Bazen bir şarkı, büyük bir olaydan değil, gece bitip de telefon ekranı kararmadığında büyüyen küçük bir panikten doğuyor. Bade’nin ‘300 Texts’i o anın anatomisini çıkarıyor: Kendini frenlemeye çalışırken hızlanan kalp, güven ile diken üstünde olma arasında gidip gelen ince çizgi ve gereğinden fazla atılmış mesajların ardından gelen farkındalık.
Yeni single, dili ve melodiyi birbirine kilitlerken, vokali bir enstrümana çeviren prodüksiyon yaklaşımı, 90’lar R&B’sine göz kırpan estetik ve dansın özgürleştiren bedeniyle genişliyor. Bade ile bu dönemi, ilişkilerin dijital ritmini ve sıradaki EP’sini konuştuk.
‘300 Texts’ çok net bir duyguya basıyor: Cevap beklerken büyüyen iç gerilim. Bu şarkının ilk cümlesi aklınıza ne zaman düştü? Gerçek bir an mıydı yoksa kurgu bir karakter mi?
Gerçek bir andı. İlişkimin başlarında daha çok kendimle sınav verdiğim bir dönemden geçiyordum. Karşımdaki kişiye tamamen güvenmeyi seçmek ve diken üstünde olmak arasındaki ince çizgide yürüyordum. Bir gece tartışmamızın ardından saatlerce ona ulaşamadım ve gereğinden fazla mesaj ve ses kaydı atmış bulundum. Kendimi frenlemeye çalışsam da sevdiğim kişiye fark etmeden ne kadar bağlandığımı, duvarlarımın yıkıldığını, ezberimin bozulduğunu fark ettim. Şarkının hikayesi ve duygusu o gece yaşanan olaylar ve bende yarattığı farkındalıkla oluştu.
Mikrotonaliteyi pop/R&B formunda kullanmak cesur bir seçim. Mikrotonal yaklaşım sizde duyguyu nasıl değiştiriyor?
Şarkı söylerken bana doğal gelen melodiler hep bol ‘melisma’lı oluyor. Hem çocukluğumdan beri kulağım aşina olduğu için hem de söylemekten keyif aldığım için bu aralıklara çekildiğimi düşünüyorum.
Yapımcı olarak Kenan Doğulu’nun bu projeye katkısı en çok nerede hissediliyor?
En büyük şanslarımdan biri, vizyonuma ve hayallerime benim kadar inanan, aynı pencereden bakabildiğim bir yapımcım ve abim olması. Kenan Doğulu, evrensel bakış açısı, genre bükücülüğü ve en önemlisi müzikaliteye verdiği değer ile detaycılığıyla beni kalıpların dışında üretebilmem için cesaretlendiriyor. Deneme-yanılma alanımda onun vizyonundan ve yenilikçiliğinden çok besleniyorum.
Stüdyoda sizi en çok zorlayan ve en çok açan an neydi?
Şarkının sonik dünyasını oluşturma sürecimiz oldukça git-gelli oldu. Ozan’ın da benim de içimize sinen, özgün hissettiren noktaya getirmemiz epey deneme-yanılma gerektirdi. Beni en çok heyecanlandıran kısım ise vokal armonileriyle farklı dokular kattığım an oluyor. Onlarca kanal vokal kaydedip sesimi bir prodüksiyon elementi gibi kullanmaktan çok zevk alıyorum.
İşlerinizde 90’lara göz kırpan bir his var gibi. 90’lar sizin için daha çok görsel bir dönem mi, duygusal mı?
Doğru. 2000’ler çocuğu olduğum için o yılların estetik algısından da çok ilham alıyorum ama 90’ların R&B şarkıları ve klipleri de beni hep etkilemiştir. Belki de ikisinin karması ortaya çıkıyor bende. Sözlerimde, müziğimde ve görsel dünyamda geleneksel elementleri yenilikçi bir şekilde yorumlamayı seviyorum.
Klip, dansınız üzerine kurulu. Bu fikir nereden çıktı?
Bu şarkı içimde hep hareket etme isteği uyandırıyordu. EP’nin görsel dünyasını oluştururken Ekin Bernay ile şarkının beden dili için fikir üretiyorduk. Bir noktada koreografisini oluştururken bulduk kendimizi. Videoda Hayat Elbi ile birlikte dans ettik ve bana Beyoncé ile Shakira’nın ‘Beautiful Liar’ klibinden bir an yaşıyoruz gibi hissettirdi. Dişil enerjimi maksimumda yaşadığım ve bana özgüven veren bir dans oldu. Hayalim, bu dansı yüzlerce kadınla aynı anda yapmak.
Yarın 14 Şubat. Sizin için aşk ne demek?
Benim için aşk, içine çekildiğim, akıl tutulması yaşatan ve her hücremle hissettiğim çok yoğun bir duygu. İnsana kendini unutturabiliyor. Böylesine güçlü ve insanı ele geçiren bir duygu; doğası gereği bir noktada kalıcılığını yitiriyor ama sevgi baki ise çok dönüştürücü olabiliyor.
İlişkiler sanki text’ler arasına sıkışıp kaldı: İlk mesajı atmak, dönüş beklemek, mesajın ekran görüntüsünü arkadaşlara atıp fikir sormak, mesajlarla kavga etmek… Böyle bir iletişim modelinde romantizm ve heyecan nasıl kendine yer buluyor?
Yoğunlukla mesaj üzerinden yaşanan iletişimler yanlış anlaşılmaya çok müsait. O yüzden orada sıkışıp kalmamak gerek. Enerjinin uyuştuğu, hatta birlikteyken çoğaldığı, birbirinizi yükselttiğiniz biriyle romantizmi ve heyecanı her boyutta yaşatmak mümkün. Bazen emek istediği de doğru tabii. Zaten emek vermeyen birine de ne vakit ne de enerji harcamalı…
Sizi ilk Apple Music’in bir etkinliğinde dinlemiştim. O günden bu yana neler değişti? Bugünkü Bade, o gün sahnede bir şeyleri farklı yapar mıydı?
İnanmıyorum… Çok vakit geçmiş üstünden. O etkinlikteki performans benim için çok özel ve keyifliydi. Kendi şarkılarımı sahnede söylemeye başladığım ilk zamanlardı. Birçok şey değişti ama en bariz değişim sahneyle olan ilişkimde oldu. Kendimi hep önce üretici, sonra sahne insanı olarak görmüşümdür. Bu yüzden de sahnede kendimi özgün ve özgür hissetmem zamanla gelişen bir konu oldu. O performanstan memnundum, bugünkü Bade olsa kesinlikle sahnede daha rahat olurdu ve anda kalmaya bakardı.
Sırada neler var?
Sırada ‘300 Texts’in de içinde olduğu 6 şarkılık bir EP var: ‘Divane’. Önümüzdeki ay içinde ikinci tekliyi paylaşmayı umuyorum. Bahar sonuna doğru da ‘Divane’ geliyor.
