“Bir eser yalnızca izlenmek için mi vardır, yoksa insanları aynı masa etrafında buluşturan bir diyalog alanı yaratır mı?” Tansa Mermerci’nin 2011 yılında temellerini attığı ‘SPOT Projects’, geride bıraktığı 15 yılda bu soruların yanıtlarını Türkiye sanat ekosistemini kökten dönüştürerek verdi. Atölye ziyaretlerinden seminerlere, bağımsız üretimi destekleyen fonlardan uluslararası müzelere uzanan bu yolculuk, izleyiciyi çağdaş sanatın aktif birer hamisine dönüştürdü. SPOT’un 15’inci yıl dönümünde Mermerci; sanatla kurduğu ilk kişisel bağı, Spotter felsefesini, bağımsız sanatçıların üretim süreçlerini ve uluslararası başarı hikâyelerini Hafta’ya anlattı. Hızın ve tüketimin öne çıktığı bir dönemde, güvene ve sürekliliğe dayalı bir topluluk inşa etmenin formülü söyleşimizde…
Sanatla ilk temasınızı hatırlıyor musunuz? Sizi dönüştüren bir an ya da bir mekân var mı?
Sanatla ilk bağım çocukluğumda, sanat eserleriyle iç içe büyüdüğüm aile ortamında kuruldu. Bu yüzden sanat benim için her zaman hayatın doğal bir parçasıydı. Asıl kırılma noktası ise 2007’de güncel sanatla tanışmamla oldu. O dönem, sanatın yalnızca estetik bir ifade değil; düşünmeye, sorgulamaya ve farklı bakış açıları geliştirmeye alan açan güçlü bir araç olduğunu fark ettim. Bu keşif zamanla öğrenme isteğine, ardından da bu deneyimi başkalarıyla paylaşma arzusuna dönüştü. ‘SPOT Projects’ de bu yolculuğun doğal bir uzantısı oldu.
SPOT’u kurarken eksikliğini hissettiğiniz şey neydi?
Güncel sanata ilgi duymaya başladıktan sonra bu alanda kendimi geliştirebileceğim bir kurum ya da platform arayışına girdim. Ancak bilgiye ulaşmanın ve doğru isimlerle bir araya gelmenin ne kadar zor olduğunu deneyimledim. Bu alanı daha açık, paylaşımcı ve erişilebilir kılacak bir platform hayal ettim. SPOT da bu ihtiyaçtan doğdu. Amacımız, güncel sanatı daha fazla insan için anlaşılır ve erişilebilir kılacak; öğrenmeyi, paylaşmayı ve diyaloğu teşvik eden bir yapı oluşturmaktı. Aradan geçen 15 yılda bu yaklaşımın karşılık bulduğunu görmek ise en büyük motivasyonumuz oldu.

Zaman merak ve diyalog…
Çağdaş sanat etrafında sürdürülebilir bir öğrenme ve üretme topluluğu yaratmanın en önemli koşulları neler?
Bence bunun en önemli koşulları süreklilik, erişilebilirlik ve paylaşım. Çağdaş sanat, tek bir sergi ya da etkinlikle öğrenilebilecek bir alan değil; zaman içinde gelişen bir merak ve diyalog gerektiriyor. İnsanların soru sorabileceği, farklı bakış açılarıyla karşılaşabileceği, birlikte öğrenebildiği ve üretim süreçlerine dâhil olabileceği ortamlar yaratmak çok kıymetli. Erişilebilirlik de bunun önemli bir parçası. Çağdaş sanatın yalnızca belli bir çevreye hitap eden bir alan değil, merak eden herkesin kendine yer bulabileceği bir paylaşım zemini olması gerektiğine inanıyorum. Farklı disiplinlerden ve deneyimlerden insanların bir araya gelmesi, hem yeni izleyicilerin sanatla bağ kurmasını sağlıyor hem de sanat ekosistemini farklı bakış açılarıyla zenginleştiriyor. Bence en değerli öğrenme de tam olarak bu karşılaşmalardan doğuyor. Son olarak paylaşım kültürünü çok önemsiyorum. Çağdaş sanatın en değerli taraflarından biri, insanları farklı fikirler etrafında bir araya getirmesi. İnsanların yalnızca izleyici değil, düşüncelerini paylaşan, birbirinden öğrenen ve bu sürece katkı sunan bir topluluğun parçası olması uzun vadeli bir aidiyet duygusu yaratıyor. Bana göre güçlü ve sürdürülebilir topluluklar da tam olarak böyle oluşuyor.
SPOT’un bugün kültür-sanat ekosistemine nasıl bir katkı sunduğunu düşünüyorsunuz?
Bence en önemli katkılarından biri, çağdaş sanat etrafında uzun soluklu ilişkiler kurabilen bir topluluk oluşturabilmiş olması. Bugün üyelerimiz farklı alanlardan gelen deneyimleriyle birbirleriyle güçlü bağlar kuruyor; bu karşılaşmalar da yeni iş birliklerine, destek mekanizmalarına ve ortak üretimlere zemin hazırlıyor. “Her Spotter bir sanat hamisidir” yaklaşımıyla hayata geçirdiğimiz SPOT Destek Fonu da bu yaklaşımın en somut yansımalarından biri. Üyelerimizin katkılarıyla bağımsız sanatçıların üretimlerine, bağımsız sanat oluşumlarına ve bienallere destek verebiliyoruz. Hamiliğin daha katılımcı ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşmasının, kültür-sanat ekosistemi için çok değerli olduğuna inanıyorum. Hızın ve tüketimin öne çıktığı bir dönemde, güvene dayalı ve sürekliliği olan ilişkiler kurabilmek büyük bir değer
Düşünmeyi besleyen bir alan
Seminerler, stüdyo ziyaretleri ve koleksiyon gezileri gibi etkinliklerin katılımcılar üzerindeki etkisini nasıl gözlemliyorsunuz?
Bu etkinliklerin en büyük etkisinin bakış açısını dönüştürmek olduğunu düşünüyorum. Bir sanatçı atölyesini ziyaret etmek, bir koleksiyonerin hikâyesini dinlemek ya da bir sergiyi küratörüyle gezmek çağdaş sanatı çok daha kişisel ve anlaşılır kılıyor. Merak arttıkça insanlar daha çok soru soruyor, araştırıyor ve sanatla daha güçlü bir bağ kuruyor. İlk karşılaşmada bir koleksiyoner ya da sanat destekçisi olunmuyor elbette. Ama zamanla sanatın, yalnızca tüketilecek bir içerik değil; düşünmeyi ve hissetmeyi besleyen bir alan olarak görülmeye başlandığını gözlemliyoruz. Bizim için en değerli geri bildirim de bu dönüşümü görmek.
Spotter üyelik modelinin yarattığı etkiyi açar mısınız?
2016’da üyelik modeline geçerken amacımız, etkinlik odaklı bir yapıdan çok daha kalıcı ilişkiler kurabileceğimiz bir topluluğa dönüşmekti. Zaman içinde SPOT, farklı yaşlardan ve farklı mesleklerden insanların çağdaş sanat etrafında düzenli olarak bir araya geldiği, organik bir şekilde büyüyen bir platform hâline geldi. Bugün geriye baktığımda en büyük etkiyi üyelerimizin yolculuklarında görüyorum. Kimi sanat üretmeye başladı, kimi koleksiyonerliğe yöneldi, kimi sanatçılarla ve kurumlarla yeni projeler geliştirdi. Bu dönüşümlere yakından tanıklık etmek bizim için çok değerli. Benim için SPOT, çağdaş sanat etrafında insanların birbirini beslediği, sorumluluk aldığı ve birlikte değer ürettiği yaşayan bir topluluk.
Fonun destek verdiği projelerde hangi kriterleri önemsiyorsunuz?
Öncelikle güçlü bir fikri, bağımsız üretimi ve sanat ekosistemine uzun vadede katkı sunma potansiyelini önemsiyoruz. Farklı seslere alan açan, yeni üretimleri mümkün kılan ve iş birliklerini teşvik eden projeler bizim için her zaman öncelikli. Ancak belki de en çok önem verdiğimiz konu, desteklediğimiz sanatçılar ve oluşumlarla uzun soluklu ilişkiler kurabilmek. Destek Fonu’nu tek seferlik bir katkı olarak görmüyoruz; üyelerimizle birlikte üretim süreçlerine eşlik eden, zaman içinde büyüyen bir dayanışma modeli olarak görüyoruz.
SPOT’un üretim desteği verdiği Şafak Şule Kemancı’nın çalışmasının uluslararası bir müze koleksiyonuna girme sürecini değerlendirir misiniz?
18’inci İstanbul Bienali kapsamında üretimine ve Elhamra’da sergilenmesine destek olduğumuz eserin yeniden bizimle olması çok değerli ve anlamlı. Eserin Toledo Museum of Art koleksiyonuna dâhil edilme yolculuğunda SPOT’un yeri ise bir sanatçının kariyerindeki önemli dönüm noktalarına doğru zamanda hem maddi hem de manevi olarak eşlik edebilmekti. Bu süreç, SPOT’un benimsediği hamilik anlayışını çok iyi yansıtıyor.
