Artık çalışanlar yalnızca bir şirkette değil, bir hikâyenin içinde yer almak istiyor. Ortak deneyimler, güçlü bağlar ve aidiyet duygusu, kurum kültürünün yeni para birimine dönüşürken; spor da bu bağları kurmanın en doğal yollarından biri olarak öne çıkıyor. Özellikle yeni kuşak profesyoneller, kendilerini yalnızca bir şirketin çalışanı değil, aynı zamanda bir topluluğun parçası olarak hissetmek istiyor. Şirketler de bu dönüşüme ayak uydurmak için çalışanları bir araya getiren, ekip ruhunu güçlendiren ve iş yaşamının sınırlarını ofislerin dışına taşıyan yeni alanlar yaratıyor.
İşte İstanbul Corporate Games, tam da bu değişen beklentilerin kesişim noktasında duruyor. Bu yıl 24. kez düzenlenen organizasyon, farklı sektörlerden profesyonelleri sporun ortak dilinde buluştururken, rekabetin ötesinde paylaşımın, dayanışmanın ve birlikte başarma duygusunun da altını çiziyor. 18 Haziran’da başlayan ve 21 Haziran’a kadar devam edecek bu etkinliği ve kurumsal dünyadaki yansımalarını eski milli voleybolcu ve İstanbul Corporate Games Organizasyon Komitesi Sözcüsü Gizem Güreşen ile konuştuk.
İstanbul Corporate Games bu yıl 24. kez düzenleniyor. Uzun bir süre… Organizasyonun bugün geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
İstanbul Corporate Games’in bu yıl 24. kez düzenleniyor olması, organizasyonun sürdürülebilir başarısının ve kurumsal dünyadaki güçlü karşılığının en net göstergesi. Çeyrek asra yaklaşan bu serüvende, her yıl katlanarak büyüyen bir ilgiyle karşılaşıyoruz. İlk yıllardaki heyecanımızı, bugün çok daha geniş kitlelere hitap eden, profesyonel standartları en üst seviyeye taşımış devasa bir spor şöleniyle taçlandırmanın gururunu yaşıyoruz. Geldiğimiz nokta, sadece bir etkinlik başarısı değil; iş dünyasında spor kültürünün kökleşmesine sağlanan çok değerli bir katkı diyebilirim.
Etkinliğin İstanbul’un kurumsal yaşam haritasındaki yerini nasıl tanımlarsınız? Artık bir spor etkinliğinden çok daha fazlası olduğunu söyleyebilir miyiz?
Kesinlikle söyleyebiliriz. İstanbul Corporate Games, artık geleneksel bir spor etkinliği olmanın çok ötesine geçerek şehrin kurumsal yaşam takviminin en prestijli dinamiklerinden biri haline geldi. Şirketlerin her yıl heyecanla beklediği, insan kaynakları stratejilerinin ve kurum kültürü çalışmalarının ayrılmaz bir parçası olarak konumlanan bir marka değerine dönüştü. Burası sadece madalyaların kazanıldığı bir alan değil; motivasyonun, aidiyetin ve kurumsal prestijin sahaya yansıdığı yaşayan bir platform.
Ortak deneyin çağı…
Corporate Games’i diğer kurumsal etkinliklerden ayıran en önemli özellik sizce ne?
En temel özellik, rekabet ile dostluğu, profesyonel disiplin ile eğlenceyi aynı potada eritebilmesi bence. Diğer kurumsal etkinlikler genellikle sınırlı sürelerde ve tek yönlü bir iletişimle gerçekleşirken, bu organizasyon haftalar süren bir hazırlık sürecini, takım ruhunu ve çok branşlı bir festival atmosferini barındırır. Katılımcılara unvanlarından sıyrılarak, tamamen eşit şartlarda ve sporun evrensel değerleri etrafında bir araya gelme fırsatı sunması en büyük farkımız aslında.
Son yıllarda şirketlerin çalışanlarına yönelik etkinlik anlayışında belirgin bir değişim yaşanıyor. Sizce kurumları spor, sanat ve yaşam tarzı odaklı organizasyonlara yönelten temel motivasyon nedir?
İş dünyası artık çalışanın sadece mesai saatlerindeki verimliliğine değil, bütünsel iyi olma haline (well-being) odaklanıyor. Temel motivasyon; çalışanların zihinsel ve bedensel sağlığını desteklemek, tükenmişlik hissini azaltmak ve onlara kendilerini değerli hissedecekleri yaşam alanları sunmak... Spor ve sanat gibi evrensel olgular, kurum içi iletişimi organik bir şekilde güçlendirirken, stres yönetimini de en doğal yoldan sağlıyor. Şirketler, mutlu ve sağlıklı çalışanların, sürdürülebilir başarının anahtarı olduğunu artık çok daha iyi biliyor.

Özellikle genç profesyonellerin iş hayatından beklentileri değişiyor. Bu yeni kuşağın sosyalleşme ve aidiyet anlayışı bu tür organizasyonlara nasıl yansıyor?
Yeni nesil profesyoneller, hiyerarşik yapılardan uzak, samimi, şeffaf ve deneyim odaklı bağlar kurmak istiyor. Sadece bir ofis ortamında aidiyet hissetmeleri oldukça güç. Corporate Games, genç kuşağın bu beklentilerine doğrudan cevap veren bir özgürlük ve sosyalleşme alanı sunuyor. Sahada yöneticileriyle omuz omuza mücadele eden, ortak bir amaç için ter döken genç çalışanlar, kurumsal aidiyeti çok daha hızlı ve derinlemesine benimsiyorlar. Organizasyonumuza olan ilginin her yıl gençleşen bir grafikle büyümesi de bu durumun en somut kanıtı.
Önümüzdeki yıllarda kurumsal etkinlikler dünyasında hangi trendlerin öne çıkacağını düşünüyorsunuz? Sporun bu tablodaki yeri sizce nasıl şekillenecek?
Gelecekte kurumsal etkinliklerin tamamen ‘deneyim’, ‘kişiselleştirme’ ve ‘sürdürülebilirlik’ ekseninde şekilleneceğini öngörüyorum. Hibrit modeller, dijital performans takipleri ve e-spor gibi yeni nesil branşların etkisi artacaktır. Spor, bu tablonun tam merkezinde yer almaya devam edecek; çünkü insanı fiziksel ve duygusal olarak bir araya getiren, yapay zekanın veya dijitalleşmenin ikame edemeyeceği tek olgu gerçeğin ta kendisi, yani sahadaki o canlı performanstır. Spor, gelecekte de kurumsal esenliğin en güçlü aracı olmayı sürdürecek.
Siz de ifade ettiniz. Bugün çalışanlar maaş kadar deneyim, unvan kadar aidiyet arıyor. Corporate Games’in gördüğü ilgi, iş dünyasında değişen bu beklentilerin bir yansıması mı?
Kesinlikle bir yansıması. Modern iş dünyasında maddi tatmin, tek başına çalışan memnuniyetini sağlamaya yetmiyor. İnsanlar hikayesi olan, kendilerini gerçekleştirebilecekleri ve bir topluluğun değerli bir parçası olduklarını hissettiren deneyimlerin peşinde. Corporate Games’e gösterilen bu yoğun ilgi, tam olarak kurumsal dünyanın değişen ruhunu özetliyor. Biz burada katılımcılara unutamayacakları bir deneyim, ömür boyu hatırlayacakları bir başarı hikayesi ve güçlü bir aidiyet duygusu armağan ediyoruz.
Prensibim: Asla pes etme!
Sporculuk kariyerinizden taşıdığınız hangi değerlerin bugün Corporate Games organizasyonunda size rehberlik ettiğini düşünüyorsunuz?
Uzun yıllar profesyonel düzeyde ve milli takım seviyesinde voleybol oynamış bir sporcu olarak; disiplin, kriz anlarında soğukkanlı kalabilme, hedef odaklılık ve en önemlisi takım ruhu benim en büyük rehberim. Büyük organizasyonları yönetmek, tıpkı sahadaki zorlu bir maç gibi; anlık kararlar almayı, yüksek enerjiyi korumayı ve koordinasyonu kusursuz sağlamayı gerektirir. Sporculuk kariyerimde edindiğim ‘asla pes etmeme’ ve ‘birlikte başarma’ düsturu, bugün Corporate Games’in operasyonel başarısındaki en büyük gücüm.
Yıllarca milli formayla sahaya çıktınız. Bugün beyaz yakalıların spor sahalarında buluşmasını izlediğinizde, sporun insanlar üzerindeki dönüştürücü gücüne dair ne düşünüyorsunuz?
Sahada olmanın, o armayı temsil etmenin yarattığı duygusal yoğunluğu çok iyi biliyorum. Bugün Corporate Games’te beyaz yakalı profesyonellerin, şirketlerinin formasıyla aynı tutku ve konsantrasyonla mücadele ettiğini gördüğümde sporun dönüştürücü gücüne bir kez daha hayran kalıyorum. Spor; unvanları, stresleri ve günlük hayatın tüm kaygılarını sıfırlayan muazzam bir şifacıdır. O sahaya adım atan herkesin gözündeki o saf enerjiyi, azmi ve mutluluğu görmek, sporun insan ruhunu nasıl özgürleştirdiğinin ve birleştirdiğinin en net kanıtıdır.