Nemo, Antalya’da güçlü bir marka algısı ve sadık bir müşteri kitlesi oluşturmayı başardı. Ancak İstanbul, gastronomi rekabeti ve deneyim odaklı tüketici beklentileri açısından çok daha farklı dinamiklere sahip. Bu konsepti İstanbul’a taşırken nasıl bir strateji izlediniz?
Her destinasyonun kendine özgü bir ritmi, beklentileri ve gastronomi kültürü vardır. Bu nedenle Antalya'da başarıyla hayata geçirdiğimiz bir konsepti İstanbul’a taşırken hedefimiz hiçbir zaman aynı deneyimi birebir kopyalamak olmadı. Aksine, Nemo’nun özünü korurken onu İstanbul’un dinamiklerine göre yeniden yorumlamayı amaçladık. İstanbul’da önceliğimiz, Antalya’da başarıya ulaşan DNA’yı korurken şehrin enerjisini ve çok katmanlı yapısını deneyime entegre etmek oldu. İstanbul'da misafirler yalnızca iyi bir mutfak değil; restoranın hikayesini, atmosferini ve sunduğu bütünsel deneyimi de önemsiyor. Kısacası, Nemo’nun ruhunu korurken İstanbul’un karakterini de içine alan yeni bir deneyim yarattık.
Dev akvaryum, restoranın en dikkat çekici unsurlarından biri. Bu fikir ilk nasıl ortaya çıktı? Konsepti oluştururken vermek istediğiniz temel duygu neydi?
Marka olarak en başından beri amacımız, insanların yeme, sosyalleşme ve bir araya gelme alışkanlıklarını farklı bir boyuta taşıyan deneyimler yaratmak oldu. Nemo’nun merkezindeki ikonik akvaryum da bu vizyonun en güçlü yansımalarından biri. Misafirlerimizin kapıdan içeri adım attıkları ilk andan itibaren günlük hayatın temposundan uzaklaşmalarını, merak, hayranlık ve keşif duygusunu hissetmelerini istedik.
Sualtı dünyasının dinginliği, derinliği ve gizemi konseptin temelini oluşturdu. Bu nedenle akvaryumu yalnızca etkileyici bir mimari unsur olarak değil, tüm deneyimin kalbi olarak tasarladık. Amacımız, içeri giren herkesin zamanın yavaşladığını hissettiği, tüm duyularına hitap eden ve kısa da olsa dış dünyadan tamamen uzaklaşabildiği bir atmosfer yaratmaktı.

Bugün restoranlar artık yalnızca yemek yenilen mekanlar olmaktan çıktı. Siz Nemo’yu bir restoran değil, başlı başına bir deneyim alanı olarak konumlandırıyorsunuz. Sizce bir gastronomi deneyimini gerçekten unutulmaz kılan unsur nedir?
Artık insanlar sadece iyi yemek aramıyor. Onlara ilham veren, duygusal bir bağ kurabildikleri ve ayrıldıktan sonra bile hafızalarında yer eden deneyimler yaşamak istiyorlar. Gastronominin en büyük dönüşümü de tam olarak burada gerçekleşti. Elbette güçlü bir mutfak her restoranın temelidir ancak günümüzde tek başına yeterli değil. Mimari, ışık, müzik, servis anlayışı ve atmosfer aynı hikayeyi anlatabildiğinde unutulmaz bir gastronomi deneyimi ortaya çıkıyor.
Nemo’nun su altından ilham alan fütüristtik karakteri sizce gastronomi dünyasına nasıl bir yenilik getiriyor? Bu konsepti tasarlarken dünyadaki hangi örneklerden ilham aldınız, yoksa tamamen özgün bir hikâye mi oluşturmak istediniz?
Hiçbir zaman tek tip restoranlar yaratmayı hedeflemedik. Her markamızın kendine ait bir kimliği, hikayesi ve misafirlerinde uyandırmak istediği farklı bir duygu var. Nemo sualtı dünyasının büyüleyici atmosferini gastronomiyle buluştururken; Ava, Latin Amerika’nın enerjisini, MykOrini Ege’nin paylaşım kültürünü, Piazzetta Italiana ise gerçek İtalyan mutfağının ruhunu yansıtıyor. Zasya modern Pan-Asya mutfağına çağdaş bir bakış sunarken, Shawfal ve İskender Döner kendi mutfak miraslarını özgün kimlikleriyle temsil ediyor. Candy Candy ise gastronomiyi eğlenceyle buluşturan tamamen farklı bir yaşam tarzı deneyimi sunuyor. Nemo da bu yaklaşımın en güçlü örneklerinden biri. Mevcut bir konseptten ilham alıp yeniden yorumlamak yerine tamamen özgün bir hikaye oluşturmayı tercih ettik.
Ailenizden gelen köklü mutfak mirası ve yıllara yayılan gastronomi deneyiminiz, Nemo’nun çağdaş mutfak anlayışını oluştururken nasıl bir rol oynadı peki?
Ben mutfağın içinde doğdum diyebilirim. Babam, kardeşim, amcalarım ve kuzenlerim şefti. Çocukluğum mutfakların içinde geçti. Şef olmak yerine misafir deneyimi yaratmaya odaklanmayı seçtim. Bugün Nemo’ya baktığımda ailemden aldığım değerleri hala konseptin her noktasında görüyorum. Kaliteli ürüne duyulan saygı, lezzette denge arayışı ve gerçek misafirperverlik anlayışı yaptığımız her işin merkezinde yer alıyor. Modern gastronomi anlayışımızı da bu değerlerin üzerine inşa ediyoruz. Bence Nemo’nun karakterini oluşturan şey köklerine sadık kalırken sürekli gelişmeye devam edebilmesi.
Menüde Avrasya ve Avrupa mutfağını deniz ürünleriyle buluşturuyorsunuz. İstanbul’un köklü balık restoranı kültürünün yanında Nemo misafirlerine nasıl farklı bir gastronomi deneyimi sunuyor?
İstanbul çok güçlü bir deniz ürünleri kültürüne sahip ve biz bunu büyük bir ilham kaynağı olarak görüyoruz. Amacımız bu gelenekle rekabet etmek değil ona farklı bir bakış açısıyla katkı sunmak. Menümüzü oluştururken Avrupa ve Avrasya mutfağından ilham alan çağdaş bir yaklaşım benimsedik. Deniz ürünlerini yenilikçi pişirme teknikleri, beklenmedik lezzet eşleşmeleri ve rafine sunumlarla yeniden yorumluyoruz. Ancak Nemo’yu farklılaştıran yalnızca tabaklar değil. Tasarımdan servise, müzikten atmosfere kadar her unsur tek bir deneyimin parçası. Misafirlerimizin yalnızca lezzetli bir akşam yemeği değil, uzun süre hafızalarında kalacak bütünsel bir deneyimle ayrılmalarını hedefliyoruz.

İstanbul’daki gastronomi tutkunlarını Nemo menüsünde en çok hangi imza lezzetin şaşırtacağını düşünüyorsunuz? Sizin mutlaka tadılmalı dediğiniz tabak hangisi?
Menümüzün tamamı misafirlerimize keşif duygusu yaşatacak bir gastronomi deneyimi sunma hedefiyle hazırlandı. Ancak tek bir öneride bulunacak olsam, Nikkei Tuna Ceviche ile başlamalarını tavsiye ederim. Japon ve Peru mutfaklarından ilham alan bu tabak, taze, canlı ve dengeli lezzetleriyle Nemo’nun yenilikçi mutfak anlayışını güçlü bir şekilde yansıtıyor. Ana yemekte ise Glazed Short Ribs, uzun pişirme tekniği ve katmanlı lezzet profiliyle öne çıkmasını beklediğimiz imza tabaklardan biri. Bunun yanı sıra Rocky Prawns, Truffle Essence Roll, Gyoza ve Dim Sum da misafirlerimize farklı dokular ve lezzetler sunan, menümüzün öne çıkan seçenekleri arasında yer alıyor.
Aslında bizim için tek bir tabağı öne çıkarmaktan ziyade, misafirlerimizin farklı lezzetleri bir arada deneyimleyerek Nemo’nun hikâyesini ve mutfak anlayışını bütüncül şekilde keşfetmeleri en önemli unsur. Bu deneyimin, restoranın karakterini en iyi şekilde yansıtacağına inanıyoruz.
Sırada neler var?
Bu yıl MykOrini'yi hem Tersane İstanbul'da hem de Dubrovnik'te misafirlerimizle buluşturduk. Candy Candy ise gastronomiyi eğlenceyle bir araya getiren en heyecan verici projelerimizden biri olarak öne çıkıyor. Önümüzdeki dönemde uluslararası büyümemize devam edeceğiz. Rixos Jeddah ve Rixos Dubai Islands projelerinde yeni MykOrini restoranlarımızı hayata geçirirken, Dubai Islands’ta tamamen yeni iki konseptimizi de misafirlerle buluşturmaya hazırlanıyoruz.
Hedefimiz bulunduğu destinasyonun ruhunu yansıtan, güçlü kimliklere sahip ve hem misafirlerine hem de iş ortaklarına uzun vadeli değer yaratan markalar geliştirmeye devam etmek.
