AHMET YATĞIN
O, kemanın sınırlarını pop, rock ve klasik müzik arasında yeniden çizen dünyaca ünlü virtüöz David Garrett… 29 Ağustos’ta Stagepass organizasyonuyla Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda İstanbul seyircisiyle buluşacak olan Garrett, otuz yılı aşan kariyeri boyunca klasik müziğin zamansız yapısını popüler müziğin enerjisiyle buluşturdu. Daha önce Guns N’ Roses, Metallica ve Nirvana gibi rock ikonlarının şarkılarını yorumladığı projelerle geniş kitlelere ulaşan sanatçı, bu kez Beyoncé, Rihanna, Taylor Swift, The Weeknd ve Ed Sheeran gibi isimlerin şarkılarını senfonik bir bakışla yeniden yorumluyor.
İstanbul konseri öncesinde David Garrett ile ‘Millennium Symphony’nin çıkış noktası, Harbiye sahnesine dair hatıraları ve fazlası üzerine...
‘Millennium Symphony’, son 25 yılın çok iyi bilinen pop şarkılarını bambaşka bir evrene taşıyor. Bu projeye başlarken sizi en çok heyecanlandıran şey neydi? Şarkıların tanıdıklığı mı, yoksa onları tamamen başka bir duygusal alana çekebilme ihtimali mi?
Beni ilk heyecanlandıran şey daha yeni bir müzik malzemesiyle çalışmaktı. Daha önceki crossover projelerime baktığımda, ister ‘Rock Symphonies’ ister başka işler olsun, hepsi farklı on yıllara yayılan şarkılardan oluşuyordu. 70’lerden, 80’lerden, 90’lardan parçalar vardı.
‘Millennium Symphony’ ise malzeme olarak çok daha güncel. 2000’lerden başlayan ama daha çok 2010’dan bugüne uzanan şarkılardan oluşuyor. Benim için bu yeni şarkılarla çalışmak bir meydan okumaydı. Hem birbirinden farklı hem de çok iyi bilinen 2025 dönemine ait şarkıları seçmek ve onları kemanda etkileyici hale getirmek gerekiyordu.
Zaten çok iyi bilinen ve hafızalara kazınmış şarkıları yeniden yorumlarken sizin için en önemli denge nedir? Orijinale sadık kalmakla ona yepyeni bir kimlik vermek arasında nasıl karar veriyorsunuz?
Çok iyi bilinen bir şarkıyla çalışmak gerçekten zor. Çünkü herkes orijinalini biliyor ve hafızasında çok taze. Bu yüzden bir özgünlük, farklı bir yaklaşım bulmanız gerekiyor.
Genellikle stüdyoya girmeden önce parçanın nasıl duyulması gerektiğine dair kafamda net bir vizyon olur. Onu nereye taşımak istediğimi, hangi yöne götüreceğimi bilmem gerekir.
Mesela ‘Welcome to the Black Parade’ için düşündüğüm şey, parçayı punk rock yönünden çıkarıp daha senfonik, romantik ve klasik bir orkestra atmosferine taşımaktı. Çünkü armonik yapısı Pachelbel’in ‘Canon’undaki çok ünlü klasik akor ilerleyişine dayanıyor. Ed Sheeran’ın ‘Shape of You’ şarkısında ise onun pedal board’larla, loop’larla kurduğu tek kişilik yapıdan ilham aldım. Ben de kemanda perküsyon yaparak, birkaç loop oluşturarak, canlı şekilde kendi altyapımı yaratmak istedim. Sonra melodiyi ve nakaratı bunun üzerine kurdum. Yani bu tür parçalarda güçlü bir vizyonunuz olmalı. Şarkıyı nereye götürmek istediğinizi bilmelisiniz ama elbette özünü kaybetmeden.
‘Millennium Symphony’ ismi çok büyük ve güçlü bir evren çağrıştırıyor. Pop şarkıları sizin yorumunuzda daha sinematik, daha dramatik ve bazen daha yoğun bir duyguya bürünüyor. Sizce keman bir pop şarkısına ne katıyor?
Haklısınız, ben her zaman işleri biraz daha dramatik hale getirmeye çalışıyorum. Orkestra devreye girdiğinde doğal olarak filmografik bir ses ortaya çıkıyor. Güçlü bir orkestra, brass ve woodwind bölümleri işin içine girince müziğe dramatik bir his geliyor. Bu dinleyici için de güzel bir şey. Müzik hâlâ tanıdık geliyor ama aynı zamanda farklı ve yeni duyuluyor. ‘Millennium Symphony’ ismi ise benim için oldukça basitti. Bunun bir konsept albüm olduğunu netleştirmek istedim. ‘Millennium’ 2000’lerden sonraki dönemi işaret ediyor. Bu projede de o dönemin müzik malzemesiyle çalıştım.
Sahnede virtüöziteniz çok görünür ama seyirci çoğu zaman önce enerjiyle ve sahne hikâyesiyle bağ kuruyor. Bugün insanları daha çok teknik mükemmellikle mi, yoksa duygusal yoğunlukla mı etkilemek istiyorsunuz?
Açıkçası belli bir teknik mükemmellik standardı olmadan duygular gerçekten akamaz. Eğer biri kemanda zorlanıyorsa, kafasında ya da kalbinde ne kadar müzikal olursa olsun bunu seyirciye geçiremez. Bu yüzden insanın kendi teknik engellerinden özgürleşmesi gerekir. Teknikle ilgili hiçbir kaygı taşımamalısınız. Her şey tamamen doğal hale gelmeli. Ancak o zaman yalnızca müzik yapmaz, müziği başkalarına gerçekten aktarabilirsiniz. Yani çok iyi bir tekniğe sahip olmanız gerekir. Aksi halde iyi bir müzisyen olamazsınız.
Popüler müzik ile klasik yorumun kesiştiği yerde bazen önyargılar olabiliyor. Bazıları bunu fazla klasik, bazıları fazla pop bulabiliyor. Bu eleştirilere bakışınız yıllar içinde nasıl değişti? Hâlâ bir şey kanıtlama ihtiyacı hissediyor musunuz?
Ben sadece müziğimi yapıyorum. Hayatta hiçbir sanatçı, hiçbir insan herkes tarafından aynı şekilde kabul görmemiştir. Bir sanatçı olmanın parçası da bu bence. Eğer herkes beni ve yaptığım şeyi sevseydi, yanlış bir şey yapıyorum demek olurdu. Biraz karşıtlık olması güzel. Ben klasik repertuvarı çalmayı da çok seviyorum. Ama şunu da başardığımı düşünüyorum: Genç müzisyenlere, özellikle klasik enstrüman çalan piyanistlere, kemancılara ve diğer müzisyenlere repertuvarlarında daha özgür olabilecekleri bir kapı açtım. Son 5-10 yılda TikTok’ta, Instagram’da eğlenceli crossover işler yapan genç müzisyenlere baktığımda, onlar için bu yolu biraz daha kolaylaştırdığımı düşünüyorum.
İstanbul’daki konser öncesinde şunu merak ediyorum: Harbiye gibi güçlü bir hafızası ve atmosferi olan bir sahnede izleyiciye nasıl bir his bırakmak istersiniz?
İyi konserlerde beni en çok etkileyen şey özgürlük, hafiflik, motivasyon ve aynı zamanda sakinlik hissidir. Gerçekten iyi bir performans izlediğimde bunları hissederim. Bence müzik, dinleyici için günlük hayattan kaçtığı küçük bir tatil gibi olmalı. Ben de İstanbul’daki dinleyicilere yaklaşık iki buçuk saatlik bir tatil hissi vermeye çalışacağım. İyi bir ruh hali, iç ısıtan bir atmosfer, heyecan ve anda kalma duygusu… Konserden çıktıklarında hem enerjik hem de o anın içinde kalmış hissetmelerini isterim.
İstanbul’daki dinleyicilerinize söylemek istediğiniz bir şey var mı?
Kesinlikle. Bu güzel açık hava tiyatrosuna geri dönüyorum. En son orada klasik bir konser vermiştim. Bu kez açık havada crossover bir konser çalacak olmak beni çok heyecanlandırıyor. Büyülü bir akşam olacak. Çok sayıda harika hit çalacağız. Tüm hayranlarımı ve umarım daha önce konserlerimi deneyimlememiş yeni dinleyicileri de orada görmeyi umuyorum. Eminim çok etkilenecekler.