Türkiye’de kahve artık yalnızca güne başlama alışkanlığı değil; yeni kuşağın sosyalleştiği, çalıştığı, içerik ürettiği ve kendini ifade ettiği bir kültür alanı. Kişi başı tüketimin 2012’den bu yana yaklaşık dokuz kat artması da bu dönüşümün sadece fincanda değil, hayatın akışında yaşandığını gösteriyor.
Espressolab CMO’su Ersin Kefeli, kahvenin Türkler için yüzyıllardır bir içecekten fazlası olduğunu belirterek, “Misafire ikram edilen bir ritüel, sohbetin başladığı an, bir vedanın ya da buluşmanın simgesi. Bu köklü kültür, yeni nesille birlikte çok daha geniş bir anlam kazandı” diyor. Rakamsal olarak 2012'de kişi başı yıllık tüketimin 200 gramken bugün 1,8 kilograma ulaştığını ama asıl dönüşüm rakamların çok ötesinde olduğunu vurgulayan Kefeli, “Tüketici artık ne içtiğini merak ediyor. Çekirdeğin hangi ülkeden, hangi çiftlikten, hangi rakımdan geldiği soruluyor. Kavurma profili tartışılıyor, demleme yöntemi seçiliyor. Bilinçli tüketim çok büyük oranda arttı. Kahve, gündelik bir tüketim maddesinden kültürel bir ifade biçimine dönüştü” ifadelerini kullanıyor.
FARKLI HAYATLAR AYNI AİDİYET HİSSİ
‘Üçüncü yer’ kavramının artık teorik bir tartışmadan gündelik hayatın gerçeğine dönüştüğünü ve pandeminin bu ihtiyacı çok daha görünür kıldığını kaydeden Ersin Kefeli, şunları söylüyor: “İnsanlar sosyalleşmek, üretmek ve nefes almak için gerçek bir mekana olan ihtiyaçlarını daha net fark etti. Gençler için kahve tüketimi aslında bugün pek çok deneyimin bir araya geldiği bir kültüre evrildi. Sabah kahvesiyle güne başlayan öğrenci, öğle arasında bir soluk arayan genç profesyonel, akşamüstü arkadaşlarıyla buluşan yeni mezun, hafta sonu freelance işini takip eden girişimci... Bunları bir araya getiren tek bir nokta var: kahve. Farklı hayatlar, farklı gündemler ama aynı aidiyet hissi. Bu kuşak için kahve mekanları tam da bu sebeple bir buluşma noktasının çok ötesine geçti. Genç kuşak bulunduğu ortamı sahipleniyor. İçerik paylaşıyor, hikaye anlatıyor, tavsiye ediyor. Gençler kahve içmenin ötesinde sosyal bir hub tercih ediyor. Sosyal hayatın neredeyse her anı kahveyle özdeşleşti. Konserler, atölyeler, söyleşiler, spontane buluşmalar... Kahve mekanı tüm bunların doğal zemini haline geldi. Biz de Espressolab olarak kahveden etkinliğe, atölyeden gündelik sosyalleşmeye uzanan bütünleşik bir deneyim anlayışıyla mağazalarımızı kurguluyoruz.”
Z KUŞAĞI SAĞLIK FAYDASI DA BEKLİYOR
“Yeni nesil kahveyle çok farklı bir ilişki kurdu” diyen Kefeliye göre, kahve bu kuşak için bir öz bakım ritüeli, bir kimlik ifadesi ve sosyal bir dil. Kahve sektörünün önümüzdeki on yılda çok daha geniş bir içecek kültürünün merkezi haline geldiğini belirten Kefeli, “Soğuk formatlar bu dönüşümün en görünür yüzü; global cold brew pazarının 2030'a kadar 7 milyar doları aşması bekleniyor. Araştırmalar Z kuşağının yüzde 65'inin kahvesinden sağlık faydası da beklediğini ortaya koyuyor. Fonksiyonel içerikler, adaptogenler ve alternatif sütler bu talebin somut yansıması” diyor.
TÜKETİM 2012’DEN BU YANA DOKUZ KAT ARTTI
Türkiye'de kişi başı kahve tüketiminin 2012'den bu yana yaklaşık dokuz kat artarak 1,8 kilograma ulaştığı bilgisini aktaran Ersin Kefeli, “Bu rakam etkileyici görünse de önümüzdeki potansiyeli daha net ortaya koyuyor: Avrupa ortalaması 7-8 kilogram, İskandinav ülkelerinde bu rakam 10-12 kilograma çıkıyor. Büyüme hikayesinin henüz başında olduğumuzu söylemek mümkün.
Bu ivmeyi besleyen birden fazla dinamik bir arada çalışıyor. Genç ve büyük nüfus, hızlanan şehirleşme, üçüncü nesil kahveciliğin Anadolu'ya yayılması. Hanelerin yaklaşık yüzde yetmişine kahve makinesi girdi. Sektör verilerine göre Türkiye'deki 20 bin i aşkın kahve mekânı sayısının bu yıl yüzde sekiz daha artması bekleniyor. Büyüme hem dışarıda hem içeride güçlü seyrediyor.”