Biraz başa sararsak; müzikle tanışmanız nasıl oldu, bu serüven nasıl başladı?
Kısaca özetlemem gerekirse, enstrüman çalmayı ve şarkı söylemeyi çocukluktan itibaren sevdim. 16 yaşında aşkla tanışınca, şarkı yazmak favori ifade etme şeklime dönüştü. Gençlikte kurduğumuz gruplarla yaşadığımız sahne deneyimleri de sonraki yılların temelini oluşturdu.
Geçmişten bugüne baktığınızda, müzik yolculuğunuzda sizi en çok şekillendiren deneyim veya dönüm noktası hangisiydi?
Aslında birbirinden ayıramayacağım birkaç olay var. İlki Gazetecilik okurken Cengiz Köroğlu’yla tanışıp, Engin Yörükoğlu’nun Beyoğlu’ndaki ‘Jazz-Stop’ isimli kulübünde düzenli çalmaya başlamam. Müzisyen olarak gelişimimde paha biçilmez yıllardı doksanlar… Sonra Nazan Öncel prodüktörlüğünde kaydedilip yayınlanamayan albüm (1998)… Sonra yine Cengiz ve Kıraç’ın sayesinde TMC Müzik ile tanışmam ve 2006’da ilk albümüm ‘Duygusal Tuzaklar’ın yayınlanması. Ve tabii Onur Gökdal’la beraber 2024’te yeniden turnelere başlayışımız…
Yıllar geçse de ‘Yağmur’ hala ilk günkü gibi taze ve anılarla dolu... Şarkının o dönemki hissiyle bugünkü yansıması arasında sizce nasıl bir bağ var?
Yağmur bir geniş zaman şarkısı. Hayatın akması gereken yönü kendimce zorlamadan anlattığım ve bu şekliyle kitlelerde karşılık bulmuş olan bir parça. Tabii geçen yıllarda bu şekilde insanların hayatlarına değdi ve anılarında yerini aldı. Anlamı bugün de değerini koruduğu için genç kitlelerle de kolayca buluştuğunu görünce keyifleniyorum ve şarkının hayalini kurduğu bir yaşamı çocuklarımıza bırakmanın yükümlülüğümüz olduğunu düşünüyorum.
Şarkıyı ilk yayınladığınız o zamanlar, bu kadar büyük ve kalıcı bir yankı uyandıracağını tahmin ediyor muydunuz?
Açıkçası hayır. Tahminlerimin çok ötesinde bir ilgi gördü ve görmekte. Şükür ki öyle…
‘Yağmur’dan bugüne uzun bir zaman geçti. Peki, bu zaman içinde müzik tarzınız ve sound’unuz nasıl bir evrim geçirdi?
2006’dan beri yayınladığım işlere bakılırsa, sound’um da iki koldan ilerliyor: Anadolu etkisinde olan ve modern funk-rock etkisinde olan. Elbette akustik 1 işleri de seviyorum ama asıl olayım ilk ikisi. Yayınlamayı heyecanla beklediğim yeni şarkılar da o iki koldan devam edecek.
Akustik Öyküler EP’sini yaparken sizi en çok ne motive etti, bu şarkıları akustik bir ruhla yeniden kaydederken neler düşündünüz?
Şarkılarımdan en başarılı olmuş olanları yeniden yorumlamak biraz cesaret işiydi ve kendime bir anlamda meydan okumaktı. Riskliydi de. Ama bugünkü halimle onlara başka bir bakış açısı getirerek ve birbirinden kıymetli meslektaşlarımla söyleyerek genç kuşakla buluşturmak istedim. Başarabildiysem ne mutlu bana.
Bu EP ile ‘Yağmur’u yeniden dinleyicilerinizle buluşturuyorsunuz. Üstelik Birsen Tezer düeti ile birlikte… Bu süreç nasıl gelişti?
Proje menajerimiz sevgili Mahmut Çınar sayesinde oldu. En sevdiğim seslerden, müzisyenlerden biri olmasına rağmen hiç tanışmıyordum sevgili Birsen’le. Sonra ilk olarak uzaktan tanışıp şarkının kayıt aşamasını bitirdik. Sonra da klip çekiminde Ankara’da yüz yüze tanışıp muhabbet etme imkanımız da oldu. Aynı sevgili Çisil Egeli, Su Soley, Begüm Yiğit ve Gökçe ile olduğu gibi, sevgili Birsen’le de çok iyi anlaştık. Bu proje sayesinde sadece 5 pırlanta meslektaşımın yanı sıra beş harika arkadaş edinmiş oldum. Çok şanslı hissediyorum.
Son çalışmalarınıza bakarsak tüm bunlar yeni şarkılarınız için bir geçiş süreci niteliğinde gibi duruyor... Neler hissediyorsunuz?
Kesinlikle öyle ve bunu amaçlamıştık. Batı- Doğu ekseninde gezecek yine müziğim ve yine dünyaya baktığım ve şu hayatta durduğum yerden insanlara değmeye, onlara hissettirmeye ve onları düşündürmeye çalışacak. Elbette akustik sound’a ara ara döneceğiz ama rock faktörü ve groove’umuz hiç eksik olmayacak.
