Tatlı ve romantik diziler ekranları sarmışken karşımızda bambaşka bir gençlik yapımı var. ‘The Shards’, 1981 Los Angeles’ının cazibeli görüntüsünün ardındaki cinselliğe, şiddete, ayrıcalığa ve Amerikan rüyasının çürüyüşüne bakıyor. Dizinin arkasında ise ‘American Psycho’nun yazarı Bret Easton Ellis ile televizyon dünyasının en provokatif isimlerinden Ryan Murphy var. ‘The Shards’, Disney+’ta yayında.
Ryan Murphy, televizyonun en cesur ve aykırı yapımcılarından biri. Kariyeri boyunca cinselliği, şöhreti, suçu, korkuyu, queer kimlikleri ve Amerikan popüler kültürünün karanlık yüzünü merkezine alan hikâyeler anlattı. ‘Nip/Tuck’ın aşırılığından ‘American Horror Story’nin sarsıcı sahnelerine, ‘Monster’ antolojisinin seri katillere odaklanan dünyasına kadar Murphy, izleyiciyi rahatsız etmekten ve alışılmış kalıpları zorlamaktan çekinmeyen bir anlatıcı oldu.
Şimdi ise Bret Easton Ellis’in 1981 Los Angeles’ında geçen ‘The Shards’ romanını ekrana taşıyor. Partiler, uyuşturucu, seks, ayrıcalıklı gençler ve bir seri katilin gölgesindeki bu hikâye, Murphy’nin yıllardır dönüp dolaştığı temaların doğal bir uzantısı gibi görünüyor.
‘The Shards’ı özel kılan unsurların başında, Bret Easton Ellis’in en kişisel romanlarından birinden uyarlanması geliyor. ‘American Psycho’ ve ‘Less Than Zero’ ile çağdaş Amerikan edebiyatının en tartışmalı isimlerinden biri hâline gelen Ellis, bu kez 17 yaşında yaşadığı Los Angeles’a, yıllar içinde kaybettiği arkadaşlarına ve artık var olmayan bir döneme dönüyor. Kendi gençliğinden izler taşıyan yarı otobiyografik hikâye, anılarla kurgu arasındaki sınırı zaman zaman bulanıklaştırıyor.
Dizinin anlatıcısı ve ana karakteri Bret’i, Igby Rigney canlandırıyor. Seçkin bir okulda okuyan Bret, yazar olmayı hayal eden, Joan Didion’a hayran ve çevresindeki insanları dikkatle gözlemleyen bir genç. Sevgilisi Debbie Schaffer ile yakın arkadaşları Susan Reynolds ve Thom Wright’tan oluşan çevresiyle ayrıcalıklı bir hayat sürüyor. Güzel evler, pahalı arabalar, havuz başı partileri ve sabahlara kadar süren eğlenceler onların gündelik hayatının bir parçası. Ancak bütün bu ihtişamın içinde Bret’in hissettiği huzursuzluk giderek büyüyor; cinsellik, şiddet ve 1980’lerin popüler kültürü de onun dünyasını şekillendiriyor.
Bret’in huzursuzluğunu artıran gelişmelerden biri, Los Angeles’ta gençleri hedef alan bir seri katilin dolaşması ve okuldan bazı öğrencilerin kaybolması. Hikâyenin, AIDS’in salgın olarak kabul edilmeye başlandığı bir dönemde geçtiğini de hatırlayalım. Savaşın ve siyasi çalkantıların Amerikan toplumundaki güven duygusunu aşındırdığı; tarikatların, kayıp gençlerin ve seri katillerin gündemi belirlediği yılların hemen ardından gelen bu atmosfer, anlatının tekinsizliğini daha da artırıyor.

Arkadaş grubundaki dengeler, Robert Mallory’nin okula gelmesiyle değişiyor. Homer Gere’nin canlandırdığı Robert, çekici ve kendinden emin görünse de geçmişiyle ilgili anlattıklarında bazı boşluklar bulunuyor. Bret kısa sürede ona ilgi duymaya başlıyor; ancak bu ilgi zamanla kuşkuya ve saplantıya dönüşüyor.
Robert gerçekten tehlikeli biri mi, yoksa Bret gördüğü her şeyi kendi korkularına göre mi yorumluyor? Dizinin temel gerilimlerinden biri, bu soruya kesin bir yanıt vermenin kolay olmamasından doğuyor.
Yine de ‘The Shards’ yalnızca cinayetler üzerine kurulu bir hikâye değil. Bret’in Robert’a duyduğu takıntı, kendi cinselliğini anlamaya çalışması ve arkadaş grubundaki dengelerin değişmesi dizinin asıl çatışmasını oluşturuyor. Kimliğini saklamak zorunda kalan Bret’in bastırılmış cinselliği, seri katil The Trawler’ın yarattığı korkuyla birleşerek anlatıdaki paranoyayı daha da derinleştiriyor. Kıskançlık, korku ve gençler arasındaki bitmek bilmeyen rekabet giderek birbirine karışıyor.
1981 Los Angeles’ı da bu dünyanın yalnızca fonu değil, başlı başına bir karakteri. Ryan Murphy, dönemin modasını, müziğini ve kültürel ayrıntılarını stilize bir televizyon diliyle ekrana taşıyor. Kokain, viski, gece kulüpleri ve sabahlara kadar süren eğlenceler, ayrıcalıklı gençlerin hayatlarındaki boşluğu kapatmaya yetmiyor. Dönemin popüler şarkıları da yapımın nostaljik ve tekinsiz atmosferini tamamlıyor.
Genç oyuncu kadrosuyla ilgili en dikkat çekici ayrıntılardan biri, bir zamanların gözde çiftlerinden süpermodel Cindy Crawford ile Richard Gere’in çocuklarının aynı dizide rol alması. Kaia, Gerber Susan'a, Homer Gere ise gizemli Robert Mallory’ye hayat veriyor. Birbirlerinden daha önce haberdar olsalar da iki oyuncu dizi sayesinde tanışmış. Hayes Warner ve Graham Campbell, dizinin diğer genç oyuncuları arasında. Ödüllü tiyatro oyuncusu Jordan Roth da yapımın gizemli karakteri Steven’a hayat veriyor; görünümüyle Andy Warhol’u anımsatıyor. Wes Bentley ile Evan Rachel Wood ise kadronun diğer önemli isimleri.
Projenin ekran yolculuğu da birkaç kez yön değiştirmiş. Platform değişikliğinin yanı sıra uyarlamayı başlangıçta Luca Guadagnino’nun yönetmesi planlanmış. Ancak ortaya çıkan iş, Guadagnino’yu aratmayacak kadar etkileyici. ‘The Shards’, Murphy ile eserlerine uzun süredir hayranlık duyduğu Ellis’in ilk profesyonel ortaklığı olma niteliğini taşıyor. Murphy’nin gösterişli televizyon diliyle ekrana gelen yapım, bu yazın en çok konuşulacak dizilerinden biri olmaya aday.