken Partisi’ benim hayatıma yeni girmedi. Yıllar önce, bu oyunun Yıldız Kenter ve Müşfik Kenter tarafından sahnelendiğini biliyordum; izlemiş ve ikisine de hayran kalmıştım. O günden sonra ‘Konken Partisi’ hep aklımın ve kalbimin bir köşesinde kaldı. Bu sezon benim için çok yoğun bir sezon. ‘Ahududu’, ‘Şen Makas’ ve ‘Konken Partisi’ olmak üzere üç ayrı tiyatro oyununda sahnedeyim. Bir oyuncu için aynı anda üç oyunda yer almak gerçekten çok zor. Ama Konken Partisi o kadar kalbime işlemişti ki, Nedim Saban’dan teklif geldiğinde ve rol arkadaşımın Mehmet Atay olduğunu öğrendiğimde hiç düşünmeden kabul ettim. Bu süreçte bana gelen dizi, sinema ve dijital projeleri bir kenara bırakıp, kendimi tamamen tiyatroya verdim. Bu sezon insanlarla ekrandan değil, aynı salonda, aynı nefesi paylaşarak, adeta el ele tutuşur gibi bir bağ kurmak istedim. Konken Partisi tam olarak bu sanat aşkımın karşılığı oldu.
HAYATIN BİR PARÇASI
Oyunun temel cümlesi “Hayat elimize gelen kartlarla değil, onları nasıl dağıttığımızla ilgili.” Bu söz sizin hayatınızda nasıl karşılık buluyor?
Hayatta başımıza gelenleri her zaman seçemiyoruz ama onlara nasıl karşılık vereceğimizi seçebiliyoruz. Ben buna çok inanıyorum. Zorluklar, kayıplar, beklenmedik duraklar… Hepsi hayatın bir parçası. Mesele o kartlarla ne yaptığımız, nasıl bir yol çizdiğimiz. Benim için bu cümle sorumluluk almak, vazgeçmemek ve hayatın içinde aktif kalmak demek.
Peki, sizce seyirci bu oyundan salondan çıkarken hangi duyguyla ayrılacak?
Aslında seyirciyi tek bir duyguyla salondan çıkarmak istemiyoruz. Hem güldürmek hem düşündürmek hem de insanın kendini sorgulamasını istiyoruz. Çıkarken “Bu kartı çekseydim nasıl olurdu?”, “Bu kartı çekmeli miydim?”, “Keşke mi, yoksa böyle olması mı gerekiyordu?” gibi sorular dolaşsın istiyoruz aklında. Kabullenmeyi, sevmeyi, aşkı, yalnızlığı… Seyirci kendi hikâyesini alıp gitsin istiyoruz.
İYİ Kİ ONUNLA AYNI SAHNEDEYİM
Mehmet Atay demişken, kendisi ile aynı sahneyi paylaşmak nasıldı?
Bana birçok alternatif oyuncu ismi söylenebilirdi. Ama Mehmet Atay’ın adını duyduğum anda kararım netleşti. Sırf Mehmet Atay’la çalışmak, onunla aynı sahneyi paylaşmak ve bu değerli oyuncuyla aynı nefesi solumak için Konken Partisi’ne dahil oldum. İyi ki onunla aynı sahnedeyim; bu güven ve uyum oyunun ruhuna çok yakışıyor.
