Louis Vuitton’un 1854’te başlayan ‘seyahat sanatı’ felsefesi, markanın bagaj üretiminin ötesinde çağdaş ulaşım araçlarıyla kurduğu ilişkiyi de biçimlendirdi. Georges Vuitton’un 1897’de otomobiller için geliştirdiği özel bagajlardan, 1924’te Citroën için tasarlanan seyahat sandıklarına uzanan bu tarih, bugün Singer ile gerçekleştirilen iki özel Porsche 911’de yeni bir anlam kazanıyor.
Bu işbirliği, iki markanın isimlerini aynı otomobilde buluşturmanın ötesinde, Louis Vuitton’un zanaatkar mirası ile Singer’ın restorasyon, mühendislik ve kişiselleştirme uzmanlığını aynı tasarım felsefesinde birleştiriyor. Projenin çıkış noktası ise bir Tambour mekanik saati… Singer tarafından yeniden tasarlanan klasik 911’in gösterge paneline yerleştirilmesi planlanan saat, kısa sürede tüm kokpitin yeniden ele alınmasını gerektirdi. Tambour’un saatçilik kodlarıyla yeniden yorumlanan göstergeler, saatçilik hassasiyeti ile otomotiv mühendisliğini buluşturan yaklaşık bir yıllık bir geliştirme sürecinin sonucuydu.
İlk otomobil, Singer’ın Classic hizmetleriyle yeniden yaratılan Coupé… Safran rengi ve Singer’ın ilk komisyonlarından tanınan Bahama Sarısı ile kobalt mavisini bir araya getiren gövde, Louis Vuitton’un tarihsel renk kodlarına gönderme yapıyor. 1924 Citroën bagajlarındaki kobalt mavi detaylar ve markanın ambalajlarındaki renklerden ilham alan bu kombinasyon, kobalt mavi demonstrasyon lastikleri ve arka motor hava girişindeki geometrik LV monogramıyla tamamlanıyor.
Kabinde ise Louis Vuitton’un doğal tonlu VVT derisi, markanın karakteristik malletage baklava desenli kapitone tekniğiyle buluşuyor. Klasik sandıkların iç yüzeylerinden otomobilin mimarisine taşınan motif, farklı detaylarda kendini gösteriyor. Plastik kumandaların yerini elde işlenmiş metal parçalar alırken, saatçilik ve mücevher işçiliğinden alınan yüzey teknikleri otomobildeki yüzeylere hem dokunsal hem görsel bir zenginlik kazandırılıyor. Aynı yaklaşım motor komponentlerinden yakıt ve yağ kapaklarındaki tipografiye kadar sürdürülüyor.

Classic Coupé’nin tavan rafındaki meşe ve ceviz ağacından, monogram kakma tekniğiyle üretilmiş sörf tahtası ve titanyum-aluminyum ile çelikten Fransız Alpleri’nde hazırlanan kayak takımı, otomobilin seyahat fikrini doğrudan kullanım senaryosuna dönüştürüyor. Ön bagaja özel iki parçalı valiz, 1950’lerden esinlenen belge çantası ve 1930’dan beri Louis Vuitton’un simgelerinden olan Keepall da bu bütünlüğü tamamlıyor.
Projenin ikinci ayağı, Louis Vuitton Kadın Koleksiyonları Sanat Yönetmeni Nicolas Ghesquière’in vizyonuyla şekillenen ‘Porsche 911 Reimagined by Singer-Classic Turbo Cabriolet.’ Ghesquière’in otomobillere duyduğu ilgiden beslenen tasarım, denizcilik ile otomotiv estetiğini bir araya getiriyor. Calcaire Lutétien beyazı gövde, altın tonları ve ısıtılmış ahşap yüzeyler, klasik Porsche karakterini çağdaş bir Grand Touring anlayışıyla yeniden yorumluyor.
Turbo Cabriolet’in geniş arka kanadı ve açılan arka bölümün altından görünen, tekne güvertesini andıran ahşap zemin özellikle dikkat çekiyor. Tamponlar dahil birçok bölümde kullanılan ahşap, titreşim, ağırlık, sıcaklık ve dayanıklılık açısından ciddi bir mühendislik problemi oluşturmasına rağmen Singer ve Louis Vuitton tasarımcılarının ortak çalışmasıyla otomobilin yapısal ve görsel bütünlüğüne entegre edilmiş.
Kokpitin merkezindeki Tambour saat, doğal deri kaplı özel yuvasında altın kadranı ve gövdeyle uyumlu ibreleriyle otomobilin renk mimarisinin parçası haline geliyor. Altın kontak anahtarı, direksiyondaki deri detay, Noé çantasının büzgü formundan esinlenen vites körüğü ve gece arka stopların içinde beliren Louis Vuitton imzası, marka kimliğini gösterişli logolardan çok detaylar üzerinden aktarıyor.
Cabriolet için hazırlanan kapsül koleksiyon da otomobilin uzantısı niteliğinde. Paraşüt ipeğinden takım elbise, örgü deri sürüş eldivenleri, LV Sneakerina ayakkabılar, altın-asetat güneş gözlükleri ve Tambour Automatic saat, kabindeki altın ve ahşap detaylarla bütünleşiyor. Garment çantası, Alma, Express ve Noé çantaları ile otomobildeki ahşapla aynı tür ağaçtan üretilen Petite Malle, bagajın bile tasarımın ayrılmaz parçası olduğunu gösteriyor.
Bütün bu estetik katmanın altında ise Singer’ın mühendisliği bulunuyor. Her iki Porsche; hafif karbon fiber gövdeler, hafifletilmiş şasi bileşenleri, karbon-seramik frenler ve rüzgâr tünelinde geliştirilen aerodinamik çözümlerle yeniden tasarlanıyor. Classic Coupé’de 4.0 litrelik atmosferik, Turbo Cabriolet’de 3.8 litrelik çift turbo boxer motor görev yaparken, altı ileri manuel şanzıman ve arkadan itiş mimarisi korunuyor. Böylece modern malzeme ve üretim teknolojileri, analog sürüş karakterinin önüne geçmeden kullanılıyor.

Louis Vuitton ile Singer’ın asıl başarısı da burada ortaya çıkıyor. Biri 172 yıllık bagaj, deri işçiliği ve saatçilik mirasını; diğeri Porsche 911’in mühendislik ve sürüş karakterini yeniden yorumlama uzmanlığını ortaya koyuyor. Deri, ahşap, metal, mekanik, saatçilik ve otomotiv mühendisliği tek bir tasarım dilinde birleşiyor.
Bu iki paha biçilmez klasik Porsche 911, geçmişin ikonik bir otomobilinin yeniden yorumlanmış örnekleri olmanın ötesinde, seyahati bir yerden başka bir yere ulaşmak yerine başlı başına bir yaşam biçimi olarak ele alıyor. Başlangıçta kokpite yerleştirilecek tek bir Tambour saati olarak düşünülen fikir, sonunda otomobilin tamamına yayılan bir mükemmellik anlayışına dönüşüyor. Geçmişin otomotiv romantizmi, çağdaş malzemeler ve zanaatkarlıkla yeniden yorumlanırken, Louis Vuitton ve Singer, otomobilin yalnızca yolu kat eden bir makine değil, yolculuğun kendisini bir sanat deneyimine dönüştürebilen bir yaşam alanı olduğunu hatırlatıyor.