Tarlabaşı’ndaki “kentsel yenileme” projesi Taksim 360, çoğunlukla yoksul mahalle sakinlerini yerinden ettiği için çokça tartışılmıştı. 2004 ile 2006 yılları arasında başlayan projenin alanını o yıllarda Mimar Sinan Üniversitesi’nden bir akademisyenle gezmiştim.
Aklımda kaldığı kadarıyla Tarlabaşı’ndaki tarihi binaların pek çoğunun 19. yüzyılın ikinci yarısıyla 20. yüzyılın başlarında Bankalar Caddesi’ndeki zengin bankerler tarafından yanlarında çalışan memurlar için inşa edildiğini anlatmıştı. Binaların içeriden yıkılarak dış yüzeylerinin tiyatro dekoru gibi bırakıldığını eleştirmişti.
Art Nouveau tarzındaki yüksek tavanlı, cumbalı taş binalarda yaşayanların çoğu o yıllarda Levanten, Ermeni, Rum ve Yahudiydi. Azınlıkların çeşitli nedenlerle bölgeden ayrılması üzerine boşluğu Anadolu’dan gelen yoksul aileler, Romanlar ve daha sonra köyleri boşaltılan Kürtler doldurmuştu.
Tarlabaşı’nda bir süre önce kapılarını açan Canopy İstanbul Taksim Oteli’nde, Pi Artworks iş birliğiyle ve Yasemin Baş küratörlüğünde açılan ‘Bir Zamanlar Şimdi’ karma sergisi için uzun yıllar sonra bölgeyi tekrar ziyaret ettim.
Genel Müdür Can Özmeriç’in verdiği bilgiye göre, semtin kültürel dokusuyla bağ kurmayı amaçlayan otelin binası 1830 yılında Ermeni Mıhitaryan Okulu olarak açılmış. 1921-1965 yılları arasında ise Sakızağacı Ermeni Katolik Okulu olarak eğitime devam etmiş; okul daha sonra Bomonti’ye taşınmış. Aynı sokakta 1843 yılında Ermeni Katolik Kız Okulu olarak inşa edilen ve bugün Manastır olarak bilinen bina da mevcut.
Manastır’ı İstanbul Sanat Merkezi olarak hizmet verdiği yıllarda bir sanat etkinliği için ziyaret etmiştim. Özenli bir restorasyondan geçen otelin iç mimarı, turizm sektöründe iyi bilinen bir isim: Sinan Kafadar. Kentsel yenilemeye rağmen kültürel hafızanın hâlâ sokaklarında nefes aldığı Tarlabaşı’nda açılan serginin ‘Bir Zamanlar Şimdi’ adını taşıması hayli anlamlı.
GEÇMİŞ BÜTÜNÜYLE GERİDE KALMADI
Nitekim küratör Yasemin Baş, serginin yaklaşımıyla ilgili şunu söylüyor: “Beyoğlu’nu benim için özel kılan, geçmişin burada hiçbir zaman bütünüyle geride kalmaması. Farklı dönemler, kültürler ve kişisel hikâyeler hâlâ aynı yüzey üzerinde yaşamaya devam ediyor. ‘Bir Zamanlar Şimdi’yi kurgularken de sanatçıların birbirinden farklı üretimlerini tek bir anlatının içine yerleştirmek yerine bu katmanların yan yana var olmasına alan açmak istedik. Her eser geçmişten bugüne taşınan başka bir izin peşine düşüyor; birlikte düşünüldüklerinde ise Beyoğlu’nun hâlâ yazılmaya devam eden belleğine yeni bir katman ekliyorlar.”
Piyalepaşa Bulvarı’na geçmeden önce Beyoğlu’ndaki Mısır Apartmanı’nda bulunan ve İstanbul’un yanı sıra Londra’da faaliyetlerini sürdüren Pi Artworks’ün temsil ettiği Nancy Atakan, Rugül Serbest, Antonio Cosentino, Kemal Seyhan, Ayten Turanlı, Güneş Acur, Osman Dinç, Erdal Duman ve Albano Hernández’in eserleri bu sergide buluşuyor.
Nancy Atakan, arşivlerden, gündelik hayattan ve bireysel deneyimlerden hareketle kişisel hafızanın kolektif anlatıya dönüşme biçimlerini araştırırken Rugül Serbest, kişisel hikâyeler ve duygusal deneyimler aracılığıyla geçmişin bugünün içinde yaşamaya devam eden izlerine odaklanıyor.
Antonio Cosentino, İstanbul’un mimari ve toplumsal dönüşümünü ironik ve eleştirel bir bakışla yeniden kurgulayarak gündelik nesneleri ve kentsel ayrıntıları görsel bir hafızaya dönüştürüyor.
Kemal Seyhan, katman katman uyguladığı boya aracılığıyla tuvallerinde zamana yayılan bir derinlik ve sessizlik yaratırken; Ayten Turanlı, malzemenin organik dokusunu ve toprağın kadim bilgisini çağdaş seramik diliyle yeniden yorumluyor. Güneş Acur için tuval ve kâğıt, renklerin ve biçimlerin karşılaştığı, çakıştığı ve birbirinin üzerine yerleştiği birer katman alanına dönüşüyor.
Osman Dinç ve Erdal Duman, malzemeyi yalnızca biçimsel değil aynı zamanda kavramsal bir düşünme aracı olarak ele alıyor. Albano Hernández ise kurumuş kil ve boya kütlelerini ince katmanlar hâlinde keserek malzemenin zaman içinde oluşturduğu birikimi doğrudan görünür hâle getiriyor.
‘Bir Zamanlar Şimdi’ sergisi, 15 Kasım 2026 tarihine kadar gezilebilir.