San Francisco'daki Walt Disney Family Museum’u gezerken aklımdan şu geçmişti: Mickey Mouse nasıl yalnızca bir karakter değil, kuşaklar boyunca yaşayan bir mirasa dönüştüyse, belki bir gün bizim de böyle kahramanlarımız olabilir. Japonya’nın Pikachu’su, Hello Kitty’si varsa neden bizim coğrafyamızdan çıkan karakterler de dünyaya açılmasın? Varol Yaşaroğlu’yla konuşurken bu hayalin artık o kadar da uzak olmadığını gördüm. Belki de asıl mesele bir karakter yaratmak değil; ona onlarca yıl yaşayacak bir dünya kurabilmek.
Grafi2000 bugün 7 bin 446 dakikalık animasyon üretimiyle Türkiye’nin en büyük yerli içerik arşivlerinden birine sahip. Çeyrek asırlık bu birikim, dönüp baktığınızda sizin için asıl ne ifade ediyor?
Bugün ulaştığımız yaklaşık 124 saatlik, yani beş gün dört saatten fazla kesintisiz izlenebilecek bu üretim hacmi benim için sadece bir istatistik değil; beş-altı yaşlarındayken TRT ekranlarında siyah-beyaz Pembe Panter izlerken kendime verdiğim sözün gerçeğe dönüşmüş hâli. Çocukluğumda Türkiye’de ne animasyon yayınlayacak bir mecra ne de bu alanda gerçek anlamda bir sektör vardı. Ama kendi potansiyelimi gerçekleştirme hayalimden hiçbir zaman vazgeçmedim. Bugün geriye baktığımda gördüğüm şey; işini oyuna dönüştürerek hayatını tutkusuyla geçiren mutlu bir insanın hikâyesi. Asıl gurur duyduğum ise çocuklarla kurduğumuz o güçlü bağ.
Bu yolculukta, dışarıdan bakınca çok görünmeyen ama sizin için en kritik dönüm noktası neydi?
Hayatımda iki önemli kırılma noktası var. İlki, İTÜ İnşaat Mühendisliği’ni bitirdikten sonra gazetelerin kapanması nedeniyle İzmir’e dönüp bir şantiyede mühendis olarak çalışmak zorunda kaldığım dönemdi. O kadar mutsuzdum ki boş bulduğum her anda işçilerin karikatürlerini çiziyordum. Tam da o günlerde, Güneş gazetesindeki çizimlerimi gören Plastip Show’un yapımcısı Cihat Hazardağlı beni aradı ve “Benim yerime Ekonomist dergisine geç, hemen İstanbul’a gel” dedi. Hayatımın yönü o telefonla tamamen değişti. İkinci ve belki de asıl dönüm noktası ise ilk bilgisayarım, ilk çizim tabletim ve Flash programıyla tanıştığım geceydi. İnternetin henüz ilk yıllarında, milyon dolarlık Hollywood stüdyolarına ihtiyaç duymadan kendi evimde animasyon üretip bütün Türkiye’ye ulaştırabileceğimi fark ettim. O gece benim için her şey değişti. Animasyon serüvenim de aslında o anda başladı.
Üretimi sürdürülebilir kılmak yalnızca iyi fikir bulmakla olmuyor. İlk günkü merakı korumak, doğru insanları bir araya getirmek ve değişime ayak uydurmak arasında siz nasıl bir ekip ve çalışma kültürü kurdunuz?
İlk günkü heyecanımızı bugün de koruyoruz. Bizim ekibimizde herkes içindeki çocuğu yaşatıyor; merak ediyor, oyun oynuyor, trendleri ve yeni teknolojileri takip ediyor. Çalışma kültürümüzde inisiyatifi her zaman işin uzmanlarına bırakırım. Ortaköy'deki mütevazı ofisimizde yalnızca üretmeye ve akışta kalmaya odaklanıyoruz. Oyun motorlarından yapay zekâya kadar yeni teknolojileri sürekli araştırıyor, üretim süreçlerimize dahil ediyoruz. Sanırım sürdürülebilirliğimizin en önemli sırrı da bu araştırmacı ruh.
Kral Şakir’i izleyen ilk çocukların bir bölümü bugün genç yetişkin. Karakterleriniz bir yandan yeni kuşaklarla tanışırken bir yandan ailelerin ortak hafızasında yaşamayı sürdürüyor. Bir karakterin kuşaklar arası bağ kurduğunu ne zaman hissediyorsunuz?
Bu bağı en güçlü hissettiğim anlar imza günleri oluyor. Bugün 14-15 yaşına gelen gençler, “Eski kitaplarımı verdim ama Kral Şakir serisini atmaya kıyamıyorum. Onlar çocukluğumun en değerli anıları” diyor. Bu sözler benim için çok kıymetli. Bu bağı koruyabilmek için çocukları hiçbir zaman küçümsemiyoruz. Kral Şakir'i Türk ailesinin sıcaklığını ve mahalle kültürünü merkeze alan bir animated sitcom anlayışıyla tasarladık. Çocukların güldüğü sahnelerin içine yetişkinlerin de kendinden bir şeyler bulabileceği küçük ayrıntılar yerleştiriyoruz. Böylece ekran başındaki anne-baba da hikâyenin doğal bir parçası oluyor.
Televizyondan dijital platformlara, kısa videolardan mobil ekranlara kadar izleme alışkanlıkları hızla değişiyor. Bu dönüşüm sizin hikâye anlatma biçiminizi ve yapımların ritmini nasıl etkiledi?
Bugünün çocukları içerikleri çok hızlı tüketiyor. Dikkat süreleri eskisine göre daha kısa ama algıları son derece yüksek. Bu nedenle hikâyelerimizin ritmini de buna göre yeniden kurguluyoruz. Animasyon bize büyük bir özgürlük sağlıyor. Ancak yalnızca yüksek tempolu bir görselliğin yeterli olduğuna inanmıyoruz. Sevgi, dayanışma, aile bağları ve çevre bilinci gibi değerleri güçlü bir senaryoyla desteklemeye çalışıyoruz. Hikâyeyi yalnızca ekranla sınırlamıyor, farklı dijital deneyimlerle Kral Şakir evrenini çocukların hayatının farklı alanlarına taşımayı sürdürüyoruz.

Bunca yıllık üretimin içinde sizi bugün hâlâ en çok duygulandıran, “İyi ki bu işi yapmışım” dedirten an hangisi? Bir de dönüp baktığınızda, “Bunu bugün yapsam farklı ele alırdım” dediğiniz bir proje var mı?
Beni en çok duygulandıran olaylardan biri İzmir depreminden sonra yaşandı. Bir anne bana ulaştı ve çocuğunun deprem sırasında paniğe kapılmadan güvenli bir alana geçtiğini anlattı. Bunu da Kral Şakir’in Afetten Korkma kitabından öğrendiğini söyledi. Böyle bir geri dönüş almak tarif edilemez bir mutluluk. Bir başka unutamadığım an ise tuvalet eğitimi konusunda büyük zorluk yaşayan bir çocukla ilgiliydi. Levent Ünsal’ın Fil Necati karakteriyle hazırladığı özel ses kaydını dinledikten sonra korkusunu yenmişti. Böyle hikâyeler duyduğumda, “İyi ki hayatımı bu işe adamışım” diyorum. Bugün farklı ele alırdım dediğim proje ise Fırıldak Ailesi. Türkiye'nin yetişkinlere yönelik ilk yerli çizgi dizisiydi. Ancak televizyonun sert reyting sistemi nedeniyle yalnızca 13 bölüm yayınlanabildi. Daha sonra internet üzerinden devam etmek zorunda kaldık. Bugün aynı projeyi hayata geçirsem televizyon için değil, doğrudan dijital platformlar için tasarlardım. Şimdilerde ise Fırıldak Ailesi'ne gösterilen yoğun ilgi nedeniyle projeyi sinema filmi olarak yeniden izleyiciyle buluşturmaya hazırlanıyoruz.
Kral Şakir’i ekrandan çıkarıp kitaplara, sinemaya, oyunlara, sahneye, lisanslı ürünlere ve tema parkına uzanan büyük bir dünyaya dönüştürdünüz. Bu kadar farklı alana yayılırken markanın özünü nasıl koruyorsunuz? Bir yandan da bu yapıyı yeni projeleri besleyen sürdürülebilir bir ekonomik modele nasıl dönüştürüyorsunuz?
Markanın özünü koruyabilmek için dünya standartlarında hazırladığımız tasarım rehberleri kullanıyoruz ve tüm iş ortaklarımızın bu standartlara uymasını sağlıyoruz. Ancak markayı asıl koruyan şey teknik kurallar değil; bakış açımız. Kral Şakir'in mizahı, aile yapısı ve karakter ilişkileri değişmiyor. Bugün yalnızca sinema ya da televizyon gelirleriyle güçlü bir animasyon markasını sürdürmek mümkün değil. Bu yüzden elliden fazla lisans kategorisinde büyük bir ekosistem oluşturduk. Bu yapı sayesinde hem yeni projeler üretebiliyor hem de yapay zekâ ve oyun motorları gibi teknolojilere yatırım yapabiliyoruz. Ocak ayında vizyona girecek ‘Kral Şakir: Binbir Gece’ filmi de bu uzun soluklu üretim anlayışının en yeni örneklerinden biri olacak.
Türk dizileri dünyada büyük bir pazar yarattı; çünkü drama, farklı kültürlerde komediye göre daha kolay karşılık bulabiliyor. Oysa mizah ve animasyon daha yerel kodlarla çalışıyor. Sizce Türkiye’den çıkan bir animasyon markasının dünyada büyümesi için bu kültürel eşiği nasıl aşması gerekiyor?
Bir hikâyenin yerel olması, evrenselleşmesine engel değildir. Hatta tam tersine, samimi hikâyeler sınırları çok daha kolay aşar. Biz Kral Şakir evrenini oluştururken Adana dürüm tutkunu Fil Necati gibi tamamen bize ait kültürel kodlardan, Türk ailesinin sıcaklığından ve mahalle yaşamından beslendik. Buna rağmen Kral Şakir, Cartoon Network aracılığıyla MENA bölgesindeki 23 ülkede yayımlandığında çok güçlü bir karşılık buldu. Karakterler Arapçanın sekiz farklı lehçesine uyarlandı. Kral Şakir, "Laith The King", Fil Necati ise kültüre uygun şekilde "Falafeelo" adıyla izleyiciyle buluştu ve büyük ilgi gördü. Bence önemli olan, hikâyenin merkezine dostluk, aile, dayanışma ve çevre bilinci gibi evrensel değerleri yerleştirebilmek. Bunu güçlü bir görsel kaliteyle desteklediğinizde hikâyenin hangi ülkeden çıktığı ikinci planda kalıyor.
Yapay zekâ artık yalnızca geleceğe dair bir başlık değil; doğrudan üretimin içinde. Önümüzdeki yıllarda animatörün, çizerin ve yönetmenin işini sizce nasıl değiştirecek?
Yapay zekâyı hiçbir zaman işimizi elimizden alacak bir tehdit olarak görmedim. Benim için o, yaratıcılığı daha özgür hâle getiren güçlü bir yardımcı. Önümüzdeki yıllarda teknik üretimin önemli bir bölümü yapay zekâ tarafından desteklenecek. Bu dönüşüme ayak uyduramayan profesyonellerin sektörün gerisinde kalacağını düşünüyorum. Ama insanın elinden alınamayacak bir alan var. Bir karakterin ruhunu oluşturmak, hikâyeyi kurmak, mizahı üretmek, seyirciyle duygusal bağ kurmak ve yönetmenin yaratıcı vizyonunu ortaya koymak hâlâ insana ait olacak. Yapay zekâ üretimi hızlandırabilir ama hayal gücünün yerini alamaz.
Önümüzdeki on yıl için Grafi2000 adına nasıl bir gelecek hayal ediyorsunuz?
En büyük hayalim, yarattığımız karakterlerin Mickey Mouse gibi onlarca yıl yaşayacak, kuşaktan kuşağa aktarılacak kalıcı dünya markalarına dönüşmesi. MENA bölgesi ve Rusya'da yakaladığımız başarının ardından önümüzdeki on yılda hedefimiz, birlikte çalıştığımız uluslararası dağıtım şirketiyle Kral Şakir'i ve Süper 1 Takım'ı Avrupa ve Amerika pazarlarında çok daha güçlü biçimde konumlandırmak. Bu süreçte İngilizce ve İspanyolca YouTube kanallarımızı büyütmeye, dijital platformlardaki varlığımızı artırmaya ve farklı ülkelerde yeni iş birlikleri geliştirmeye odaklanıyoruz. Bir başka hayalim ise yıllardır üzerinde çalıştığımız büyük bir ‘Kral Şakir Festivali’ni hayata geçirmek. Ayrıca PK XD ve Canva gibi teknoloji odaklı iş birliklerini büyütmeye devam ediyoruz. Hologram konserlerinden oyun içi deneyimlere kadar uzanan, izleyicinin yalnızca seyretmediği, doğrudan içinde yer aldığı etkileşimli bir Grafi2000 Evreni oluşturmayı hedefliyoruz.