Sahne ışıklarının gerisinde, bir şarkının ilk kelimelerinden provasına uzanan o sessiz süreci her şeyden çok önemseyen bir sanatçı duruyor karşımızda. Sanatın iyileştirici gücüne olan inancını konuştuğumuz bu söyleşide, popüler kültürün hızına kapılmadan kendi müzik dilini kurmanın hikâyesine yaklaşıyoruz. Yarım asırlık bu yolculukta otosansürlerini, yarım kalmış şarkılarını ve özgürlüğü ararken düştüğü notaları konuştuğumuz Bülent Ortaçgil, sahnede dinleyicisiyle buluşmaya ve kendi deyimiyle “50 yılın hesabını vermeye” hazırlanıyor.
Hala üretmeye, sahneye çıkıp şarkılarınızı sevenlerinizle hep bir ağızdan söylemeye devam ediyorsunuz. Sahnede olmak size nasıl hissettiriyor?
Doğrusunu isterseniz, sahnede olmak tabii ki çok güzel bir duygu ama bir şarkı yazarı için bu, aslında sürecin son aşaması. Ondan önce şarkı sözleriyle ve müziğiyle uğraşmak, parçanın oluşum sürecine tanıklık etmek, provalarını yapmak… Bunların her biri, sahne kadar kendine özgü ve insana ayrı zevk veren süreçler.
Geriye dönüp baktığınızda, müzikle geçen bu yarım asırda Bülent Ortaçgil’de neler değişti?
İlk şarkılarımı yazdığımda 19-20 yaşlarındaydım, şimdi 70 yaşımı geçtim. Hayat insanı sürekli değiştiriyor; karakterini, müzik anlayışını, yüzünü, hatta bütün hücrelerini değiştiriyor. Zaten her şey bir değişime uğruyor. Zevkleriniz, söylediğiniz sözler, dünyaya bakışınız… Dolayısıyla tüm bu değişimlerin sonucunda ortaya çıkan Ortaçgil, yıllar içinde bir kitap gibi, kendi hikâyesine dönüştü.
Düşünüyor musunuz hiç, müzik yapmasaydım hayatım nasıl olurdu diye?
Müziksiz bir hayatı hiç düşünmedim. Sadece müzikle yaşamaya karar vermiş olmam, neredeyse hayatımın yarısını kapsıyor. Müziksiz bir hayatı düşünemediğim için bu yolda ilerlemeye karar verdim. Daha önce bana öğretilen, olmam gerektiği söylenen şeyleri yapmaya çalıştım, hayatımda farklı yollar denedim. Ama sonunda kendim için doğru olanın sadece müzikle uğraşmak olduğuna karar verdim.
Her tanım biraz eksiktir
O günlerden bugüne müzik endüstrisi, üretim biçimleri ve dinleme alışkanlıkları da büyük ölçüde değişti. Buna rağmen bugün hâlâ müziğinizle aynı duygusal bağı kuran bir dinleyici kitlesi var. Sizce müziğinizin yıllar sonra bile bu karşılığı bulmasının sırrı nedir? Zamansızlık mı?
Sadece pop müzik penceresinden bakanlar için aslında bu durum geçerli. Bir sır yok yani aslında. Pop müzik zamanla pek uğraşmaz; çiklet gibidir, çiğner ve atarsın. İnsanın, zamanla daha az değişen, daha kalıcı özelliklerine dokunan şarkılar ise o an popüler olmasalar bile zaman içinde daha kalıcı ve başarılı olabiliyor.

Şarkılarınızın bu kalıcılığı ve insanın değişmeyen taraflarına dokunması, size yıllardır yakıştırılan ‘kent ozanı’ tanımını açıklıyor sanırım.
Bu tanım bana ait değil tabii. İnsanlar öyle diyorlarsa elbette desinler, sorun yok. Ama unutmamalı ki her tanım biraz eksiktir.
Zannediyorum, müziğinizin Türkiye’deki sektörel dönüşüme de tanıklık etmiş olması bunun sebeplerinden biri. Caz, folk, pop-rock ve bossa nova gibi türleri bir araya getirmeniz, o yıllar için oldukça yenilikçi işlerdi.
Aslında evet, ben kentlerde yaşayıp, kentlerde eğitim alıp dünya müziğini takip edebildiğim için yerel müfitleri daha az kullandım. Tanıdığım, bildiğim şeyleri kullanmak daha içtenlikli geldi doğrusu.
Otosansürümü aşmak artık zor
Son birkaç yıldır toplumdaki genel gerginlik ve müzisyenlerin hissettiği sıkışmışlık duygusu giderek daha görünür hale geldi. Bu atmosfer, üretiminize ve kaleminize nasıl yansıyor?
Sanatla uğraşan insan asla vazgeçmiyor zaten. Siz de çıkıp kısıtlanmış özgürlüklerin şarkısını yazarsınız, örneğin. Ama tabii ki her düşüncenin özgürce yer alabildiği, insanların yalnızca karın doyurmakla değil, hayatın başka güzellikleriyle de ilgilenebildiği bir dünya özlemini hepimiz taşıyoruz. Şarkılar da biraz böyle bir dünyaya ulaşabilmek için varlar.
Peki, yeni şarkılar yazıyor musunuz bu aralar?
Yeni şarkı yazmak ve kendi otosansürümü aşmak gerçekten artık biraz zor.
Merak ediyorum, bugüne kadar hiç yayınlamadığınız, saklı kalan şarkılarınız var mı?
Kullanmadığım, eski haliyle kalmış, sözleri yarım kalmış ya da hiç yazılmamış sözleri olan çalışmalar var. Onlar zaman zaman hatırlanıyor, kim bilir belki günün birinde tekrar canlanırlar, şarkı olurlar…
İstanbul’da sevenlerinizle buluşmaya hazırlanıyorsunuz. Dinleyemeye gelecek olan konuklarınıza buradan neler söylemek istersiniz?
Konserimde yine benim şarkılarım olacak. Yine 50 yılın hesabını vereceğiz…