Tenis dünyasının gözü 30 Ağustos-13 Eylül tarihleri arasında New York’ta olacak. Kariyerinde yedi Grand Slam şampiyonluğu bulunan Mats Wilander, US Open öncesinde turnuvanın favorilerini, New York’un kendine özgü koşullarını ve korta dönüş yapan yıldızları değerlendirdi. Wilander’ın gündeminde, ilk turda dünya 4 numarası Coco Gauff’ın karşısına çıkacak Zeynep Sönmez de vardı.
New York; sıcak, gece geç saatlere uzayan maçlar ve gürültü nedeniyle en zorlu Grand Slam turnuvalarından biri kabul ediliyor. Oyuncular bu güçlüklerle baş edebilmek için hangi niteliklere sahip olmalı?
İnsanların ne düşündüğünü önemsemeyen bir oyuncu olmalısınız. Seyirciler orada ve eğleniyor ama bunun mutlaka sizin tenisinizle ilgisi olmayabilir. Wimbledon’da her şey tenisle ilgilidir; insanlar alkışlar, ardından sessizleşir. New York’ta ise mesele atmosferdir. Büyük ekranda bir film yıldızının gösterilmesi ya da bir oyuncunun inanılmaz bir vuruş yapması seyirciyi heyecanlandırabilir. Skoru her an takip etmeyebilirler; servis kırma puanı ya da oyun puanı geldiğinde aynı tepkiyi vermeyebilirler. Bir oyuncunun her şeyi dışarıda bırakabilmesi gerekir. Burası New York; New York’un ne söylediğini dinlemiyoruz. Yalnızca o ortamın içinde ayakta kalmaya ve başarılı olmaya çalışıyoruz. Bunu başarabiliyorsanız zihinsel olarak çok güçlüsünüz demektir.
Erkekler ve kadınlarda turnuvanın favorileri kimler?
Erkeklerde Sinner, Alcaraz ve Djokovic’i bir gruba koyarım. Taylor Fritz, Ben Shelton, Alex de Minaur ve diğerleri ise başka bir grupta. Kadınlarda Sabalenka ve Coco Gauff’ı önde görüyorum; onlar herkesten ileride. Ardından Iga Świątek, Elena Rybakina ve Jessica Pegula’nın yer aldığı ikinci grup geliyor.
Turnuvada mücadele eden yıldızımız var: Zeynep Sönmez. Üstelik ilk maçı da favori gösterdiğiniz Coco Gauff ile… Sporcumuz hakkında ne düşünüyorsunuz, ona tavsiyeniz nedir?
Tabii ki Zeynep’i takip ediyorum. Ona verebileceğim tavsiye şu: Profesyonel turdaki genç bir oyuncu olarak topu oyunda tutmak ve kendi sınırlarınız içinde oynamak istersiniz. Çılgınca davranmak yerine, ilk 20 ya da ilk 30 olsun, belirli bir seviyeye ulaşıp kendinizi orada konumlandırmanız gerekir. Ardından başka neler yapabileceğinize bakarsınız: Risk alabilir misiniz, biraz daha fazlasını deneyebilir misiniz? Sönmez için bunun bir öğrenme süreci olduğunu düşünüyorum. Dünyanın en iyi oyuncusu olmak için, kendisini zorlayacağı noktaya gelmesi için üç ya da dört yıla daha ihtiyacı var. Her turnuva bir deneyim, bir fırsat… Şimdilik ‘Benim her gün ortaya koyabildiğim seviye bu’ diyebileceği sağlam bir temel oluşturmalı.
Jannik Sinner turnuvada yokken ve Alcaraz uzun bir aranın ardından geri dönmüşken, bu US Open Novak Djokovic’in Grand Slam kazanmak için son şansı mı?
Hayır. Novak’ın son dört Grand Slam turnuvasında da şansı vardı; Avustralya’da da kazanabilir. Avustralya Açık’ı seviyor ve orada 10 kez şampiyon oldu. US Open ise muhtemelen onun için en uygun zemine sahip değil. Kort çok hızlı değil, oldukça yavaş ve fiziksel açıdan çok zorlayıcı. Çok çalışmanız, çok yorulmanız ve uzun maçlar oynamanız gerekiyor. Bu nedenle Novak’ın burada şampiyon olmasının zor olacağını düşünüyorum. Ocak ayındaki Avustralya Açık’ın favorilerinden biri olarak gösterirdim ama burada yarı finale ulaşacağını söylüyorum.
Sinner’ın yokluğunda, Alcaraz ile Djokovic’in de fiziksel açıdan en iyi durumda olmadığı düşünülürse Alexander Zverev’in şampiyon olamaması başarısızlık sayılır mı?
Zverev’in favori olduğuna katılıyorum ama şampiyon olamamasını başarısızlık olarak nitelendirmem. Çünkü art arda yedi maç boyunca çok iyi oynamanız gerekiyor. Bence favoriler Zverev, Djokovic ve Alcaraz. Alcaraz’ın nasıl görüneceğini bilmiyoruz; dolayısıyla belki de favori değildir. Zverev kesinlikle ilk sırada, Djokovic de ona çok yakın. İkisi de kazanabilir. Ancak Taylor Fritz, Tommy Paul ya da Ben Shelton da bu yıl şampiyon olabilir.
Iga Świątek son haftalarda büyük gelişim gösterdi ve New York’ta tekler turnuvasına odaklanmak için karışık çiftlerden çekildi. Şansını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Şansının çok yüksek olduğunu düşünüyorum. Oynayabileceği en iyi tenisi henüz sergilemiyor ama gerçekten iyi oynuyor ve bu, turnuvaları kazanmak için yeterli. US Open’ı kazanmak için yeterli mi? Hayır. Muhtemelen maçlarından birinde, son dört-beş yılda oynadığından daha iyi oynaması gerekecek; çünkü oyun bu yönde gelişiyor. Ancak zihinsel istikrarı açısından gördüklerimi beğeniyorum. Yaptıklarını ve şu anki oyununu seviyorum. Bana göre Sabalenka ile Gauff’ın ardından turnuvanın üçüncü favorisi. Iga, Rybakina ve Jessica Pegula’yı aynı gruba koyuyorum.
Sabalenka’yı en üst gruba yerleştiriyorsunuz ancak son turnuvalarda zor anlar yaşadı. US Open’da en iyi durumuna ulaşmak için neyi değiştirmeli?
İhtiyacı olan tek şey gidip US Open’da oynamak. Daha küçük turnuvalarda biraz çılgınlaşabilir, o kadar disiplinli olmayabilirsiniz. US Open’a gittiğinde ise çok disiplinli olacağını, dağılmayacağını düşünüyorum. Çılgınca bir şey yapmayacak, paniğe kapılmayacak ya da öfkelenmeyecek. Tamamen sakinleşecek; çünkü mesele bu turnuvanın hayatındaki önemi. Cincinnati ve Montreal, Sabalenka için o kadar önemli değil. Bir maç kaybedersiniz ve sorun olmaz. US Open ise çok önemli hale geliyor. Sabalenka’nın sakinleşip inanılmaz bir tenis oynayacağını ve büyük olasılıkla şampiyon olacağını düşünüyorum.
US Open’ı 1988’de Ivan Lendl’a karşı, yaklaşık beş saat süren turnuva tarihinin en uzun finalinde kazandınız. O maçtan en çok neyi hatırlıyorsunuz?
Isınmadan itibaren, Ivan’a karşı oynarken daha önce hiç fark etmediğim bir şeyi gördüm. Backhand ile onun forehand’ine kesme vuruş yapabileceğimi ve rallide kalabileceğimi anladım. Üstten falsolu bir backhand vursaydım doğrudan kazandıran vuruşu yapar ve puanı bitirirdi. Kesme vuruş yapabileceğimi fark ettim, bunu benimsedim ve dört saat 53 dakika boyunca uyguladım. Söylendiğine göre binden fazla kesme backhand vurdum. Bu planda yoktu. O maçta, oynamak istediğim servis-vole ve fileye gelme oyununa tamamen zıt bir tarza geçtim. Bu nedenle benim için tüm zamanların en tatmin edici ve en fazla anlam taşıyan galibiyetiydi.
Roger Federer 45 yaşında Arthur Ashe’te yeniden korta çıktı. Performansını nasıl buldunuz?
McEnroe, Andy Roddick ve Andre Agassi ile oynadılar. Tempo oldukça düşüktü. Federer’in belki ikinci ya da üçüncü viteste oynadığını düşünüyorum; oysa beş vitesi vardı. Roger Federer bugün hâlâ US Open’da bir, hatta iki maç kazanabilir ama maçların ardından toparlanmakta sorun yaşar. 45 yaşında olmanın anlamı bu; toparlanamazsınız. Ancak oyun düzeyine bakarsak US Open’da bir maç kazanabileceğini söylüyorum. Hâlâ o kadar iyi.