Müziğe ilk ne zaman ve nasıl başladınız? Sizi bu yola yönlendiren ilk etki neydi?
Müziğe dedemin bana aldığı oyuncak orgla reklam müzikleri çıkararak başladım. Daha sonra ailem bu konuda bir yeteneğim olduğunu fark etti ve beni 6 yaşımdayken Ankara Çoksesli Müzik Derneği Korosu’na yazdırdı. Onlarla CSO gibi büyük yerlerde konserler vermeye başladık ve olay buralara kadar geldi.
Rock müzikle bağınız nasıl kuruldu?
2000 yılında 7 yaşındaydım ve Bon Jovi’nin It’s My Life’ı televizyonda dönmeye başlamıştı. Büyüleyici bir andı... O klibi yakalamak için NR1’ı sürekli açık bırakıyordum; sanırım o an...
İlk şarkınızı yazdığınız anı hatırlıyor musunuz? O günden bugüne şarkı yazma biçiminizde neler değişti?
Sanıyorum 2011 yılı, Ankara İletişim Fakültesi Gazetecilik bölümünde öğrenciydim, Siyaset Bilimi dersinde defterime söz karalıyordum. Aklım tamamen müzikteydi, zehirlenmiştim artık. Bir şeyler değişmedi doğrusu; herhangi bir an herhangi bir ilham beni yakalayabilir.
İlhamın azaldığı dönemlerde müzikle ilişkinizi nasıl sürdürüyorsunuz?
Doğrusu ilhamımın azaldığı anlar genelde kendimi depresif, melankolik ya da anksiyeteli hissettiğim anlarda oluyor. Geçen yıl zordu ve bir kısmında minör bir depresyonla da mücadele ettim. Böyle anlarda ne yazık ki çok fazla müzik üretmeyi düşünemiyorum, sadece dinleyebiliyorum. Nadiren böyle dönemlerde yazdığım şarkılar var, bunlardan biri yeni albümümde de yer alacak olan ‘Madem.’
Eski rock referanslarını modern bir yaklaşımla birleştirme tercihiniz bilinçli bir estetik arayış mı?
Evet, açıkçası rock müziğin her dönemini çok seviyorum ve çok büyük bir rock fanıyım. Arkadaşlarım bana ‘ayaklı shazam7 diyor bazen, literatüre olabildiğince hakimim ve hala yeni şeyler duydukça çok heyecanlanıyorum. Kendi müziğimde de belirli bir rock tarzına takılı kalmak istemiyorum.
‘Ankara’nın Sokaklarında’ bu müzik yolculuğunuzun neresinde duruyor? Sizin için özel bir dönemi mi temsil ediyor?
Doğma büyüme Ankaralıyım ve İstanbul’a taşındıktan sonra da Ankara’ya olan sevgim ya da aidiyetim çok değişmedi. Ankara’yı her ziyaret ettiğimde hala hep takıldığım mekanlara, yerlere gidiyorum. Benim için Ankara zamanın durduğu bir şehir.
Bu şehre bir şarkı borçlu olduğumu hissettim ve buradaki yaşanmışlıklarımı toparlayıp bir şarkı yazmak istedim. Şunu biliyorum çünkü, ben çoğu insan için hep Ankaralı Batu’yum ve öyle kalacağım.
Parça ilerledikçe umut kırıntısı taşıyan bir yere evriliyor. Bu dönüşümü müzikle desteklemek için nasıl kararlar aldınız?
Ben, müzikte tansiyon olması gerektiğini düşünüyorum. Çizgisel aranjeleri de severim ama rock gibi tarzlarda her zaman enstrümanların tansiyon yaratması gerektiğine inanırım. Bu şarkı da böyle aslında, şarkının finalinde yeni gitar katmanları ekleniyor, davul biraz daha crash’lerle çalıyor ve gitar soloları hakim oluyor, hepsi bu.
Ankara bu şarkıda sadece bir tema değil, adeta bir atmosfer. Müziği yazarken şehri düşünerek aldığınız spesifik müzikal kararlar oldu mu?
Şarkı özelinde değil ama klibi çekerken Ankara’da vakit geçirdiğim sokakların hepsini ziyaret etmek istedim. Benim için kişisel bir klipti ama ne mutlu ki dinleyicilerim tarafından da çok sevildi ve benimsendi.
Son olarak ilerleyen günler için yeni çalışmalarınız var mı?
Çok yakın zamanda bir süredir yayınladığım şarkılar toplanıp bir albüm haline gelecek, sonrası için de bu yıl hem İngilizce hem Türkçe şarkılar ve beni çok heyecanlandıran projelerim var.