Westeros’u yıllardır büyük ölçekli anlatılar üzerinden izledik. Kralların yükselişi, hanedanların çöküşü, kehanetler ve bitmeyen savaşlar… ‘A Knight of the Seven Kingdoms’ ise daha mütevazı bir dünya sunuyor. Hikâyenin merkezinde bu kez bir hanedan, bir taht ya da bir imparatorluk yok. Bunun yerine gerçekten şövalye sayılıp sayılmayacağı bile tartışmalı, iri yarı, sakar ve fazlasıyla iyi niyetli bir adam var: Ser Dunk.
Onunla, yaverliğini yaptığı akıl hocası olan şövalye Ser Arlan of Pennytree’yi kaybettiği anda tanışıyoruz. Arlan, Yedi Krallık’ı dolaşarak kendine iş bulan, göçebe bir şövalye. Arada azar ve dayakla da olsa bu mertebenin ne anlama geldiğini ondan öğrenen Dunk, Ser Arlan’ın ardından kendisine kalan birkaç kuruş para ve üç atla ne yapacağından emindir: Masumları korumaya yeminli bir şövalye olmak. Dizinin başrol oyuncuları ve yönetmeni, bu yeni ve daha küçük ölçekli Westeros’u kendi bakış açılarından anlattı.
Çamurun içinde, halkın arasında
PETER CLAFFEY (DUNK)
Oyunculuğa nasıl başladınız?
Aslında rugby oyuncusuydum ama oyunculuk yoğunlaşınca bırakmak zorunda kaldım. Rugby oldukça sert ve fiziksel bir spor; mor bir göz en küçük sorun sayılır. Bu nedenle oyunculukla birlikte olmadı. Ser Dunk için ise İngiltere’deki ajansım bir deneme çekimi gönderdi. ‘Game of Thrones’ evrenine yabancı değildim ama ‘A Knight of the Seven Kingdoms’ kitabını bilmiyordum. Süreç ilerledikçe heyecan ve stres arttı; uykusuz kaldığım zamanlar oldu. En sonunda rolü aldıysam demek ki bir şeyleri doğru yapmışım.
Dunk’ı nasıl tanımlarsınız?
Dunk, Westeros’un en sert yerlerinden biri olan Flea Bottom’dan gelmiş, büyük ve güçlü ama yalnızca temel düzeyde eğitilmiş; hayatta kalmayı erken yaşta öğrenmiş biri. Zor bir çocukluğun ardından Ser Arlan of Pennytree tarafından yanına alınması onun için büyük bir dönüm noktası ve ona derin bir saygı duyuyor. Dürüst bir onur anlayışıyla yaşamaya çalışıyor; hikâye de onun kim olduğunu keşfetme yolculuğunu anlatıyor.
İyi bir karakteri oynamak, bir kötü karakteri oynamaktan daha mı zor?
Bence daha zor. Kötü karakterlerin daha eğlenceli olduğu söylenir ama Dunk’ı oynamak da çok keyifliydi. Geçmişi, ahlak anlayışı ve dünyada yolunu bulma çabası çok zengin bir alan sunuyor.
Rol için neler öğrenmeniz gerekti?
‘Vikings: Valhalla’da çok temel düzeyde binicilik öğrenmiştim; sezon öncesindeki iki aylık hazırlık sürecinde bu konuda ciddi ilerleme kaydettim. Annemin tarafı atlarla çok iç içe. Bir kuzenim engel atlama binicisi; eve gittiğimde onun babasıyla ve tek bacaklı amcam Frankie’yle ata binebiliyorum. Mızrak dövüşü ise fiziksel olarak oldukça zorluydu. Mızrak tamamen metal olmasa da hafif sayılmazdı. Program çok yoğundu, bu yüzden sahnelerin büyük kısmını dublör ekibi çekti. Finn Bennett’la birlikte, kaskımı çıkardığım sahneler için Glenarm’da iki üç gün çalıştık. O sırada alan tamamen çamur ve su içindeydi; İrlanda yazı olmasına rağmen her yerden yağmur yağıyordu. Sahte kandaki şeker nedeniyle etrafta eşek arıları vardı. Dublörlerimiz Zach ve Jula muhtemelen bitkin düşmüştü ama inanılmaz iş çıkardılar.
Dunk ve Egg’i tanımayan ‘Game of Thrones’ hayranlarını bu dizi nasıl şaşırtacak?
Hikâye, soylu bile sayılmayan birinin gözünden anlatılıyor. Ashford Meadow’un çamurunun içindesiniz ve halkın arasındasınız. Targaryenlar bile bu kez aşağıdan bir bakışla görülüyor. Bence farkı yaratan şey bu.
Egg ile uğraşmak istemezsiniz!
DEXTER SOL ANSELL (EGG)

Egg rolüne nasıl seçildiniz? İlk ne zaman saçınızı kazıttınız?
Seçmelere ‘About a Boy’dan bir sahne okuyarak başladım; birkaç seçmeden sonra bunun ‘A Knight of the Seven Kingdoms’ olduğu söylendi ve açıkçası ne olduğunu pek bilmiyordum çünkü ‘Game of Thrones’u hiç izlememiştim. Devam etmek için saçımı kazıtmam gerektiğini söylediler; George R. R. Martin, Egg’i oynayan kişinin gerçekten kel görünmemesini istemişti. Ben de kabul ettim ve ilk Dunk olarak Peter Claffey’yle birlikte seçmelere girdim. İlk kazıtma anının videosu var; berber saçımı kesti, çok soğuk geldi ve “Ben neyin içine girdim?” dedim ama Egg’in saçını kazıtması gerekiyordu, yoksa Westeros’ta hemen fark edilirdi.
Egg’i bize tanıtır mısınız?
Egg’le ilk tanıştığınızda gizemli biri; her şeyi bildiğini sanıyor ve bildiklerini Dunk’a öğretiyor. İlişkilerinin temelinde bu var. Egg, Dunk’a daha iyi bir şövalye olmayı ve daha akıllı davranmayı öğretiyor. Mesela Dunk yedi krallık olduğunu sanıyor ama aslında dokuz krallık var. Karakter olarak biraz sinir bozucu. Egg’le uğraşmak istemezsiniz. Okulda sınıfınızda olsa çok baskıcı olurdu.
At binmeyi, kılıç kullanmayı nasıl öğrendiniz?
At binmeyi daha önce denemiştim ama çekimlerde her şey hızlandı. Bir haftada tırısa geçtim; şimdi dörtnala gidebiliyor, zıplayabiliyorum. Her at farklı; bazıları çok zıplıyor, bazıları çok yumuşak. İkinci sezon için bir katıra bineceğim. Katırlar yokuşlarda çok iyi ve çok daha sakin, zıplamıyorlar. Kılıç çalışmalarıysa dublör koordinatörümüzle temel dövüş teknikleri üzerineydi; arada biraz karate denedik ama ağırlık hep temel savaş eğitimi oldu.
Rolü aldıktan sonra George R. R. Martin’in novellalarını okudunuz mu?
Hazırlık için ilk iki kitabın çizgi roman uyarlamalarına baktım; hikâyeyi anlamama yardımcı oldular. Ama annemin senaryoları bana okumasını ve her şeyi anlatmasını daha çok sevdim. Onu yaptıktan sonra hem repliklerin tonunu hem de hikâyenin tamamını gerçekten anladım. George R. R. Martin’le de sette tanıştım. Halat çekme sahnesini çekiyorduk, sürekli ipten düşüp çamura batıyordum. George settedeydi ve bana “Kitaptan fırlamış gibisin. Sen Egg’sin” dedi. Bunu hikâyeyi yaratan kişiden duymak… Başka bir motivasyona ihtiyacım kalmadı.
Egg neden bir şövalyeye yaverlik yapmak istiyor, siz gerçek hayatta bir şövalyeye ne tavsiye ederdiniz?
Egg ailesinden kaçmak istiyor; sevildiği, ait olduğu bir yer arıyor. Dunk’la yola çıkması da başta büyük bir bağdan değil, bir fırsattan doğuyor ama bu bağ zamanla büyüyor ve kardeşliğe dönüşüyor. Eğer gerçek hayatta bir şövalyeye yaverlik yapsam, ona çok pratik yapmasını söylerdim: atlarla, silahlarla, koşarak. Bir şeyler ters giderse ne yapacağını bilmesi önemli. Ama en önemlisi cesur olmak.
Belfast ve Kuzey İrlanda’da çekim yapmak nasıldı, aklınızda kalan bir an var mı?
Çok ama çok yağmurluydu ve setler inanılmaz çamurluydu. Pelerinim de zaten çok ağırdı; uzun ve çamurlu olduğu için yürürken yere sürtülüyor, çamur topluyordu. Sonlarda kambur bir dede gibi yürümeye başlamıştım, yine de deneyim inanılmazdı. En komik an ise bir çekim günü sonunda yaşandı: Ortalık ölü beden mankenleriyle doluydu, ekip kamyona yükleme yaparken mankenlerden biri bir anda kalkıp “Kendim yürüyebilirim, teşekkürler” dedi. Meğer figüranmış ve kimse ona kalkmasını söylememiş.
BENİM İÇİN MESELE İNSAN HİKAYESİ
OWEN HARRIS (YÖNETMEN, YAPIMCI)
Evreni zaten seviyordum; metni elime aldığımda Westeros’a bu kez gerçekten başka bir yerden bakıldığını hissettim. Hikâye tek bir karakterin gözünden ilerliyordu ve kralların, sarayların yerine daha insani bir dünyaya giriyorduk; ton tuhaftı, mizahı daha görünürdü, bölümler kısa ve anlatı daha küçüktü. Bu da baştan farklı bir yapı kurmayı gerektiriyordu. Önceki işlerim daha karanlık ve yakın gelecek hikâyeleriydi ama benim için mesele tür değil, her zaman insan hikâyesi oldu; burada da Dunk’ın saflığına, dürüstlüğüne ve ayakta kalma çabasına tutundum.
Zaman olarak ‘House of the Dragon’ ile ‘Game of Thrones’un arasında, yaklaşık yüz yıl öncesindeyiz ve hikâyeye soylu bir geçmişi olmayan, kendi yolunu açmaya çalışan bir yaverin bakışından giriyoruz; bu saflık dizinin tonunu belirliyor. Görkemli anlar var ama daha seyrek ve hak edilerek geliyor; şiddet ve dramatik doruklar yavaş yavaş yükseliyor, Dunk’ın farkında olmadan başlattığı olaylar zinciri sezon sonuna doğru sıkışıyor. Gerçek mekânlar ve fiziksel performans benim için çok önemliydi; dövüşlerin ve turnuvaların izleyiciyi içine almasını, acı veren şeylerin gerçekten acı vermesini, güzel olanların da yapay durmamasını istedik.
TV+ VE HBO MAX İŞ BİRLİĞİYLE ÖZEL ÖN GÖSTERİM
TV+, yeni dönem stratejisini paylaştığı basın toplantısı kapsamında, HBO Max iş birliğiyle ‘A Knight of the Seven Kingdoms’ın özel ön gösterimini gerçekleştirdi.
Etkinlikte konuşan Turkcell Genel Müdürü Dr. Ali Taha Koç şunları söyledi: “Teknoloji hızla gelişirken, bizim önceliğimiz her zaman deneyimi sadeleştirmek oldu. TV+ ile izleyicinin farklı platformlar arasında kaybolmadan, aradığı içeriğe tek bir ekrandan ulaşmasını sağlıyoruz. Yatırımlarımızın gerçek karşılığını, kullanıcıya değer katan ve sürdürülebilir bir modele dönüşmesiyle alıyoruz.”
TV+ Genel Müdürü Gülçin Alıcı Gökçe ise “İzleyici bugün sadece ne izlediğini değil, o içeriğe ne kadar kolay ulaştığını da önemsiyor. TV+’ta farklı izleme alışkanlıklarını tek bir deneyimde buluştururken, karmaşayı ortadan kaldıran sade bir yapı kurduk. HBO Max iş birliğiyle, ‘A Knight of the Seven Kingdoms’ gibi merakla beklenen yapımları da bu bütünlüklü deneyimin parçası olarak izleyiciyle aynı anda buluşturuyoruz” dedi.