Dubai son 50 yılda Orta Doğu’nun rüya projelerinden biri oldu. Yatırımcılara ve şirketlere tanınan vergi teşvikleri, ikonik binaları ve büyüyen turizm ağıyla dikkat çeken şehir, bölgesel krizle birlikte önemli bir sınavdan geçti. Şimdi soru şu: Yeni dönem nasıl ilerleyecek?
Bölgede bu sorunun cevabının arandığı yerlerden biri de Dubai’de ziyaret ettiğimiz ATM (Arabian Travel Market) Turizm Fuarı oldu. Türkiye ile Dubai arasında yatırım ve turizm açısından karşılıklı bir büyüme ilişkisi bulunuyor. Dubai, Türkiye’den yatırımcı ve turist akışının sürmesini istiyor; Türkiye ise özellikle turizm ve Orta Doğu’da merkez olma hedefi doğrultusunda kendi yol haritasını çiziyor. ATM’de Dubai turizm otoriteleri ve bölgenin büyük otel gruplarından Accor’un yöneticileriyle tam da bu eksende konuştuk.
FUAR BİLE TAKVİMİNİ DEĞİŞTİRDİ
Öncelikle ATM’den başlayalım. Normalde mayısta yapılan fuar, bölgesel gelişmelerin ardından önce ağustosa, sonra yaz tatili ve okul takvimi nedeniyle eylül ayına ertelendi. Yani fuarın kendisi bile bir ‘esneklik’ testinden geçti. 40’tan fazla ülkeden 300’ün üzerinde satın alma profesyonelinin ağırlandığı organizasyonda yaklaşık 80 ülke veya destinasyon temsil edildi.
Fuar takvimindeki değişiklik, Dubai kamu ve özel sektörünün hızlı koordinasyon kabiliyetini de gösteriyor. Yeni strateji ise D33 olarak tanımlanıyor. Dubai Ekonomi ve Turizm Departmanı (DET) Uluslararası Operasyonlardan Sorumlu Kıdemli Başkan Yardımcısı Hoor Al Khaja, D33’ün Dubai’yi yalnızca önde gelen bir ziyaretçi destinasyonu değil, yaşamak, çalışmak ve yatırım yapmak için dünyanın önde gelen şehirlerinden biri haline getirmeyi amaçladığını söylüyor. Ona göre turizm, Dubai ile “ilk temas noktası”.
RAKAMLAR NE SÖYLÜYOR?
Gelelim gerçeklere… Dubai 2026’nın ilk sekiz ayında yaklaşık 7 milyon uluslararası ziyaretçi ağırladı. En güçlü aylardan biri olan ağustosta 870 bin ziyaretçi geldi; bu, geçen yılın aynı ayının yüzde 63’ü. Otel doluluğu yüzde 66’da kaldı ve geçen yılın aynı ayının yaklaşık yüzde 90’ına ulaştı. Kısacası toparlanma var ama henüz tamamlanmış değil. Emirates uçuş ağının yüzde 97’sini yeniden devreye aldı. Bağlantılar geri geldi, talebin tam dönmesi ise zaman alıyor. Al Khaja’ya göre Dubai’nin krizlere yaklaşımı “hızlı öğrenme, koşullara uyum sağlama ve gerekli değişiklikleri kısa sürede uygulama” üzerine kurulu. Reçete üç başlıkta toplanıyor: hızlı karar alan liderlik, kriz döneminde pazardan çekilmeyen uzun vadeli ortaklar ve kamu-özel sektör koordinasyonu. Jeopolitiği kontrol edemiyorsunuz ama kontrol edebildiğiniz alanları güçlendirebiliyorsunuz.
Bence en ilginç örnek ‘Dubai Invite’ programı. Şehir sakinleri yurt dışındaki yakınlarını davet etti; davet ettikleri kişi Dubai’ye geldiğinde 3.000 AED’ye kadar avantaj kazandı. 90 binden fazla kişi başvurdu, yaklaşık 75 bin kişi Dubai’ye geldi. Krizde reklam yerine ‘ilişki’ kullanmak… 200 milletten insanın yaşadığı bir şehirde çok akıllıca.
KRİZDE DAYANIKLILIK TESTİ
Accor Orta Doğu, Afrika ve Asya Pasifik CEO’su Duncan O’Rourke da aynı tabloyu otel tarafından anlatıyor. O’Rourke durumu şöyle özetliyor: “Aksama gerçekti ancak dayanıklılık da gerçekti. Bizi en fazla etkileyen şey, Dubai'nin turizm ekosisteminin ne kadar hızlı bir şekilde bir araya gelmesiydi.” Accor krizde iptal ücretlerinden feragat etmiş, uçuşu iptal olan misafirlerin konaklamasını uzatmış, otel yöneticilerine anlık karar yetkisi vermiş. O’Rourke, “Otellerimizin birçoğu yalnızca konaklama yerleri değil, fiilen destek merkezleri haline geldi” diyor. Fiyat tarafındaki tercih ise bence en çok ders çıkarılacak olanı: “Büyük indirimlere güvenmek yerine getiri yönetimini aktif olarak gerçekleştirdik ve fiyat bütünlüğünü koruduk.” Yani panikle fiyat kırmak yerine talebi iç pazara, bölgeye ve iş segmentine yönlendirmişler. O’Rourke’nin talebe bakışı da önemli: “Seyahat talebi nadiren ortadan kaybolur; zaman içerisinde normalleşmeden önce destinasyonlar arasında yer değiştirme eğilimindedir.” Stratejinin özünü ise tek cümleyle koyuyor: “Belirsizliğe karşı en iyi koruma çeşitlendirmedir.”
TÜRK TURİSTİ ARTIK ‘DEĞER’ ARIYOR
Peki, yatırım tarafı? DET Uluslararası Operasyonlardan Sorumlu Kıdemli Başkan Yardımcısı Al Khaja iyimser: “Genel olarak kesinlikle yükseliş yönünde bir seyir izlediğimizi söyleyebilirim.” Hedefler de net: “Mevcut kapasitemiz, gelecekte ulaşmayı hedeflediğimiz büyüklük için yeterli olmayacak. Bu nedenle Dubai’ye daha fazla yatırım gelmesini bekliyor muyuz? Kesinlikle evet.”
Büyümenin yönü de değişiyor. Palm Jebel Ali, Dubai South, adalar ve Deira bu büyümenin yeni adresleri. Al Maktoum Havalimanı’nın ilk fazı 2027’de, tam kapasitesi 2032-2033’te devreye girecek. Al Khaja zamanlamayı da şöyle anlatıyor: “Bir yatırımcı bugün yeni bir otel açma kararı aldığında, bu yatırımın sonucunu 2027, 2028 veya 2029 yılına kadar göremeyebiliriz.” Türk yatırımcılarla ilgili sorumuza Al Khaja açık konuştu: “Türkiye pazarına özel yatırımcı sayıları veya yatırım hacmi konusunda net rakamlar paylaşamam.” Genel ivmenin sürdüğü söyleniyor ama Türkiye için tablo henüz netleşmiş değil.
Türk seyahat severlerin değişen eğilimi de dikkat çekici. Al Khaja, “Türk seyahat severlerin özellikle fiyat-fayda dengesine, yani ödedikleri ücret karşılığında elde ettikleri değere giderek daha fazla önem verdiklerini düşünüyorum. Ancak burada yalnızca fiyat anlamında bir değerden söz etmiyoruz.” Yani mesele sadece ucuzluk değil, ödenen paraya karşılık alınan kalite… Al Khaja’ya göre bu eğilim önümüzdeki dönemde daha da belirginleşecek.
ANADOLU’DA YENİ FIRSATLAR
O’Rourke da Türkiye’den gelen talebi benzer şekilde değerlendiriyor: “Çatışmanın ardından seyahat alışkanlıklarında kısa vadeli bazı değişimler görmüş olsak da güvenin yeniden tesis edilmesiyle talep toparlandı.” Accor’un gözünde Türkiye en stratejik pazarlardan biri. Grup, 14 şehirde 85’ten fazla otel ve 16.700 odayla faaliyet gösteriyor; 24 otel daha geliştirme aşamasında. Sadece 2025’te 12 otel için anlaşma imzalanmış. O’Rourke, “Özellikle cazip olan nokta, büyümenin artık yalnızca İstanbul veya Antalya’da yoğunlaşmaması” diyor. Fırsat haritası da netleşmiş: “Ankara, İzmir, Bursa, Gaziantep, Konya, Kayseri ve Karadeniz koridorunda uluslararası markaların penetrasyonu hâlâ görece düşük seviyede ve bu durum hem yeni geliştirmeler hem de dönüşümler açısından fırsatlar yaratıyor.” İşte Anadolu'nun turizmdeki ‘gizli potansiyeli’ tam da burada. Duncan O’Rourke, Türkiye pazarının gücünü şu sözlerle ifade ediyor: “Türkiye, bu dönem boyunca Accor’un en dayanıklı ve stratejik pazarlarından biri olmaya devam etti. Güvenin yeniden tesis edilmesiyle talep toparlandı ve hem Türkiye içerisinde hem de Türkiye-Dubai gibi önemli rotalarda uzun vadeli güçlü bir potansiyel görmeye devam ediyoruz.”
Aslında Dubai’nin bu dönemde bize gösterdiği şey, rüya ile gerçeği aynı anda yönetmenin mümkün olduğu. Bölge büyüdükçe Türkiye ve Dubai rakip değil, birbirini besleyen iki merkez olabilir. Türkiye için çıkış yolu; Anadolu şehirlerini uluslararası markalarla buluşturmak, turizmi 12 aya yaymak ve Dubai'nin kriz anlarında gösterdiği kamu-özel koordinasyonunu kendi modeline uyarlamaktan geçiyor. O'Rourke’nin dediği gibi: “Tarih, seyahatin son derece dayanıklı olduğunu gösterdi.” Kimse rüyadan uyanmak istemiyor… Ama asıl mesele, uyandığınızda ne yaptığınız.