Yakın zamanda Prime Video’ya gelen yeni gençlik dizisi ‘Off Campus’, son dönemin yükselen “hockey romance” furyasını üniversite koridorlarına taşıyor. Elle Kennedy’nin çok satan Briar University serisinden uyarlanan yapım, buz hokeyi takımının yıldızı Garrett Graham ile müzik öğrencisi Hannah Wells’in sahte sevgililikle başlayan ilişkisini merkeze alıyor. Kampüs romantizmi, popüler çocuk–yalnız kız dinamiği ve duygusal travmalar arasında gidip gelen dizi, tam anlamıyla “bir bölüm daha” hissi yaratan hafif ama akışkan bir seyir sunuyor. Özellikle gençlik dizilerinin o eski sıcaklığını özleyenler için ‘Off Campus’, romantizm ve kampüs kaosunu bir araya getiren yeni guilty pleasure adaylarından biri olabilir.
Korku ile kara mizahı aynı potada eriten tuhaf atmosferiyle Apple TV+’ın yeni dizisi ‘Widow’s Bay’ ise bir başka öneri. Matthew Rhys’in canlandırdığı belediye başkanı Tom Loftis, geçmişi karanlık hikâyelerle dolu küçük bir sahil kasabasını turistik bir merkeze dönüştürmeye çalışırken kendini giderek büyüyen bir gizemin içinde buluyor. Deniz kenarındaki sisli sokaklar, eksantrik kasaba sakinleri ve yıllardır anlatılan şehir efsaneleri izleyiciyi diken üstünde tutuyor. Kasabada olan bitenler her bölüm biraz daha tuhaflaşıyor ama yapım bunu fazla karanlığa boğmadan ilerletiyor.
Disney+’ın mutfak kaosunu ekrana taşıyan dizisi ‘The Bear’, özel bölümü ‘Gary’ ile final sezonu öncesinde izleyicilere duygusal bir sürpriz yapıyor. Kuzen Richie ve şef Carmy’nin, intihar eden ağabeyleri Mikey’nin Chicago’dan Gary-Indiana’ya uzanan tek günlük yolculuğunu takip eden bölüm, restoran kaosundan uzaklaştıkça dizinin karakter derinliğinin hâlâ ne kadar güçlü olduğunu hatırlatıyor. Jon Bernthal ve Ebon Moss-Bachrach arasındaki kardeşlik hissi, özellikle finaldeki sert yüzleşmeyle birlikte dizinin son yıllardaki en etkileyici anlarından birine dönüşüyor.
Sinemada kaçırdıklarını ekranda izlemek isteyenler için de seçenek bol. HBO Max, bu yılın en çok konuşulan iki yapımını platforma ekledi. Emily Brontë’nin klasik romanından uyarlanan ‘Wuthering Heights’, Emerald Fennell’in yorumuyla daha stilize ve gösterişli bir atmosfer kurarken Margot Robbie ve Jacob Elordi’yi başrollerde buluşturuyor. Platformun öne çıkan bir diğer yapımı ise Paul Thomas Anderson imzalı ‘One Battle After Another’. Leonardo DiCaprio ve Sean Penn’in başrollerini paylaştığı film, politik paranoya ve baba-kız hikâyesini büyük aksiyon sahneleriyle bir araya getiriyor.
MUBI’de yayına giren Paolo Sorrentino filmi ‘La Grazia’ da haftanın dikkat çeken yapımlarından biri. Toni Servillo’nun canlandırdığı İtalya Cumhurbaşkanı Mariano De Santis’in politik sorumluluklar ve kişisel pişmanlıklar arasında sıkışan yalnızlığına odaklanan film, görkemli törenler ve sessiz iç monologlar arasında ilerleyen melankolik bir atmosfer kuruyor.
Yeni sezonu merakla beklenen yapımlar arasında ise Nicolas Cage’li ‘Spider-Noir’ öne çıkıyor. Siyah-beyaz ya da renkli izlenebilecek şekilde hazırlanan yapım, klasik Spider-Man hikâyesini 1930’ların noir estetiğiyle yeniden yorumluyor. Prime Video’da yayınlanacak dizi; gölgeli sokakları, eski Hollywood suç filmlerini hatırlatan atmosferi ve karanlık dedektif tonuyla dikkat çekiyor.
Netflix’in sevilen dizisi ‘The Four Seasons’ da ikinci sezonuyla geri dönüyor. Tina Fey imzalı yapım, bu kez Nick’in ani ölümünün ardından grubun yeniden kurmaya çalıştığı dengeye odaklanıyor. Steve Carell, Colman Domingo, Will Forte ve Kerri Kenney-Silver’ın yer aldığı yeni sezonun daha hüzünlü bir tona sahip olacağı konuşuluyor.
Apple TV+’ın dikkat çeken yeni işlerinden biri olmaya aday ‘Maximum Pleasure Guaranteed’ ise orta yaş krizi, internet paranoyası ve gerilimi aynı hikâyede buluşturuyor. Tatiana Maslany’nin başrolünde olduğu yapım, online erotik kamera servislerinde tanıştığı genç bir modele bağlanan Paula’nın hayatının kontrolden çıkmasını anlatıyor. Hitchcock vari atmosferi, absürt mizahı ve sert şiddet diliyle sezonun en ilginç yapımlarından biri olabilir.