Mehmet Ekşioğlu henüz 20 yaşında. Sanat eğitimi almamış ama çocukluğundan beri kurduğu dünyaları bugün tuvallere, karton kutulara ve yeni mecralara taşıyor. İlk kişisel sergisi “Alternative Plan by 64” ile tanıdığımız Ekşioğlu, özgürlüğe ve alternatif olasılıklara inanıyor. Çocukluğunda müzelerde gördüğü eserleri sorgulayan, bugünse spontane ve ham üretim anlayışını sahiplenen genç sanatçı, yaratıcılığı bir yaşam biçimi olarak tarif ediyor. Sergi; çizimlerden, sembollerden ve dostluklardan oluşan görsel bir günlük gibi. 20 Haziran’a kadar, İMÇ 6. Blok, no: 6514’te görebilirsiniz. Ekşioğlu ile “64”ün hikâyesini, solo sergi deneyimini ve yaratıcılığa ilişkin düşüncelerini konuştuk.
Çocukluğunuzun sanat anlayışınıza etkisi oldu mu?
Küçükken çizmeyi çok seviyordum. Kâğıt ve karton kesip üç boyutlu modeller yaratmayı ya da lego yapmayı da. Erken yaşta annemle dünya çapında birçok müze gezdim. Orada da eserleri eleştirirdim hep, “Bu ne biçim sanat?” diye sorardım. Sonra kendi çapımda üretmeye başlayınca eski kritiklerimi düşündüm. “64” ile birlikte yaratıcılığın ya da sanatın neye benzediğini kafamda kurmaya çalıştım. Bu sergi aslında bu düşüncelerin ve yaşadıklarımın yansımaları. Bu konuda bir eğitim almadım, bu işler de eskiz üzerine çalışılarak ortaya çıkardığım işler değil. Tam tersine, tuvale dokunduğum an ortaya çıkanlar. O yüzden ham ve çiğ. Sanatçılar güzel ve estetik işler üretirler. İyi yaratıcılarsa eser değil, dünya yaratırlar.
Zenginlik, özgür hissettiren şeyler yapmaktır…
Birkaç karma sergide yer almışsınız. Buradaysa sadece sizin dünyanız var. Solo sergi nasıl bir deneyim sizin için?
Summart ve Galeri AGA, karma sergilerinde bana yardımcı ve destek oldular. Onlara hâlâ şükran duyuyorum beni de aralarına aldıkları için. Ama karma -adı üstünde- karışık, dağınık. Solo da ise bütün dünyanın kontrolü bende oluyor. Mekân, ışık vs. Hepsi bizim kontrolümüzde. Ayrıca küratörüm de benimle aynı kafada olduğu için karmadan öte bir dünya yaratma imkânımız oldu. Onu da bence gayet iyi yaptık. Bu bize motivasyon oldu, limitlerimizi test ettik. Kendi dünyanı yaratmak, avantajlı ve zenginleştiren bir hâl.
“Alternative Plan by 64”te plan fikri neye alternatif üretiyor? 64’ü de biraz açar mısınız?
Bir topluluk ya da “sosyete” içinde insanların bizlerden beklentileri olur. Bu bir amaca yönelik beklenti olabilir ya da başka bir şeye. Alternatif planlar da o amaca farklı şekillerde ulaşabilme metotlarıdır. Bu yol, mükemmel de olabilir, kaotik de. Ama eninde sonunda aynı mutluluğa ve huzura ulaştırır. “Alternative Plan”, bir kuralı bozup özgürlük havası yakalamak, mükemmelliğe karşı çıkmak, özgürlüğü de motive eden bir başlık benim için. 64’e gelince; son yıllarda her yerde tesadüfen gördüğüm, çevremde beliren bir sayı. Hatta, öyle bir noktaya geldi ki pizza kutusu, kamyon arkası, buzdolabı, TV… Her yerde görüyorum. 64’ü artık kafamda bir yaratma sembolüne dönüştürdüm. Her gördüğümde elimde ne varsa, ne yapıyorsam bırakayım ve yeni bir şey yaratayım diye düşünüyorum. Zaten her gün bir şeyler üretip kenara koyalım ki “kimliğimiz” ortaya çıksın. Tabii “Herkes kalksın büyük üretimler, sanat çalışmaları yapsın” demiyorum. Ama kendimizi daha özgür hissettiren şeyler yapmak asıl zenginlik. Yani kafamızdakini gerçek yaşama ne kadar iyi yansıtabildiğimiz. O zaman o kadar derinleşir, zenginleşirsin. Örneğin; tuvale çok iyi bir planla giriyorum ama fırçayı değdirdiğimde farklı bir yere doğru gidiyor o plan. Ben işte onu kabul ediyorum, bu alternatif bir plan gibi.

Sörf tahtasından karton kutuya
64 kavramını başka disiplinlerle ya da kolektif çalışmalarla dönüştürmek istiyor musunuz?
Burada 22 iş var. 2023’ten 2026’ya kadar farklı stiller, figürler, semboller… Ama hikâyeleri aşağı yukarı aynı. O yüzden 64 de tuvalden zıplayıp üç boyutlu formlara atlamaya hazır. Örneğin; sörf tahtasına, karton kutuya yaptığım işler var. Şimdi tekstille ilgileniyorum. Giyilebilir denemeler yapıyorum. Dokuyu çok sevdim. Müzik de çok sevdiğim bir alan, orada da üretmek istiyorum. Ben 64’ü, genel bir “yaratıcılık komünitesi” hâline getirmeyi amaçlıyorum. Bu Türkiye’de olmayan genç yaratıcılık sektörünü büyütebilir. Ülkemiz söz konusu olunca dışarıdan, içimize yeterli ve doğru bir bakışla bakılmıyor. Ben onlara “Siz yeterince bakmıyorsunuz” demek istiyorum. Türkiye’nin genç ve renkli yönünü ortaya çıkarabilecek bir platform olabilir 64.
Çevrenizin, üretim aşamasında resimlerinizle teması oldu mu?
İşlerim farklı kültürlerin bir arada buluştuğu işlerdir. Ben Türk’üm ama Lübnanlı, Meksikalı, Brezilyalı, İsviçreli arkadaşlarımın dokunuşları da var bunlarda. Benim için günlük gibi. Sayfa sayfa açsak, anında size o figürü yaparken ettiğimiz muhabbetlere kadar anlatabilirim.
Resimlerinizde hem sinematik bir dil var hem de sanatı kültürü havası. Ne dersiniz?
Benim işlerimde öykü ve hareket var, evet. Parçalar, figürler birbirine bağlı. Onlar iki boyutlu bir yüzeyde yakalayamayacağım aksiyonu yakalama çabası. Hayatın kaosunu yakalamak. Bahsettiğim öykü insana sinematik geliyor çünkü canlı, renkli ve hayat dolu. Bence en dürüst kültür sokak sanatı kültürüdür. Çünkü sokak sanatçıları kimsenin ne diyeceğini umursamadan, istedikleri yere, istedikleri şeyi yaparlar
Sokağa çizdiniz mi hiç?
O konuda ifade veremem. (Gülüyoruz.)
Birleşik Devletler’de yaşayıp üretiyorsunuz. Lojistiği nasıl gerçekleştirdiniz?
Biricik, canım annem geldi, hepsini ona kitledim; o getirdi. Ona çok teşekkür ediyorum.