Perdeler açılır, oyun başlar… Herkes rolüne bürünür… Fakat bazı isimler sahnede yalnızca rol yapmaz; bir geleneği, bir terbiyeyi, bir estetik anlayışı da üzerinde taşır. Kuşkusuz ki Haldun Dormen de bu isimlerin başında gelen kişiydi. O, yalnızca bir oyuncu ya da yönetmen değil; sahnenin hafızası, tiyatronun yaşayan belleğiydi… Maalesef ki Türk tiyatrosu, 97 yaşındaki belleğini kaybetti.
1928 yılında Mersin’de doğan Dormen’in yolu, genç yaşta sanatla kesişti. Galatasaray Lisesi’nde başlayan bu ilgi, Amerika’da Yale Üniversitesi Drama Okulu’nda aldığı eğitimle yön buldu. O yıllarda Batı tiyatrosunun disiplinini, sahne tekniğini ve prova kültürünü yakından tanıyan Dormen, Türkiye’ye döndüğünde yalnızca bir oyuncu olarak değil, yeni bir tiyatro anlayışının taşıyıcısı olarak sahnedeydi… Batı tiyatrosunun sahne dili, prova disiplini ve seyirciyle kurduğu modern ilişkiyi ülkemize getirdi.
1950’lerin ortasında kurduğu Dormen Tiyatrosu ise Türk tiyatrosu için bir dönüm noktası oldu aynı zamanda. Bu sahne, yalnızca oyunların sergilendiği bir mekân değil, bir okul, bir laboratuvar, bir estetik arayış alanı oldu. O, müzikalleri ve çağdaş komedileri Türk seyircisiyle buluştururken, hafiflik ile ciddiyetin sahneye aynı anda taşınabileceğini de gösterdi. ‘Lüküs Hayat’, ‘Sokak Kızı İrma’, ‘Hisseli Harikalar Kumpanyası’… Tüm bu yapımlar onun tiyatroyu hem eğlenceli hem de nitelikli kılma konusundaki ustalığının en somut örnekleri olarak hafızalarda yer etti… Aksi olsa 30 yıl boyunca aralıksız ve kapalı gişe olarak devam edebilir miydi hiç ‘Lüküs Hayat…’
Müzikaller, çağdaş komediler ve klasik metinler Dormen’in yorumunda hem şehirli hem evrensel bir dile kavuştu. Onun tiyatrosunda tempo önemliydi, ölçü esastı, seyirciyle kurulan ilişki ise daima saygılıydı.
Oyunculuk onun için vitrin değildi
Haldun Dormen’i usta yapan şey, yalnızca sahnede geçirdiği uzun yıllar değildi. Onu “usta” kılan, tiyatroya bakışındaki bütüncül yaklaşımdı. Ustalığı, oyunculuğu bir vitrin değil, bir denge sanatı olarak görmesinden geliyordu. Abartının kolaycılığına düşmeden, jestin ve sözün ölçüsünü bilen bir oyunculuk anlayışını savundu hep. Ne rolün önüne geçen bir ego ne de sahneyi boşlukta bırakan bir mesafe vardı onda… Sahnedeki varlığı her zaman zarif, ritmi daima kontrollüydü. Seyirciyle arasına mesafe koymadan, ama asla ucuz bir yakınlık kurmadan oynadı yıllarca. Seyirciyi güldürürken göz kırpar; ama asla hafife almazdı.
Ve her daim bitmeyen bir enerjiye sahipti. 2022’de Hafta için Aslı Barış ile yaptığı söyleşide, “İnsan sevgisi, hep umutla yaşamış olmam ve işimi delice sevmem” diyerek yanıtlamıştı bu enerjinin kaynağını… Evet, işini delice seviyordu; “Gösteri sanatları benim yaşam amacım” demişti aynı sohbetimizde. Aksi olsa tiyatro sahnesinde 70 yılı nasıl devirebilirdi? 70 yılın ardından aldığı sahneyi bırakma kararını ise şu cümlelerle açıklamıştı: “O kadar çok kez sahneye çıktım, o kadar değişik roller oynadım ki tatmin oldum sanırım. Fakat tiyatro benim için çok önemli ve tiyatroyu hiçbir zaman bırakmıyorum. Yönetmen ve bir tiyatro hocası olarak var gücümle çalışıyorum ve çalışmaya devam edeceğimi umuyorum. Bu da bana zaten yeterli geliyor.”

Öyle de yaptı… Sahneleri bıraktı belki ama tiyatroyu hiç bırakmadı. Hayatının 74 yılını tiyatroya adadı…
Estetik ölçüsünden taviz vermedi
Büyük ustanın bir başka önemli yönü ise eğitimci kimliğiydi. Türk tiyatrosu ve sinemasının pek çok tanınmış ismi, ilk sahne disiplinini onunla çalışırken öğrendi. Türk tiyatrosunun ve sinemasının önemli isimleri -Ayten Gökçer, Genco Erkal, Metin Akpınar, Zeki Alasya gibi- Dormen Tiyatrosu’ndan geçti, onun disiplininden ve sahne ahlakından beslendi. Dormen Akademi ile de öğretmeye devam etti.
Dormen, oyunculara yalnızca rol değil, meslek etiği de öğretti: Prova saatine sadakat, metne saygı, seyirciyi hafife almamak. Bu yaklaşım, onu kuşaklar boyunca referans alınan bir isim haline getirdi. Herkesin birlikte çalışmak ve ‘öğrenmek’ istediği kişiydi o… Ayrıca yeni jenerasyondan da hep umutluydu. Hafta ile sohbetinde de şu cümlelerle vurgulamıştı bu düşüncesini: “Çok şükür benden bir şeyler öğrenmek isteyenlerin haddi hesabı yok. Ben de Dormen Akademi’yle birlikte onların isteklerine cevap vermeye çalışıyorum. Bence Türk Tiyatrosu şu anda çok iyi bir durumda. Yüzlerce harika yetenek önemli şeyler yapıyor. Alternatif tiyatrolar benim için Türk Tiyatrosu’nun en büyük umudu. Çünkü yeni yazarlar, yeni yönetmenler yetiştiriyor. Yazar yetiştirmek bence çok önemli”
Yaşla değil merakla genç kaldı
Sinema ve televizyon projelerinde de karşımıza çıkan Dormen, hangi mecrada olursa olsun aynı inceliği korudu. Popüler olanla nitelikli olan arasındaki çizgiyi ustalıkla dengeledi; geniş kitlelere seslenirken kendi estetik ölçüsünden hiç taviz vermedi. Belki de bu yüzden, adı geçtiğinde hem “eğlenceli” hem “saygın” sıfatları aynı anda akla geldi.
Sahneye her çıktığında, tiyatronun yaşla değil, merakla genç kaldığını hatırlatan Haldun Dormen için perde hiçbir zaman tamamen kapanmayacak. Bazı ustalar sahneden indiğinde bile ışık yanmaya devam eder.
Son sözü yine büyük ustaya bırakalım ve zamanında “her şeye rağmen hayatın tadını nasıl çıkarırız?” sorumuza verdiği o cevabı zihnimizin bir köşesine kazıyalım: “Yaşamak güzel. Hem de çok güzel bir şey. Bütün olumsuzluklara rağmen işlerin iyi tarafını görmek hem bize mutluluk verecek hem de etrafımıza iyilik ve ümit saçmamıza neden olacaktır.”
Türk Tiyatro sahnesi ustasını uğurluyor
Sahneye adanmış bir ömür, Türk tiyatrosuna kazandırılan sayısız sanatçı ve seyircinin belleğinde yer eden unutulmaz anılar… Haldun Dormen'in dostları konuşuyor:
Dikmen Gürün (Tiyatro eleştirmeni / Akademisyen- Yazar)
Çok değerli, sevgi dolu bir insandı
Cep Tiyatrosu’ndan başlayarak Dormen Tiyatrosu’na uzanan kariyeri boyunca Türk tiyatrosuna çok önemli katkılarda bulunmuş, pek çok sanatçı yetiştirmiş; son derece değerli, saygılı ve sevgi dolu bir insandı. Çok üzgünüm. Yakın çalışma fırsatımız olmadı ama birbirimizi çok sever, aramızda karşılıklı sevgi ve saygıya dayanan bir dostluğumuz vardı. Üzgünüm…
Zeynep Oral (Gazeteci- Yazar / Tiyatro eleştirmeni)
Büyük bir ustayı kaybettik
Türk tiyatrosuna yaptığı katkılar sonsuzdur. Tiyatroyu ve performans alanını genişletmiş, yaymış ve zenginleştirmiştir. Sayısız öğrenci yetiştirmiştir. Büyük ustalarımızdan birini kaybettik; acımız sonsuz. Tek tesellimiz, bu kadar uzun yıllar yaşamış olması ve son gününe kadar sahneye, sahne sanatlarına katkı sunmayı sürdürmesidir. Özellikle benim yaşımdaki insanlar için sayısız anı bırakmış; sevinci, keyfi, neşeyi, tiyatronun hızını ve dinamizmini hepimizin kucağına bırakmıştır. Ardında köklü ve kalıcı bir gelenek vardır. Bu geleneğin içinde müzikaller, komediler ve duvar tiyatrosu yer alır. En önemli yanı ise tüm bu türleri Türkiye’nin seyirci beğenisiyle birleştirmiş, ülkemize uyarlamış ve bize sonsuz bir mutluluk ve neşe kaynağı sunmuş olmasıdır. Bu yüzden ne söylesek asla yeterli olmayacaktır.
Mehmet Birkiye (Tiyatro yönetmeni / Oyuncu)
Türk tiyatrosunda bir dönem kapandı
Haldun Abi ile bir dönem kapandı Türk Tiyatro'sunda. 1950'lerin Türk Tiyatrosu'nu taşıyan ana itici güçlerindendi Haldun Abi, Yıldız Hanım, Müşrik Kenter… Bütün o kuşak çok önemliydi. Onların en önemli temsilcilerinden biri de çok sevdiğimiz Haldun Dormen'di. Onun kaybı Türk Tiyatrosu için büyük bir kayıp. Kendisi tek başına bir ekoldü ama işte hayat… Keyifli ve verimli bir yaşam yaşadı. İnsan daha ne ister? Çok üzgünüz. Konservatuvarda yıllarca beraber yan yana oturduk. Sınavlarda hep bana küçük notlar verirdi oyuncularla ilgili ve gerçekten de bazıları çok esprili olurdu, bunları konuşurken gözümün önüne şimdi o geldi… Hayatta yollarımız onunla hep kesişti. Birkaç ay önce Afife Jale'de görüşmüştük… Son ana kadar sahnede kaldı ve belki de istediği en önemli şey buydu.
Zeliha Berksoy (Oyuncu)
Dormen başlı başına bir ekoldü
Haldun Dormen’in kaybı çok büyük bir kayıp. Çünkü Türk tiyatrosunda Dormen başlı başına bir ekoldür. Son derece renkli bir kişiliğe sahipti; ancak sahne üzerinde ve kendi tiyatrosu adına gerçekten büyük bir usta, gerçek bir ekoldü. Hepimizin ona büyük bir saygısı vardı. Onu kaybetmek, derin bir borçluluk ve büyük bir eksiklik duygusu yaratıyor.
Keşke sonsuza kadar yaşasaydı, hep var olsaydı. Aramızda son derece çalışkan, üretken, enerjisi ve temperamenti yüksek, çok büyük bir şahsiyetti. Ne diyebilirim? Işıklar içinde uyusun.
Tamer Levent (Oyuncu / Sanat Yönetmeni)
Yüz yıllık bir sanat eseri gibiydi
Ben Devlet Tiyatrosu geleneğinden, ödenekli tiyatro anlayışından geliyorum. İstanbul’un tiyatro yapısı, Ankara’daki ‘Ankara Ekolü’ne kıyasla daha eski bir geçmişe sahip. Bu nedenle İstanbul tiyatrosunu, geleneksel tiyatroyla modern tiyatronun buluştuğu bir ekol olarak görüyorum. Haldun Bey’i ise Türkiye’de yüz yıllık bir eser gibi düşünüyorum. Çünkü insan da bir sanat eseridir. O, bu süreci Türkiye’de yaşatmış, ardından tiyatrolara verdiği destekle kalıcı izler bırakmıştır. ‘Sahne Tozu’ gibi bir tiyatronun ortaya çıkmasına vesile olmuş, orada da oyunlar üretmiştir. Bu katkılar, tiyatro ve kültür tarihi açısından mutlaka incelenmelidir. Yani mesele “Hepimiz öleceğiz, öldü, tamam” denilip kapatılmamalı. Bugün ve geçmişte kaybettiğimiz tüm kültür insanlarının, içinde bulunduğumuz bu dönemde yeniden ele alınması, analiz edilmesi ve buradan geleceğe, bugünün dünyasına dair sonuçlar çıkarılması gerekiyor. Başımız sağ olsun.
Esen Çamurdan (Türkiye Tiyatro Vakfı Kurucu Başkanı)
Örnek olacak bir yaşamdı onunki…
O, kuşkusuz ki herkesin hayatına dokunmuştur. Sadece tiyatro çevresinin değil, herkesin kaybı çok büyük bu açıdan. Herkese örnek olacak biriydi, dolu dolu, örnek olacak bir hayat yaşadı. Hayatımda gördüğüm, tanıdığım en “genç” insandı. Yaşama içgüdüsü, enerjisi o kadar güçlüydü ki… Bulunduğu her yerde hayat biraz daha canlı, biraz daha anlamlı olurdu. Merakı hiç tükenmez, öğrenmeye ve üretmeye dair iştahını son ana kadar korurdu. Onunla aynı odada bulunmak bile insana yaşama cesareti verirdi.