Sohbetimize ‘Haydi kalk!’ ile başlayalım. Şarkının ortaya çıkış hikâyesi nedir? İlk olarak nasıl bir duygu ya da fikirden yola çıktınız?
MURAT BAŞDOĞAN: Gripin’in alışılagelmiş sound’una biraz uzak bir parça aslında. Ama duygusal olarak baktığımızda yine Gripin’e çok yabancı olmayan bir hüzün var içinde. Sadece bu kez o hüznün içinde kalmak yerine ayağa kalkıp dans etmeyi seçiyoruz. Sözlerle müziğin enerjisi arasındaki o kontrast da zaten şarkının sevdiğim taraflarından biri.
İLKER BALİÇ: Şarkının çıkış noktası aslında bir çift değil, birbirini tanımayan iki insan. İkisinin de kendi derdi, kendi yorgunluğu var. Biri diğerinin bakışında tanıdık bir şey görüyor. Sonra kafasında ‘bu gece bunları bir kenara bırakalım, yarın yokmuş gibi dans edelim’ diye bir senaryo kuruyor. Ama bunun gerçekten yaşanıp yaşanmadığını bilmiyoruz. Klipte de olduğu gibi, biraz gerçek ile hayal arasında asılı kalan bir an aslında.
Grup içinde bir şarkının ilk fikrinden son haline gelmesine kadar nasıl bir süreç işliyor?
ARDA İNCEOĞLU: Her şarkıda uyguladığımız standart bir süreç yok ama genellikle önce müzik çıkıyor. Birimiz ortaya bir demo atıyor. Bu, tek bir melodili ‘democuk’ da olabiliyor, daha son haline yakın fikirleri olan bir demo da olabiliyor. Onun durumuna göre süreç şekilleniyor. İlerleyişimiz genelde müzik, düzenleme ve sözler şeklinde oluyor. Ortaya atılan demoyu herkes kendi zevkine, fikrine göre bir yerlere çekiyor ve çoğunluğun beğendiği bir noktada şarkı tamamlanmış oluyor.
Albümden şimdilik dört farklı şarkı dinledik. Bu dört şarkı albümün bütünü hakkında bize nasıl bir ipucu vermeli?
BİROL NAMOĞLU: Birbirlerinden ayrıştıkları yönler mutlaka var. Yakın gelecekte yayınlayacağımız teklilerde de böyle olacaktır. Ancak tüm bunları albümde bir araya getirdiğimizde art arda dinleyenler bu parçaların aslında ne kadar çok ortak özellikleri olduğunu anlayacaktır. Albümü sevmemizin bir sebebi de aslında bu.
Gripin’in yıllar içinde kendine özgü bir müzikal kimliği oluştu. Yeni şarkılar üretirken bu kimliğe sadık kalmakla kendinizi yenilemek arasında nasıl bir denge kuruyorsunuz?
B.N.: Açıkçası içimizden geleni yapıyoruz. Her şey değişiyor, biz de öyle... Bu değişimi Gripin süzgecinden geçiriyoruz, sonuç da dinlediğiniz gibi oluyor.
20 yılı aşkın süredir müzik yapıyorsunuz. Bugünkü Gripin’i grubun ilk yıllarındaki Gripin’den ayıran en büyük değişim sizce nedir?
B.N.: Aslında samimiyetimiz aynı. Ama zaman geçti; tecrübeler, aileler, hayat derken değiştik. Daha olgun muyuz? Belki biraz. Daha sakin miyiz? Evet.
Peki, Gripin’de hiç değişmeyen, “Bu bizim vazgeçilmezimiz” dediğiniz şey nedir?
A.İ.: Samimiyet ve işine saygı.
Son dönemde rock ve pop dünyasında yeni grupların ortaya çıktığını görüyoruz ancak birçoğu kısa süre içinde dağılıyor ya da üretimini durduruyor. Sizce bugün bir grubun yıllarca birlikte üretmeye devam edebilmesi için sadece müzikal uyum yeterli mi?
B.N.: Grup işi kolay bir iş değil. Sadece müzikal uyum yeterli değil. Üyelerin kendi aralarındaki uyumu da bir o kadar önemli. Anlayış, sabır, denge... Müzikal uyum ile birlikte bunlar da bir grubun uzun ömürlü olabilmesi için gerekli.
Yani bir müzik grubunun dağılmadan ayakta kalması daha zor...
B.N.: Ekonomisine bağlı. Müzikten uzun süre para kazanmak giderek zorlaşıyor. Bu da grupların ayakta kalmasını zorlaştırıyor.
Önümüzdeki dönemde çalışmalarınız neler?
B.N.: Önce canlı akustik albümümüz yayınlanacak. Ardından senfoni konserleri başlayacak. Bizim için çok heyecanlı bir dönem.
