Aydın Doğan Vakfı tarafından 2009 yılından bu yana geleneksel olarak düzenlenen ‘Başarı Bizi İstanbul’a Götürüyor’ programı, bu yıl da Türkiye’nin farklı illerinden gelen başarılı kız öğrencilere kapılarını açtı. ‘Baba Beni Okula Gönder’ seferberliği kapsamında hayata geçirilen yurtlarda kalan başarılı öğrenciler Türkiye’nin farklı illerinden gelerek İstanbul’un tarihi ve kültürel dokusuyla tanışma imkanı buldu. Genç kızların motivasyonlarını artırmak yanında onlara yeni vizyonlar kazandırmak ve akademik hedeflerini şekillendirmek adına önemli kazanımlar sunan ve bugün itibariyle bu yılki ayağı tamamlanan programın toplumsal dönüşüm ve değişim için nasıl bir rol oynadığını Aydın Doğan Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ’dan dinledik.
‘Başarı Bizi İstanbul’a Götürüyor’ programının çıkış noktasını ve yıllar içinde nasıl evrildiğini sizden dinleyebilir miyiz?
Vakıf olarak temel amacımız, kız çocuklarımızın eğitim yolculuğuna yeni bir vizyon getirmek, sadece maddi değil, manevi bir destek mekanizması da oluşturmaktı. Yıllar içinde bu program, sadece bir gezi olmaktan çıkıp genç kızlarımızın birbirleriyle bağ kurduğu, üniversite hedeflerini netleştirdiği ve farklı disiplinlerdeki kadın liderlerle buluştuğu kapsamlı bir gelişim platformuna dönüştü. Deneyim odaklı öğrenmenin etkisine inanıyoruz. Gençlerin vaka çalışmaları ve gerçek hayat senaryoları üzerinde çalışarak öğrenmeyi tercih ettiğini biliyoruz, bu nedenle programımızı her yıl bu ihtiyaçlara göre güncelliyoruz.
Öğrencilerin, İstanbul’un tarihi ve kültürel mirasıyla buluştuğu bu deneyimin genç kızların hayal dünyası ve hedefleri üzerindeki etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?
İstanbul gibi bir metropolün sunduğu tarihi ve kültürel derinlik, genç bir zihin için hayal dünyasının sınırlarını genişleten eşsiz bir laboratuvar. Başarı hikayeleriyle, sanattan bilime kadar farklı alanlardan kadınlarla tanışmak, ailelerin ve öğrencilerin eğitime olan motivasyonunu doğrudan artırıyor. İstanbul’un bu çok kültürlü yapısı, onlara dünyayla bütünleşmek ve büyük hedefler kurmak için ilham veriyor.
Türkiye’nin farklı coğrafyalarından gelen öğrencilerin aynı programda buluşması sizce nasıl bir sosyal ve kültürel etkileşim yaratıyor? Bu çeşitliliğin programın ruhuna katkısı nedir?
Bu buluşmalar, ön yargıları yıkan ve ortak bir gelecek ideali etrafında birleşmeyi sağlayan çok sesli bir dayanışma ağı oluşturuyor. Yıllardır aynı döngüye şahit oluyoruz. Kız çocuklarının ilk günkü çekingenliği programın son gününde birbirlerinden ayrılmanın hüznüne bırakıyor yerini. Farklı bölgelerden gelseler de hikayelerin benzer oluşları tüm önyargıları kısa sürede aşmalarını sağlıyor, onlara yalnız olmadıklarını hissettiriyor.
Bu noktada ‘Baba Beni Okula Gönder’ seferberliğine değinmek isterim. Bugünden baktığınızda bu projenin yarattığı etkiyi nasıl tanımlarsınız?
‘Baba Beni Okula Gönder’ kampanyasını 2005 yılında başlattığımızda kız ve erkek çocukların okullaşma oranları arasında derin bir uçurum vardı. Bugün gururla söyleyebilirim ki bu fark büyük ölçüde kapandı ve toplumsal bir bilinç dönüşümü sağlandı. Bu proje, eğitimde fırsat eşitliğinin sadece devletin değil, sivil toplum ve özel sektörün de ortak sorumluluğu olduğunu kanıtlayan en güçlü örneklerden biri oldu. Ancak son 20 yılda kat edilen mesafe çok kıymetli olsa da hâlâ bölgesel ve sosyo-ekonomik eşitsizliklerin devam ettiğini görüyoruz.

Daha fazla çalışmamız gerek
Küresel ölçekte de, kız çocuklarının eğitime erişimi ciddi bir sorun. Sizce Türkiye bu resmin neresinde duruyor?
Türkiye, okullaşma oranlarında önemli bir başarı hikayesi yazdı ancak henüz yolun sonunda değiliz. Halen 1 milyonun üzerinde gencimizin açık öğretimde olması, eğitimin niteliği ve devamlılığı konusunda daha fazla çalışmamız gerektiğini gösteriyor. En kritik ihtiyaç, kırsal kesimdeki ailelerin maddi yetersizliklerini aşmak ve toplumsal cinsiyet kalıplarını kırmak. Araştırmalarımıza göre genç kadınların liderlik yolundaki en büyük engeli %91,4 ile ekonomik koşullar ve %76,7 ile toplumsal normlar oluşturuyor. Bu eşikleri aşmak için sanatta, sporda ve bilimde başarılı kadın rol modellerini daha görünür kılmalıyız.
Peki, sizce kız çocuklarının eğitimi, Türkiye’nin geleceği açısından nasıl bir kaldıraç etkisi yaratır?
Kız çocuklarının eğitimi, bir toplumun topyekûn kalkınması için en stratejik kaldıraç. Eğitimli bir kadın hem ailesinin hem de çevresinin dönüşümüne öncülük eder. Dünya genelinde yapılan araştırmalar, kadınların ekonomiye katılımının yarattığı devasa etkiyi kanıtlıyor. Örneğin, McKinsey Global Institute’un ‘Women Matter’ araştırmasına göre, Türkiye’de kadınların işgücüne katılım oranının artırılması, Gayri Safi Yurt İçi Hasılamızın (GSYİH) 200-250 milyar dolar daha fazla büyümesini sağlayabilir. Oysa TÜİK verilerine göre ülkemizde kadınların işgücüne katılım oranı henüz %36,8 seviyelerinde.
Bu tabloyu değiştirecek olan, genç kadınların sergilediği azim ve başarıdır. Bu, Türkiye’nin küresel rekabet gücünü artıracak olan temel bir unsur.
‘Başarı Bizi İstanbul’a Götürüyor’ programına dönersek… Öğrencilere yeni vizyonlar kazandırmak hedefleniyor. Sizce “vizyon kazanmak” bu yaş grubundaki bir genç için ne anlama geliyor?
Vizyon kazanmak, bir gencin sınırlarının sadece yaşadığı coğrafya ile kısıtlı olmadığını fark etmesidir. Kendi potansiyeline inanması ve “cam tavanları” aşabileceği bir dünyanın mümkün olduğunu görmesidir. Bu yaş grubundaki gençler için vizyon, merak etmek, soru sormak, farklı disiplinleri birleştirmek ve küresel sorunlara çözüm üretme cesareti göstermek demek. Biz onlara sadece bilgi değil, bu özgüveni ve liderlik yetkinliğini aşılamaya çalışıyoruz.
23 Nisan haftasında gerçekleşen programın sembolik anlamını nasıl yorumluyorsunuz peki? Türkiye’den dünyaya, kız çocuklarının eğitimi konusunda verilmesi gereken en güçlü mesaj sizce ne olmalı?
23 Nisan, Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk tarafından egemenliğin kayıtsız şartsız millete devredildiği ve geleceği inşa edecek olan çocuklara bayram olarak sunulan çok özel bir gün. Programımızın bu haftada gerçekleşmesi, kız çocuklarımıza verdiğimiz “geleceğin sahibi sizsiniz” mesajını pekiştiriyor. Onların eğitimi ve güçlenmesi, Cumhuriyetimizin teminatıdır.
En güçlü mesajımız, eğitimde fırsat eşitliğinin bir lütuf değil, temel bir insan hakkı olduğudur. Bir kız çocuğunun hayallerinin hiçbir şekilde sınırlandırılmadığı, cinsiyetinden dolayı engelle karşılaşmadığı bir dünya, hepimizin ortak sorumluluğu. Türkiye olarak bu yolda attığımız adımlarla tüm dünyaya ilham vermeye devam etmeliyiz.
Bu programa katılan genç kızların yalnızca bireysel başarı hikâyeleri yazmalarının ötesinde, nasıl bir toplumsal dönüşümün parçası olmalarını hayal ediyorsunuz?
Hayalim, bu programdan mezun olan her genç kızın birer “farkındalık elçisi” olması. Sadece kendi kariyerlerini inşa etmekle kalmayıp, kendilerinden sonra gelen nesillere el uzatan, toplumsal cinsiyet eşitliğini savunan ve adaletli bir toplumun inşasında görev alan liderler olmalarını diliyorum. Onların her bir başarısı, binlerce başka kız çocuğunun hayaline ilham verecektir.
Kararlılık en büyük rehberimdi
Küresel dünyada liderlik, artık daha kapsayıcı ve çok sesli bir anlayışı gerektiriyor. Sizce bugün yetişen kız çocuklarının geleceğin liderleri olarak fark yaratabilecekleri alanlar nereler?
Geleceğin liderliği teknik bilginin ötesinde; empati, etkili iletişim ve kapsayıcılık üzerine inşa ediliyor. Kız çocuklarımız özellikle teknoloji, çevre bilimleri, yapay zeka etiği ve sosyal girişimcilik gibi alanlarda büyük fark yaratabilirler. Bu genç nesil, çok sesli bir anlayışla dijitalleşen dünyanın etik ve insani sınırlarını çizecek olan liderler olacaktır.
Önümüzdeki döneme baktığınızda, kız çocuklarının eğitimi konusunda en çok hangi küresel riskleri ve fırsatları görüyorsunuz?
En büyük küresel risk, çatışmaların, ekonomik belirsizliklerin ve iklim krizi gibi afetlerin eğitim altyapısına verdiği zarardır. Ancak dijitalleşme ve küresel iş birliği ağları da büyük bir fırsat sunuyor.
Son olarak, sizin kişisel yolculuğunuzda rol modellerin nasıl bir etkisi oldu diye sormak isterim? Bugün genç kızlara kendi deneyiminizden yola çıkarak ne söylemek istersiniz?
Benim hayatımda da kararlılık ve pes etmemek en büyük rehberlerim oldu. Genç kızlarımıza mesajım şudur: “Kendine inan, hayallerinden asla vazgeçme ve seni sınırlayan hiçbir engelin seni durdurmasına izin verme.” Hayatta zorluklarla karşılaşacaksınız ama yalnız olmadığınızı bilin. Destek istemekten ve dayanışma ağlarından faydalanmaktan çekinmeyin. Cesur olun, çünkü sizin sesiniz ve gücünüz yarının dünyasını değiştirecek.