Biraz başa sarıp geçmişe döndüğünüzde, Özgün’ün müzikal dünyasında nelerin değiştiğini gözlemliyorsunuz?
Sanırım en çok kendimi tanımayı öğrendim. İlk başladığınızda herkese, her şeye yetişmek istiyorsunuz. Kendinizi kanıtlama telaşınız var; her şarkı çok önemli, her sonuç çok önemli… Yıllar geçtikçe neyi iyi yaptığınızı, neyin size ait olduğunu ve belki daha önemlisi neyin size ait olmadığını öğreniyorsunuz. Ama değişmeyen bir şey var: Güzel bir şarkıyla karşılaştığımda hâlâ ilk günkü gibi heyecanlanıyorum. Stüdyoda, bir şarkının ilk kez gerçekten olduğunu hissettiğim an ya da sahnede binlerce insanın sizinle aynı anda aynı cümleyi söylemesi… Bunlara alışılmıyor. İyi ki de alışılmıyor bence. O heyecan biterse bu işi yapmanın anlamının önemli bir kısmı da kaybolur.
Pop müziğin ve dinleyici alışkanlıklarının çok hızlı değiştiği bir dönemde güncel kalmayı nasıl başarıyorsunuz?
Hiçbir zaman “Şu anda ne moda, ben de onu yapayım” diye düşünmedim. Tabii ki dünyada ve Türkiye’de ne yapıldığını takip ediyorum. Bunlara kulağınızı kapatırsanız olduğunuz yerde kalırsınız. Ama trendleri takip etmekle trendlerin peşinden koşmak arasında fark var. Ben yenilikleri kendi müzik dünyamın içine ne kadar alabiliyorum, ona bakıyorum. Çünkü günün sonunda şarkıyı söylediğimde insanların “Bu Özgün” diyebilmesi benim için çok kıymetli.
Yeni çalışmanız ‘Ben Daha Ölmedim’ içinde öyle düşünüyor olmalısınız…
Evet, öyle düşünüyorum! Hatta bazı şarkılar vardır, siz yazmamış olsanız bile yıllardır sizi tanıyormuş gibi gelir. ‘Ben Daha Ölmedim’ bende biraz öyle bir his yarattı. Benim şarkılarımda kırılganlık hep vardır ama tamamen teslimiyet pek yoktur. Bir yerden sonra mutlaka ayağa kalkarız. Bu şarkıda da o var. Hem duygusal hem güçlü, biraz yaralı ama hâlâ gülümseyebiliyor. Dolayısıyla benim müzikal dünyama çok doğal oturdu.
Parça size ilk geldiğinde neler hissettiniz?
Önce adı vurdu beni. ‘Ben Daha Ölmedim’ çok güçlü bir cümle. Biraz meydan okuyor, biraz gülümsüyor, biraz da “Dur bakalım, daha söyleyeceklerim var” diyor. Şarkıyı dinlediğimde de sadece isminin güçlü olmadığını gördüm.
Benim çok sevdiğim o duygu vardı içinde; canı yanmış ama hâlâ hayata tutunan bir adam. Acısını dramatize edip kendini yere atmıyor. Tam tersine, yaşadıklarının içinden ayağa kalkarak çıkıyor. O tarafı bana çok yakın geldi. İlk dinlediğim andan itibaren kendimi şarkının içinde çok rahat gördüm.

Bir hikâyesi var mı?
Şarkının sözü ve bestesi genç ve çok yetenekli müzisyen kardeşim Yusuf Aslan’a ait. Aslında bu şarkının benimle hikâyesi yeni değil. Oğlum Ediz o zamanlar daha anaokuluna gidiyordu. İlk dinlediğim anda da şarkıyı çok sevmiştim. Fakat o dönem birtakım şeyler oldu; belki benim tam karar veremememden, belki aradaki bir iletişim kopukluğundan, proje son anda gerçekleşemedi. Sonraki yıllarda Yusuf tekrar bana ulaşmaya çalışmış ama bu kez de benim devam eden başka projelerim vardı ve yine bir türlü denk getiremedik. Yani şarkıyla yollarımız birkaç kez kesişti ama bir türlü buluşamadık. Derken geçen aylarda, sevgili Melisa Avuncan şarkıyı yeniden karşıma çıkardı. Ben de yıllar sonra tekrar dinledim ve şarkıyı ne kadar özlediğimi fark ettim. “Tamam; demek ki bu şarkının doğru zamanı şimdiymiş” dedim.
Bana yıllar önce gelen demonun düzenlemesini de çok yetenekli müzisyen ve aranjör Çağrı Telkıvıran yapmıştı. Kiminle konuşsam şarkıyı ne kadar sevdiğini söylüyor. Galiba bazı şarkılar da insanlar gibi… Hayatınıza doğru zamanda girmek için biraz bekliyorlar. ‘Ben Daha Ölmedim’ de benim için tam olarak öyle bir şarkı oldu.
Kendi yaşamınızda yakaladığınız bu içsel huzur ve sevgi dili, vokalinizdeki o samimi duyguya sizce nasıl yansıyor?
Nida’yla on dört yıldır süren çok güzel, huzurlu ve mutlu bir evliliğimiz var. Oğlum Ediz de artık on bir yaşına geldi. Bu on dört yıl içerisinde hem evliliğimin hem Ediz’in hayatımıza girmesinin, Nida’nın bana ve müziğime olan desteğinin üzerimde çok büyük ve hep olumlu etkileri oldu. Ben evinde, ailesiyle vakit geçirmeyi çok seven biriyim. Hatta şöyle söyleyeyim; sahnede değilsem çok büyük ihtimalle evdeyimdir. Tabii insan kendisini huzurlu ve mutlu hissetmediği bir yerde bu kadar vakit geçirmek istemez. Dolayısıyla evde olmayı bu kadar sevmemin en büyük sebebi de ailemle birlikte kurduğumuz o huzurlu dünya.
Çalışma süreciniz nasıl geçiyor peki?
Ben biraz detaycıyım. Bir şarkıyı dinlerken sadece melodiye ya da söze takılmıyorum; küçücük bir enstrüman, vokalde bir nefes, bir kelimenin nasıl söylendiği bile kafama takılabiliyor. Bazen kimsenin fark etmeyeceği bir şey için uzun uzun uğraşabiliyorum. Bir de stüdyo benim için zamanın biraz durduğu yer. Günlük hayatın gürültüsü dışarıda kalıyor.
Eski pop müziğine neden bu kadar büyük bir özlem var sizce?
Bence insanlar sadece eski şarkıları değil, o şarkılarla birlikte kendi hayatlarının bir dönemini özlüyorlar. Bir şarkıyı duyuyorsunuz ve bir anda 20 yıl önce nerede olduğunuzu, kimi sevdiğinizi, hangi arkadaşlarınızla olduğunuzu hatırlıyorsunuz. Müziğin böyle inanılmaz bir hafızası var. Ama bir taraftan da eski pop şarkılarında melodinin ve sözün çok merkezde olduğunu düşünüyorum. Çok güçlü besteler, çok karakterli yorumcular vardı.
Bugün de çok iyi işler yapılıyor tabii ama tüketim inanılmaz hızlandı. Eskiden bir albüm aylarca, hatta yıllarca hayatımızda kalabiliyordu. Şimdi bazen çok güzel bir şarkı bile birkaç hafta içinde başka bir içeriğin altında kaybolabiliyor. Belki özlediğimiz şey biraz da şarkılara zaman tanıdığımız dönemdir.
Son dönemde çıkan işleri, sanatçıları, grupları takip ediyor musunuz?
Ediyorum tabii. Zaten müzik yapan birinin yeni müziğe tamamen kapalı kalabileceğini düşünmüyorum. Özellikle genç müzisyenlerin çok cesur olduklarını düşünüyorum. Türler arasındaki sınırlar eskisi kadar keskin değil; pop, rap, elektronik, alternatif müzik birbirinin içine çok daha rahat giriyor. Bu da zaman zaman çok yaratıcı işler çıkarıyor. Ben dinlerken “Ben bunu yapar mıyım?” diye değil, “Burada beni heyecanlandıran ne var?” diye bakıyorum. Bazen bir sound, bazen bir vokal tavrı, bazen küçücük bir prodüksiyon fikri insanın kulağını açabiliyor. Ama kendi müziğimi yaparken yine dönüp kendi hikâyeme bakıyorum.
Önümüzdeki günler için heyecanlandığınız yeni projeleriniz var mı?
Var, hem de birkaç tane. Ama artık projeleri çok erken anlatmamayı öğrendim. Çünkü müzikte siz plan yapıyorsunuz, sonra bir şarkı geliyor ve bütün planı değiştiriyor. Yeni şarkılar elbette gelecek. Üretmeye devam ediyorum. Hâlâ yeni bir şarkı bulduğumda heyecanlanıyorsam, stüdyoya girmek için sabırsızlanıyorsam ve sahneye çıktığımda o ilk birkaç saniyede kalbim biraz daha hızlı atıyorsa devam etmek için yeterince sebebim var demektir.
Zaten şarkının da dediği gibi: Ben daha ölmedim.