Müjde Unustası direktörlüğündeki Arkas Sanat’ın sıklıkla düzenlediği sergiler ve etkinlikler nedeniyle yılda birkaç kez yolumun İzmir’e düşmesi benim için daima mutluluk vesilesi.
İzmir’e son ziyaretimde Arkas Sanat’ın iki önemli girişiminin aynı güne denk getirilmesi, kendi adıma ‘çifte bayram’ gibi oldu desem yalan değil. Şehrin çağdaş sanat yaşamına kazandırılan Lucien Arkas Sanat Merkezi’nin açılışı ve yenileme çalışmaları için kapılarını 2030’a kadar kapatan Fransa’nın Louvre Müzesi’nden sonra en büyük sanat kurumu Pompidou Merkezi’nin Arkas Sanat ile iş birliğinin ilk sergisi.
Pompidou Merkezi kapandıktan sonra dünyada çeşitli sanat kurumlarıyla yürüttüğü ‘Takım Yıldızları’ (Constellation) programını sıkı takipteydim. Nitekim Arkas Sanat’ın 15 yılda İzmir’deki yedinci durağı olan, Bayraklı’daki Mistral gökdelenindeki Lucien Arkas Sanat Merkezi’ndeki açılışında mini söyleşi imkânı bulduğum, Pompidou Merkezi’nin başarılı, becerikli ve acayip eğlenceli başkanı Laurent Le Bon ile söz konusu programı, İzmir bağlantısını konuştuk.
Le Bon’a ‘becerikli’ dememin nedeni şu: Pompidou’nun 2025 yılında başlayan 5 yıllık yenileme sürecinin maliyeti 262 milyon euro. Fransız hükümetinin sağladığı destek olan 55 milyon euro yalnızca teknik altyapıyı karşılıyor. Dolayısıyla Le Bon, geriye kalan 207 milyon euroyu çeşitli iş birlikleriyle sponsorlardan bulmak zorunda ve görünen o ki bunu iyi başarıyor.
Gelelim şimdi Le Bon ile mini söyleşimize:
Mösyö Le Bon, Pompidou Sanat Merkezi kapandıktan sonra başlattığınız ‘Takım Yıldızları’ programını sizden duymak isterim…
Pompidou biraz yaşlandı. 50. yılımızı kutladık ve merkezin yeni bir serüvene ihtiyacı vardı. Yenilemeden ziyade ‘metamorfoz’ sözcüğünde ısrarcıyım. Zira sanat merkezimiz bir değişimden geçiyor ve 2030 yılında kapılarını tekrar açacak. Bu dönemde daha önce başlattığımız ama pek dikkat çekmeyen önemli girişimlere hız vereceğiz. Aslında kurumun dışarıda sürdürdüğü girişimler içeridekilerden daha önemli.
Eserlerini diğer kurumlara ödünç verme konusunda dünyada birinciyiz. Geçen yıl ödünç verdiğimiz eserlerin sayısı 8 bin. Metropolitan, Louvre, MoMA gibi kurumlarda bu sayı 1.000 ile 2.000 arasında değişir. Öte yandan Fransa ve Fransa dışında en çok operasyonu olan müzeyiz. ‘Takım Yıldızları’ programı burada devreye giriyor. Fransa dışında 6-7 sanat kurumu Pompidou’nun adını taşıyor.
Bir nevi franchising diyebilir miyiz?
Hayır, değil. Guggenheim’dan farklı olarak bizim özelliğimiz, kurumlarla iş birliklerimizin modelinin değişik olabilmesi. Bu esneklik, ‘Takım Yıldızları’ programının temelinde yer alıyor ve zengin koleksiyonumuzun daha iyi değerlendirilmesini, kurum değerlerinin evrensel boyutta yayılmasını sağlıyor.
‘Takım Yıldızları’ programını kaç ülkeye yaymayı planlıyorsunuz?
Yıldan yıla değişecek. Örneğin bu yıl yüz civarında girişimimiz olacak.
İzmir bunlara dahil mi?
İzmir, ‘Takım Yıldızları’nın en güzel yıldızlarından biri diyebilirim. İzmir ile iş birliği modelimizde dostum Lucien Arkas, Pompidou adını almak istemedi. İş birliğimiz daha çok sergileri kapsıyor. Unutmayın, Lucien Arkas’ın İzmir’de kendi ‘Takım Yıldızları’ var.
Peki herkesin merak ettiği soru şu: Pompidou Merkezi neden İstanbul’dan önce İzmir’e geldi?
Çünkü yıllara dayanan bir dostluğumuz olan Lucien Arkas bu şehirde. Pompidou’dan önce Paris’teki Picasso Müzesi’nin başındaydım. İzmir’de 15 yıl önce düzenlenen ve 170 bin izleyiciye ulaşan son derece başarılı Picasso sergisi nedeniyle Lucien Arkas ile tanıştık ve arkadaş olduk. Dolayısıyla Pompidou’ya atandığım zaman Lucien Bey ziyaretime geldi ve birlikte neler yapabileceğimizi sordu. Arkadaşlarla daima iş yapılır. İzmir’de Mistral binasında 2.500 metrekarelik yeni bir sanat merkezi yapılabileceğini söyleyince yılda 2 sergi düzenlemek için beş yıllık bir iş birliğine imza attık. İzmir’i çok seviyorum. Lucien Arkas’ın diğer sanat kurumlarında bolca vakit geçiriyorum. Halı Müzesi’ni, Denizcilik Müzesi’ni ezbere biliyorum. Arkas Sanat Merkezi ile sürekli diyalog hâlindeyiz. Birbirimizden öğreniyoruz.
Pompidou Sanat Merkezi’nin İstanbul’a gelmek gibi bir niyeti var mı?
Sıklıkla İstanbul’a geliyorum. İstanbul Modern Müzesi’nin Uluslararası Danışma Kurulu’ndayım. Ömer Koç ile sanat anlamında yaptıklarını çok beğeniyorum. ‘Folia’ sergisinin açılış etkinliğindeydim örneğin.
Pompidou Sanat Merkezi kapandığına göre Paris’te hâlen ne tür faaliyetleriniz devam ediyor?
Paris’te fiziki şantiyenin yanı sıra kültürel bir şantiyemiz de var; yani dinamik bir şekilde eylemlerimiz sürüyor. Heykeltıraş Brancusi’nin atölyesinde Pompidou Evi’ni açtık. Müzik ve sinema etkinliklerimiz devam ediyor. Grand Palais ile büyük bir iş birliğine girdik ve kısa süre önce büyük bir Matisse sergisi açtık. Görmenizi dilerim. Önümüzdeki eylül ayında Massy’de açılacak yeni Pompidou Francilien Merkezi, 140 bin eserin bulunduğu koleksiyonumuzu barındıracak. Ama bir depo olarak düşünmeyin; koruma, araştırma, teknik ve bilimsel uzmanlık alanlarında çalışmalar yapılacak. Halka açık programlarda sanat eserlerinin nasıl ‘yaşadığına’ dair hikâyeler anlatılacak.

Hoş sohbet ve şakacı Le Bon ile söyleşimiz böyle.
Cumhurbaşkanı Macron ile birlikte Pompidou Sanat Merkezi’ni açtığı Seul’den ayağının tozuyla gelen Laurent Le Bon’un Pompidou’daki 5 yıllık görevi 3 ay sonra sona eriyor.
Ancak görev süresinin uzatılması ihtimali oldukça yüksek.
Lucien Arkas ile sohbetimizde “Lucien Arkas Sanat Merkezi’nin binasını bir sanat merkezine dönüştürmek için değerli bir sergi bekliyorduk. Fransa’nın en önemli müzelerinden Pompidou Sanat Merkezi beklediğimiz o değer oldu. İzmir’de uzun süredir bir çağdaş sanat merkezi açıp açmayacağımız merak ediliyordu. Centre Pompidou ile yaptığımız iş birliği sayesinde çağdaş sanatın en önemli ve özel eserleriyle bu merkezi hayata geçirdik” diyor.
Sergilerin yanı sıra konferanslar, öğrenme programları, gösterimler ve kültürel buluşmalar için tasarlanan yeni sanat merkezinin ilk sergisi Sonia & Robert Delaunay’ın ‘Modern Rengin İcadı’. Arkas Sanat Direktörü Müjde Unustası ve Pompidou Merkezi Uluslararası Projeler Küratörü Anna Hiddleston eşliğinde gezme fırsatı bulduk. Renk ve ışık üzerine geliştirdikleri yenilikçi yaklaşımlarla bilinen Delaunay çifti, modern sanat tarihinde dönüştürücü bir etki yaratmış isimler arasında yer alıyor. Ukrayna doğumlu Sonia Delaunay, Orfizm sanat akımının öncülerinden, Louvre Müzesi’nde sergisi yapılan ilk yaşayan kadın sanatçı ve moda ile tekstil tasarımını etkileyen önemli bir isim. Sergide moda dünyasına yaptığı katkıyı gösteren siyah-beyaz fotoğraflar bol miktarda yer alıyor.
Laurent Le Bon’un “bu sadece bir ağız hoşluğu” dediği Delaunay çiftinin sergisinden sonra esas sergi eylül ayında. Müjde Unustası bununla ilgili “Birinci Dünya Savaşı öncesi başlayan, avangart sanatçıları kapsayan, ışık ve renk üzerine bir sergi olacak” diyor.
