Bir miğfer, bir kılıç ya da bir üniforma… HisArt Canlı Tarih Müzesi’nde bu eserler yalnızca sergilenmiyor; yaklaşık 1500 yıllık tarihin parçaları olarak yeniden anlam kazanıyor. Nadir askerî objeleri, müzenin kurucusu iş insanı Halil Nejat Çuhadaroğlu'nun bizzat hazırladığı diorama canlandırmaları ve kronolojik kurgusuyla ziyaretçisini tarihin içine davet eden müze, geçmişi korumakla yetinmeyip bu mirası gelecekte bir ‘Savaş Tarihi Araştırma Enstitüsü’ çatısı altında yaşatmayı amaçlıyor. Bir hobinin müzeye dönüş hikayesini ve gelecek vizyonunu Çuhadaroğlu’ndan dinledik.
HisArt Canlı Tarih Müzesi'ni konuşacağız ama önce biraz geçmişe dönelim isterim. Bu yolculuk ne zaman başladı?
Aslında benim bu yolculuğum çocukluktan başladı. Annem resim-heykel mezunu. Babam da yüksek mimar. Sanatçı bir aileden geliyorum yani. Resim ve heykel yapma yeteneğim de ilgim de küçüklükten beri var. Resim çizen, film seyredip, çizgi roman okuyan bir çocuktum. İlk dioramalarımı 7-8 yaşlarında, elimdeki malzemelerle yapmaya başladım.
Madem müzeye geliş hikayeniz bu kadar geçmişe dayanıyor arada şunu da sorayım öyleyse: Neden böyle bir yola girmediniz ya da hiç mi düşünmediniz sanatçı olmayı?
Ben hiçbir zaman ressam olacağım demedim. Hatta annem korktu bir dönem ressam olacağım diye. Erkek çocuğunun sanatçı olmasının zor bir hayat getireceğini düşünürdü.
Müzeye gelen yolculuğa dönersek…
8-10 yaşında plastik uçak ve tank maketleri yapmaya başladım. İçimde hep bir sahneleme ve kurgu isteği vardı. Üniversiteden sonra ise yaptığım maketlerin yanına gerçek eserleri koymaya başladım. Yani yaptığım İkinci Dünya Savaşı konulu bir maketin yanına o döneme ait eski bir Alman miğferi koymakla başladım diyebilirim. Önce İkinci Dünya Savaşı, sonra Birinci Dünya Savaşı, sonra tüm dünya savaşları ve özellikle Türk tarihi ile devam etti süreç.
Yani, ‘bu eserleri topladım, elimde çok malzeme birikti, müzede sergileyeyim bari’ gibi bir şey mi oldu?
Hepsi birbirini tetikliyor aslında. Yaklaşık otuz senelik bir antika toplama sürecinden söz ediyorum. Ben koleksiyoner değilim, onu da söyleyeyim. Bir şeyin koleksiyonunu yapmak ayrı bir şey. Ben tarihi olayları anlatmak için başladım bu işe. Tarihin de yüzde doksan dokuzu savaşlardan ibaret olduğu için savaşları anlatmak en doğru şeydi. İnsanlık tarihinden savaşları çıkardığınız zaman geriye fazla bir şey kalmıyordu.

Koleksiyona eser dahil ederken en kritik, belirleyici unsur ne? Tarihsel değer mi, anlatı gücü mü, yoksa duygusal etki mi?
Tarihsel değer, anlatı gücü, duygusal etki hepsi bir arada bütün olarak etkili. Bir dönemin kaderini değiştiren olaylara ve o döneme tanıklık etmiş kişilere ait eserler benim için çok kıymetli. Zaten bu müzenin en büyük farkındalığı, dünyada eşi benzeri olmayan çok fazla esere sahip olması. Hatta, eşi benzeri değil fotoğrafı bile olmayan, literatüre bile geçmeyen eserler var. Ve bunların çoğu silahtan ziyade sanat eseri aslında...
Kaç parça eser var HisArt’ta? Ayrıca burayı farklı kılan ne tam olarak?
30 binden fazladır. HisArt’ın ayrı bir farkındalığı var. Ortaçağ öncesinden başlayıp Osmanlı'dan Milli Mücadele’ye, İkinci Dünya Savaşı’ndan yakın tarihe uzanan, her dönemi mankenler, dioramalar, fotoğraflar, illüstrasyonlar ve tablolarla anlatan dünyada başka bir müze yok. Türkiye’de veya dünyada yapılan bir takım canlandırmalar var ama bunu 1500 senelik kronolojik sırayla yapan dünyada başka hiçbir müze olmadığı gibi her ölçekteki dioramayla da konuları anlatan yok.
Buraya yeni bir eser eklerken temel kriteriniz ne peki?
Şu anda çok seçiciyim. Sadece çok önemli döneme ait bir olması ya da çok sıra dışı, eşi benzeri olmayan bir eser olması veya çok önemli bir şahsiyete ait olması gerekiyor.
Mustafa Kemal Atatürk, Fatih Sultan Mehmet veya Kanuni Sultan Süleyman’a ait bir parça gibi mesela. Ayrıca Milli Mücadele dönemindeki önemli bir komutan veya Çanakkale Savaşları’nda çok önemli bir komutana ait bir parça gibi…
Peki, geçici eserler de dönem dönem sergileniyor mu? Ya da siz veriyor musunuz?
Dışarıdan geçici eser almıyoruz. Ancak Kültür Yolları başta olmak üzere farklı kurumların sergilerine eser veriyoruz. Şimdi de yurt dışı projeleri üzerinde çalışıyoruz.
5 katlı bir yapı ama sergilenen eser sayısı çok fazla ve her kat dolu dolu. Sığacak mısınız buraya?
Şu anda bile sığmıyoruz. Zaten bu müzeyi açalı 11 sene oldu. Her geçen gün büyüyor ama bir türlü taşınamadık. Sergileyemediğim çok eser var. Çok daha ferah, daha az yoğun şekilde sergileme yapacağım bir alana ihtiyaç var. Bunu herkes söylüyor, her kat beş müzeye bedel. Bunun yapmamdaki tek sebep de yetkililerin gözüne sokmak. Daha büyük bir mekânı hak ettiğini göstermek istiyorum aslında. O yüzden bir an önce bu müzeye uygun, İstanbul’a Türkiye’ye yakışacak bir lokasyonda çok daha büyük bir mekân olmalı. Burası yaklaşık 1300 metrekare ve şu haliyle bile en az 8-10 bin metrekarelik bir müze alanına taşınması gerekiyor.
Bir müze sadece sergileme alanı değil; eğitim, araştırma ve üretim merkezi olmalı.
Hazır yeri gelmişken gelecek vizyonunuzu da sormak istiyorum aslında… Enstitüden söz ettiniz var mı buna yönelik çalışma?
Bu konuyla ilgili çalışmalarımız sürüyor. Bir vakıf olacak ve vakıf olunca artık bu ülkenin malı olacak. Zaten bu eserlerin hepsi Kültür Bakanlığı’na kayıtlı. Ama bu vakfın sürdürülebilir olması için düzgün bir yere taşınması şart. Yani bu müzede bir hazine var ve bu alanda sıkışıp kalmamalı. Daha ilerisi için istediğim şey ise bir ‘Savaş Tarihi Araştırma Enstitüsü’ haline gelmesi…
Hepsi çok özel mutlaka ki ama sizin için çok özel olan eser ya da eserler var mı?
Dünyada eşi benzeri olmayan çok eser var ama Fatih Sultan Mehmed’in kılıcı çok önemli benim için. Ayrıca Hz. Muhammed döneminden, halifeler dönemini geçirip sonra Emeviler, Abbasiler’den Osmanlı’ya gelen ‘İslamik’ kılıç denen bir parça var. O da başlı başına bir başyapıt. Bir de Sultan 2. Mahmud’a ait ‘yedi namlulu tüfek’ var. Henüz sergiye koymadığımız Yeniçeri paşasının tam takım börkü var.
Bir yandan da iş hayatınız devam ediyor. Yani buraya ne kadar mesai harcıyorsunuz?
Eserleri almak, araştırma yapmak, maketleri hazırlamak, tanzim ve küratörlük hepsi ayrı konular. Bilen biri olmadığı için küratörlüğü de ben yapıyorum. Ama çok hiperaktif, hızlı çalışan, çabuk karar veren biriyim. Ayrıca neyi, ne zaman, ne şekilde yapacağını bilmek de önemli bir avantaj.