Müzisyen ve prodüktör Timbaland’ın, Stage Zero girişimiyle yarattığı yapay zeka projesi TaTa Taktumi şimdiden “yıldız” muamelesi görüyor. Tartışma da buradan çıkıyor. Çünkü TaTa, sadece yapay zekayla yapılmış bir şarkılık proje değil, görünümü, hikayesi, lansmanı ve sahne planı olan baştan sona tasarlanmış bir pop karakteri. Yani şarkıdan önce personası kurgulanmış bir yıldız. İlk şarkısı Glitch x Pulse çıkınca birçok kişi “AI şarkı yaptı” dedi geçti. Aslında olan şu: Timbaland, Suno gibi araçları bir enstrüman gibi kullanıyor kendi demo fikirlerini yüklüyor, yön veriyor, modelin getirdiği alternatiflerden seçip yeniden şekillendiriyor. Sonuç, insanın yönettiği ama yapay zekanın hızlandırdığı hibrit bir üretim. TaTa’nın Rack It Up ve albüm duyuruları da bunun tek seferlik bir deneme değil, devamı olan bir proje olduğunu gösteriyor.
Ama TaTa’nın asıl etkisi, müziğe dair yapay zeka tartışmasını yeniden alevlendirmesi. Zaten insan yapımı müzik bile platformlara bir sel gibi akıyor. Luminate’ın 2024 yıl sonu raporunda ortalama günlük yükleme sayısı yaklaşık 99 bini geçiyor. Music Business Worldwide, 2024’te streaming servislerinde toplam parça sayısı 202 milyonken, bunun 93,2 milyonunun yıl boyunca 10 çalmayı bile geçmediği belirtiyor. Yani mesele artık sadece üretmek değil, üretilenin görülmesi, duyulması, bir yer kaplaması. Üzerine bir de herkesin kendi “dijital müzisyenini” çıkarabildiği bir düzen eklenince, görünürlük iyice daralıyor.
Platformların refleksi de bu yüzden sertleşiyor. Deezer 2025’te platforma gelen şarkılardan yaklaşık %28’inin tamamen yapay zekâ üretimi olduğunu söyledi. Spotify ise bir sanatçının sesi taklit ediliyorsa, bunun ancak o sanatçının yetkilendirmesiyle mümkün olabileceğini netleştirdi. Aynı dönemde katalogdan on milyonlarca bu tip parçaların silindiği de konuşuldu. Bu atmosferde soru şuna dönüyor: Müzik üretiminde insanın kapladığı yer aynı kalabilecek mi?

GERÇEKTEN HERKES DİJİTAL MÜZİSYEN YAPABİLİR Mİ?
“Yapay zekayla müzisyen yapılamaz” diyenler oldu. Ben de oturdum denedim; işi resmen dağıtım aşamasına kadar getirdim. Tarifini vereyim. Malzemeler: Kling AI, Suno, Luma Dream Machine, HeyGen, Veo3.
Önce ses doğuyor: Suno gibi bir araçla (ya da benzeri üretken müzik yazılımlarıyla) bir-iki cümlelik yönlendirmeden iskeletler üretiyorsunuz, sonra insan eli devreye giriyor ve söz yazımı, aranje kararları, estetik seçimlerle şarkının kimliğini sabitliyorsunuz. İsteseniz bunu da Chat GPT ve varyasyonlarıyla yapabilirsiniz. Sonra yüz ve hareket geliyor. Kling AI, metinden videoya ve görselden videoya üretim yetenekleriyle klip dünyası için hızlı prototipler üretmeye yarıyor. Karakterin görsel dilini oturtmak, aynı evrende tekrar tekrar içerik çıkarmayı sağlıyor. Siz kıyafetleri ve aksesuar görsellerini verin, anında istediğiniz kıyafet ve pozla karşınızda. Hareket ve sahne akışında ise Luma Dream Machine daha sinema diline yakın sonuçlar verebiliyor. Yani klip, teaser ve Reels formatında kısa planlar üretip bunları kurguyla birleştirebiliyorsunuz. Bu aşamadaki en bariz pürüz, dudakların sözlerle senkronu. Onu da HeyGen ve benzeri araçlar birkaç dakikada çözebiliyor. Veo3 gibi video araçları da bu evreni genişletmek, daha “gerçek dünya referanslı” sahneler üretmek için devreye girebiliyor. Müzisyeniniz hazır…
Bütün bu araçlar birleşince ortaya çıkan şey, müzik endüstrisi açısından üç büyük anlama geliyor. Birincisi: Üretim maliyeti ile pazara giriş bariyeri arasındaki makas daralıyor. İkincisi: Telif ve izin mimarisi daha karmaşık hale geliyor. Çünkü yalnızca müzikte değil, söz yazımında bile araçlar onlarca alternatif üretebiliyor. Üçüncüsü: Dikkat ekonomisi daha da kalabalıklaşıyor. İnsan elinin değdiği üretimleri ayırt etmek, keşfetmek, öne çıkarmak gittikçe zorlaşıyor. Tüm bunlar aslında teknolojinin “ne kadar güçlü” olduğundan çok, zamanın ve emeğin kimin lehine yeniden dağıtılacağını gösteriyor. TaTa Taktumi gibi projeler de tam da bu yeni dağılımın vitrine konmuş hali.